4 Şubat 2010 Perşembe

DENİZSİZ DENİZ



Denizsiz deniz.


Eninde sonunda mutlak kaderimiz bizlerin,hele benim daha da kaderim.
Hiç de şikayet etmemem lazım aslında,geç oldu ama temiz oldu.Ne ben onu tam anladım,ne o beni,fakat birbirimizi hiç kırmadık,incitmedik bu birliktelikte.Daha çok başkalarının bizlerde açtığı yaraları yıkamak temizlemekte birbirimize yardımcı olmaya çalıştık.
Denizli denizlerde olduğum sürece onu ne kadar az algıladığımı görmem ise neredeyse yetmiş senemi yedi.Buna da şükür,bazıları bunun hiç farkında olmayacaklar.
Urlalıların İskelelileri, oldukça net anlatırlar günlük yaşamlarında,kendiliğinden yer etmiştir ağızlarında
“Ömrümü yedin be” derler her olumlu veya olumsuz yoğunlaşmayı anlatırken,en çoklukla denizden yakınmayı, yakınmadan anlatırken.
Bir yakınma değildir dedik bu tarz,bir saygı ifadesidir, gerçekte bir öğünmedir.Anlayana.
Deniz bizim gibilerin tümümüzün ömrünü yemiştir .Ne mutlu bizlere.Bununla öğünebiliriz tevazu göstermeden,deniz gibi bir yosmanın sadık sevgilisi olabilmenin keyfi başkadır.Onuru da.
Ama birçok dostumuzun farkındalığı sadece laftadır denizle ilgili,
ömrünü yemişse bile deniz,ki İskeleye bulaşan herkesin yer.
Ama öyle,ama böyle.
Elini verip kolunu alamamıştır bir bölümümüz denizden.
E kolay mı,deniz bir okul,fakat farklı bir okul.Yaşamın tümü.
Burada çok bilmek yetmez,burada çok kazanmak yetmez,burada çok tanınmak yetmez senin derecelendirilmen için.


Ne garip,


Ne olduğunu anlatmaya çalışırken ne olmadığını söylemek zorunda kaldığımız en iyi örnektir deniz ve tarifi kendiliğinden oluşur böylece,kendi içinde belirir bu söylemimizle, birden.
Çünkü denizin ne olduğunu anlatabilmek hiç kimsenin harcı değildir.


Yetmektir deniz.


Bence.

Deniz ve yelken adına
Erkut Soysal

Hiç yorum yok: