31 Aralık 2009 Perşembe

2010

Denize içinden bakıp, neye baktığını anlayanlara, koruyanlara, kollayanlara, paylaşanlara, paylaştıkça büyüyenlere yeni yılda selamlar olsun.



Deniz ve Yelken adına
Erkut SOYSAL

24 Aralık 2009 Perşembe

KRAL GÜVERCİNLERİN MEKANI

Kral Güvertecilerin Mekanı


deniz:
Elveda demenin burukluğunu mavinin tonlarıyla avutmaktır
sevdiklerinden her saniye uzaklaşıp yine her saniye onları göreceğin güne yaklaşmaktır
Özlemin adını sözlükten daha iyi telaffuz etmektir
sensizliğe şiirler yazmaktır
dört mevsimi bir bavula sığdırmaktır
hayal bile edemeyeceğin uzakların o kadarda uzak olmadığını bilmektir
mavi ile yeşilin sarhoş olduğu yeri 360 kertede görmektir
kimsenin bilmediği bir dili konuşmaktır
yakamozun her rengini görmektir yokluğunda sevgi gibi acıtmasıdır


deniz:
en kara bulutları
en sert rüzgarları
en büyük dalgaları
insanlarla uğraşmaya tercih etmektir
Sancak ve İskeleyi
Adını bilmediğin bir yıldızdan gerçek kuzeyi almaktır
Ülkeni dünyanın her yerinde temsil etmenin gururudur
kendi yazdığın efsanelerin baş rolünü oynamaktır
Her limanda bir sevgili deyiminden nefret etmektir


deniz:
İnsanın düşünce balonlarıyla dolaştığı yerlerdir
deniz tutmasını alkol sarhoşluğuna benzetmektir
Yokluğun aslında nasıl bir erdem olduğunu keşfetmektir
fırtınanın hayallerini yenemeyeceğine inanmaktır
ufka bakıp dünyayı küçümsemektir


deniz:
Hep geleceği düşünüp bu günü harcamaktır
keşke ,belki kelimesini aklından çıkarmaktır
Uykulardan kanter içinde uyanıp dua etmektir
sabretmenin erdemidir


deniz:
tanrıyla buluşmaktır
insanın inandığı herşeyin aslında bir yalan olduğuna inanmaktır
ölmekten korkmamaktır
duvarın bir kenarına çöküp ağlanacak haline ağlamaktır


HAYATINDA BİRKERE BİLE OLSA
GİDİP BİRDAHA DÖNMEMEYİ
DÜŞÜNMEKTİR


deniz:
doğumlara ve ölümlere geç kalmaktır
insanın yalnız doğduğunu ve yine yalnız öleceğini hatırlamaktır
Bir son varsa sonuna kadar gidilecek yerdir
Deniz inanmaktır yaşamaktır sevmektir ölesiye sevmektir



ŞİMDİ SÖYLE
SEN KARADAN DENİZİ GERCEK DENİZ Mİ
ZANNEDİYORSUN???

Alıntıdır.

22 Aralık 2009 Salı

HADİ KOLAY GELSİN 2

Can Buluman yazmış;

Önünde dedelerimizin kısa pantolonla resim çektirdiği, yaklaşık 600 yıllık, Fenerbahçenin sembolü olmuş, Belvü'nün önündeki ağaç artık yok...


Bizlerden hiç ses çıkmıyor herkes razı olmuş gibi. Ağacın olduğu yeri dümdüz asfalt yapmışlar. Üstünden geçerken içim cız etti. Büyük ihtimalle Istanbul'un fethinden önce bile orada olan ağaç artık yok. Akşam babamlara uğradığımda anlatacaktım. Ama inanin söyleyemedim. Beni bile böylesine üzmüşken, o ağacın ondaki hatırasını bildiğim için susmayı tercih ettim..

Kimseden ne bir tepki ne bir sitem duymamış olmak beni çok şaşıttı. Internette konu ile ilgili bir haber var mı diye baktım. Sadece Rengin Soysal'ın aşağıdaki yazısını bulabildim, sizlerle paylaşmak istedim...

