17 Aralık 2011 Cumartesi

DENİZCİ BELLEĞİ

Genelde ben söyle düşünmekteyim,yardım ve destek talep etmek mutlaka çok sağlıklı ve medenice bir davranış,geri manevralardaki sorununuzun da sizce bir sorun olarak ele alınması dillendirilmesi de doğru.Ama bence bir şeyi öğrenmek için kullanılacak pek çok yöntem vardır,denizde ise mutlaka ön bilginin yanı sıra tekrar ve deneyim başta gelir iken bu deneyimin gözlenebilmesi ve bilgiye dönüştürülüp denizcilik belleğinin yaratılması da önemlidir.Yoksa kendi başına büyük sayıdaki tekrarlar bu işi becerecek kadar anlamamıza yetmeyebilir.
Zaten işin aslında denizciler arasında farkları meydana getiren en önemli faktör,bir bölümünün iyi gözlemci olup buradan edindiklerinin yorumunu tekne kullanımına indirebilmeleridir.Bu da dediğimiz gibi bir denizci belleği ile olur.Yoksa her olay yeni olmasına rağmen kullanacağımız yöntem önceden bilinmektedir.

SONUÇTA,
PERVANE DÖNÜŞ YÖNÜ-TEKNE HIZI-DENİZ-HAVA-MOTORA VERİLEN GÜÇ-DÜMEN -TEKNE ;
TORNİSTAN MANEVRALARDA TOPLUCA SONUCA ETKİ EDERLER.
BU KONUDA BİRSÜRÜ YAYINLANMIŞ FAYDALANILABİLECEK KAYNAK VARDIR.
Sevgi ve saygılarımla.
Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

7 Aralık 2011 Çarşamba

2012'de Figaro'lar gelecek IMOCA'lar gidecek

 
2012'de Figaro'lar gelecek IMOCA'lar gidecek PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 07 Aralık 2011 01:00
Yelkencilik açısından 2012 yılında dünyanın ve Avrupa'nın gözü Türkiye'de olacak. Zira Avrupa'nın en önemli açık deniz yarışlarından biri olan Europa Race'in startı İstanbul'dan verilecek.

Fransa'dan başlayacak olan Solo Figaro yarışı ise bu yıl daha öncekilerde olduğu gibi İstanbul'da değil, İzmir'de sona erecek.




Olay Nautic tarafından düzenlenen ve Türkiye'nin ev sahibi olduğu iki büyük yarışın duyurusu Organizasyon Komitesi Başkanı Cumali Varer tarafından Paris'teki 51. Salon Nautic'te yapıldı.

Varer, Avrupa'nın gündeminde Mayıs ayından başlayarak, Eylül ayına kadar yelkencilik alanında İstanbul, Bodrum ve İzmir'in önemi rol oynayacağını söyledi.



EUROPA RACE

"IMOCA Ocean Racing" dünya şampiyonası serilerinden biri olan "Europa Race", İstanbul'dan başlayıp sırasıyla İspanya'nın Barcelona, İngiltere'nin Portsmouth limanlarının ardından Fransa'nın Atlantik kıyısında sona erecek. Ancak yarışın hangi kentte sona ereceğine daha karar verilmedi.

Bu yıl ikinci kez düzenlenecek yarışların ilkinde start hatırlanacağı gibi İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilmişti.



CAP İSTANBUL, İZMİR CUP OLDU


Türkiye odaklı ikinci yarışta, Solo (tek kişilik) Figaro tipi tekneler mücadele edecek.

Eylül ayında Fransa'nın güney sahilinden startı verilecek bu yarışta Figaro II tipi tekneler sırasıyla Sicilya, Atina, Bodrum limanlarından sonra mücadeleyi İzmir'de tamamlayacak.

Daha önce "Cap İstanbul" adıyla yapılan ve bu yıl beşincisi düzenlenecek olan yarış bu yıl İzmir'de sona ereceği için adı da "İzmir Cup" olarak değiştirildi.

Toplam dört etaptan oluşan İzmir Cup'ın ilk etabı Fransa'dan başlayacak ve İtalya'nın Sicilya adasının Siraküza limanında sona erecek. İkinci etap Siraküza-Atina, üçüncü etap Atina-Bodrum arasında koşulacak. Son etap ise Bodrum-İzmir arasında gerçekleşecek.

Figaro II Beneteau
sınıfındaki teknelerin Fransa Turu'nun ardından katılacağı bu mücadele aynı zamanda Fransa Şampiyonası'nın da final mücadelesini oluşturacak.


Kaynak: AA



Erkut SOYSAL
0 536 366 65 51

14 Ekim 2011 Cuma

ÇOKLUKLA GÖZDEN KAÇIRILAN BİR GERÇEK



1 Cuma, 14 Ekim 2011 00:16
Yelkenci
"Buna en çarpıcı örnek bugün Asterisk-UNO'nun başına gelendi. Son şamandırayı üçüncü dönüp finişe sonuncu girmesi akıllara "acaba nerede hata yapılıyor?" sorusunu getirdi." ile ilgili yorum yapmak istiyorum.
Evet yarışın son birkaçyüz metresine kadar rahat bir şekilde 3. olarak gidiyorlardı ve bende o şekilde bitireceklerini düşünüyordum. 3 ile 8 olarak tekne tahminimce ( zaman tutmadım ) 10sn içerisinde finiş yapmıştır. Peki Uno neden sonuncu oldu. Bence şanslarını fazla zorladılar. Kesinlikle şanssızdılar ama bunu da biraz kendileri yarattı. Bu kadar hafif, oynak bir havada tek kontra layline'a kadar bir arkanızdaki teknenin kavança atmasını beklerseniz tüm filoya geçilmeniz mümkündür. >>>>>Çok daha önceden pozisyonu korumalı kısa da olsa bir kavança ile rakipleri ile şamandıra arasına girmeliydi. Son kola birinci, çok açık ara dönen Enfant Teribble bile arkasında onu geçebilecek tekne olmamasına rağmen garantili bir şekilde rakiple hedef arasına bir kavança atarak son kolu tamamladı.
UNO Bu garanti manevrayı yapmayıp şanslarını zorladı ve şans onlara maalesef gülmedi.
Teşekkürler yelkenci.
Deniz-yelken adına
Erkut Soysal

13 Ekim 2011 Perşembe

KEYİF ALINABİLİR

KEYİF ALINABİLİR


Les'>http://vimeo.com/8451943">Les Voiles de Saint-Tropez from kaaps'>http://vimeo.com/kaaps">kaaps || spaako on Vimeo.http://vimeo.com">Vimeo.>

26 Eylül 2011 Pazartesi

DENİZİN KİTABINI YAZMAK

Denizin kitabını yazmak",
oldukça kulağa hoş geliyor,kaç sayfaya sığar acaba?Bir de hadi konuşuyoruz,tartışıyoruz,5-10 bin yıllık bir bilgi birikiminin üzerine ekliyebileceğimiz daha önce söylenmemiş bir şey var mı?
Bence bu yazılanlar oldukça güzel ve emek ürünü ama deniz bizden önce de vardı bizden sonra da var olacak.
Belki o bizim kitabımızı yazıyor.Bence..




ve hatta bizim yazdığımız da aslında kendimiz..

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

7 Eylül 2011 Çarşamba

Özür dileriz.

7 gündür denizdeydik,evvelsi gün Mürefte den çıktık yola,rotamız Silivri,yelken motor Kalamış yolundayız,hızımız 6 knt civarı,teknemiz 9 metrelerde klasik, ağaç bir tekne,peşimizden bir gulet belirdi 07.00 sularında, uzun ,oldukça kaliteli bir tekne,8-9 knot bir hızla bir süre sonra aynı rotada bize yetişti,4 mil kadar açıktayız kıyıdan ve deniz bomboş,30-40 m kadar iğnecikten yaklaştılar,başladılar bağırmaya,bir şeyler anlatmaya çalışmaya,önce ne istediklerini anlamadık,rotamızda devam edip yaklaşmasını bekledik,hoş sonra da ne yaptığını ne istediğini anlamadık ya,önce sancak bordamıza 50 metre kadar yaklaştılar,yine ne söylediklerini anlamayınca kendilerine yaklaşmak istedim,tay gibi tekneleri aniden karar değiştirip arkamızdan dolaşıp iskelemize geçtiler,bu sefer de iskelemizde bağırıp çağırmaya başladılar,gene tabii bir şey anlamadık,telsizi işaret etmeğe çalıştım kendilerine ama sanırım anlamadılar,ben anons ettim duymadılar,arkadaşlarım duymuşlar,bağırıyorlar küfrediyorlarmış,niye yolumuzu kesiyorsun ,yol vermiyorsun diye,ben 6 knt onlar 9 knt arkadan geliyorlar ve bana yolu boşalt diyorlarmış,4 mil açıkta.
Duyan gören,tanıyan varsa iletsin,cahillik işte ,bizi affetsinler vesselam.....

17 Temmuz 2011 Pazar

BİR YARIŞ FOTOĞRAFINDAN ÇIKARABİLECEĞİMİZ SONUÇLAR



Bazı arkadaşlarımız buna kişisel alarak alınganlık gösterebilirler,ama benim yapmak istediğim en basit bir yarışta bile ne denli şeylere dikkat etmemiz gerektiğini gösterebilmektir..Bu bir eleştiri değil tamamen tarafsız bir gözlemle tesbit edilmiş üzerinde konuşulur ise işe yarayacağını düşündüğüm , amatör deneyimimle vardığım sonuçlardır.

Hafif hava Orsa seyri gibi görünen seyirde

1-Ekibin konuşlandırılması yanlıştır.
2-Balençinanın boşlanması unutulmuştur.(Bazı çok hafif havalarda balençinanın bomu tartması tercih edilse bile bu seyir şekline uygun olmadığını sanıyorum.
3-Outhaul sonuna kadar alınmıştır.
4-Outhaul un sonuna kadar alınması ana yelken orsa yakasını direkten açmıştır.
5-Çok hassas kullanılması gereken ana yelken arabası ve iskotası sabitlenip bırakılmıştır.
6-Pupa palangası boşu alınmamıştır.
7-Her iki kontradaki genova ıskota arabaları uygun yerde değildir.
8-Hafif havalarda orsa seyrinde ekibin rüzgar ile ilişkisinin
direnç oluşturması önlenmelidir. 

İlk anda tamamen keyfe keder görünen  bu  ayarlar  toplamda elde edilecek hız ve sonucu direkt olarak etkilemektedir.

Deniz ve yelken adına
Erkut Soysal

30 Nisan 2011 Cumartesi

AHDE VEFA

Konu: TERZi
Kime:

SONUNA KADAR OKUYUN, GERÇEKTEN DE ÇOK GÜZEL BİR HİKAYE..


Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış.
Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......

Alıntıdır...

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

23 Nisan 2011 Cumartesi

EMEĞE SAYGI



Sorunlu Manevra
Çelenoğlu’nun son gönderdiği “tekne manevralarını” gösteren 14 sayfalık e kitabındaki bilgilerin ve resimlerin çoğu geçtiğimiz aylarda ©Denizler Kitabevi yayınlarından çıkan, redaksiyonunu yaptığım Temel Denizcilik Bilgileri kitabındandır (Temel Denizcilik Bilgileri, bağla(n)ma-manevra-demirleme, Ivar Dedekam, çeviri: Enis Tek, redaksiyon Sezar Atmaca, Denizler Kitabevi, Şubat 2011). Örneğin yazısındaki 8 şekil (toplam 24 çizim) adı geçen kitaptan (kes-yapıştır) alınmıştır. Şüphesiz bu tür yazıların hazırlanması emek/çaba/araştırma/bilgi ister ama kaynak göstermek de öncelikle işin adabının/etik değerlerinin, daha sonra da mevzuatın gereğidir. Faydalanılan kaynakları belirtmek yazıların değerini azaltmaz, arttırır; nelerin araştırıldığını/okunduğunu gösterir, meraklısına yeni kaynaklar sunar; emeğe/bilgiye/hakka da saygının gereğidir. Ancak bu tür alıntılar kaynak dahi gösterilse belli sınırlar içinde yapılabilir; kamu malı muamelesi yapılıp, istenildiği gibi alıntı yapılamaz. Bir eserin, “eser ( ©/copyright) sahibinin rızası olmadan veya arzusuna aykırı biçimde/ normal yararlanma sınırları dışında/kaynak gösterilmeden… vb. şekilde” kullanılması mevzuata aykırıdır… Mevzuatın hükümleri de hayli ağırdır. Ayrıntılı bilgi için Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na (özellikle madde 35, 38 ve 66-72 arası) bakılabilir. Faydalanılan eserlerin de emek/çaba/bilgi/maliyet olarak başkalarının hakkı olduğunu unutmayalım lütfen…
sezar atmaca
Sayın Sezar Atmaca nın yazısının altına imzamı atıyorum.
Ama bu emeği çalmak için değil,emeğe saygımdan..........