1 milyonluk İstanbul'u 20 milyon kişi ile dolduran, yetmezmiş gibi şehrin ciğerleri olan ormanları yakıp yerlerine doğu bloğu ülkelerinde bile artık rastlanmayan sosyal konut kılıklı "site" yapan, rantı görüp kaybedilenlerin farkına bile varamayan bir zihniyetin son ürünü.....

RENGİN SOYSAL'ın yazısı.......
O Ölmedi, onu öldürdüler...
Bir gündüz vakti göz göre göre mi vurdular ilk darbeyi... Sisli ve ayaz bir gecede, sokak lambalarının donuk ışığında, sinsice mi sokuldular yanına... Alacakaranlığında ıslak ve soğuk bir sabahın, gün henüz yeni ağarırken mi kıydılar ona?
Şimdilik bilmiyorum. Hem bilsem ne fark edecek ki giden gittikten sonra. Bildiğim, bir iki yıl önce ‘kolunu, kanadını kırıp’ budadıklarıydı. .. Meğer hazırlık yapıyorlarmış, anlamalıydım. İçim cız ettiydi ama galiba kondurmak istemedim o zaman. Bu kadar ruhsuz, bu kadar vahşi, bu kadar gözü dönmüş olabileceklerini düşünemedim.
O, asırlık koca ağacın, önce yaşam alanını daraltarak, köklerinin toprağıyla irtibatını engelleyip kurumaya bırakmışlar demek ki...
Bu cinayeti taammüden işlemişler.
Fener Kalamış caddesinin sembolü, Belvü’nün önünde yolu ikiye ayıran görkemli ağacı, acımasızca kesip, yolu ‘dümdüz’ etmişler.
Dümdüz etmişler ki kendilerine oy verenler sağlı sollu iki sıra park edebilsinler arabalarını... Kadıköy Belediyesi ne kadar suçluysa, arabalarını yüzyıllık ağaçlardan kıymetli sanan Kadıköylüler de bir o kadar suçlu bu işte.

Bizim apartmanda oturanların, bahçedeki dut ağaçlarına düşman olmalarından deneyimliyim. .. Dutlar, yılda en fazla bir ay, arabalarının üstüne dökülüyor diye, öyle bir budadılar ki, iki yıldır tek bir yaprak vermiyor, ölmeye durdular en az elli yıllık dut ağaçları.
Ben kesilmelerine muhalefet edince onlar da aynı sinsi planı uyguladılar. Sonra bana “üzülmeyin size mutlaka manavdan dut alıp getireceğim” diyebildiler, apartmanımın ‘modern’ kadınları. Çocukları bahçede oynarken ayakkabılarının altı kirleniyor diye yakındılar.

Nasılsa biliyor Belediye, çoğunun sesi çıkmayacak, üstelik onlardan daha da çoğu içinden alkış tutacak şimdiki Kadıköylülerin.
Onlar, arabalarından inip iki adım yürümeyi zül sayanlardır. Yürüyüşe, özel yürüyüş yollarında özel zaman ayırıp ayrıca çıkarlar yalnızca, ‘sağlıklı yaşama’ önem veren ne ‘çağdaş’ bireyler olduklarını kanıtlamak için.
Yeter ki trafikte sıkışmasınlar, gözlerini kırpmadan feda ederler ‘yollarına çıkan’ asırlık ağaçları da, tarihî binaları da. Sonra ‘organik gıda’ satan dükkânlar arar, ozon ve oksijen terapilerine girerler, ömürleri uzasın diye...
Rüzgârı kesen şahsiyetsiz binalardaki evlerini de antikalarla doldururlar, zenginliklerini ve aslında ne köklü olduklarını ele güne göstermek için. Ağaç gölgesinden mahrum, klimaların yapay serinliğine sığınırlar.
“Denizi” yahut da “sokağı görmemize mani oluyor” diyerek evlerinin önündeki ağaçları kesenlerin çocuklarıdır onlar.
Kanalizasyonları denize verilen, denizi kirleten, kirlenmesine feveran etmeyen, havuzlu sitelerde ve evlerde oturma peşine düşen, böyle yapınca ‘denizi evlerine getirdiklerini’ zannedenler.
Ülkesini de, şehrini de orada anıları olduğu için sever, bağlanır insan.
Uzaktayken özlediğimiz vatanımız değildir, hatıralarımızın olduğu yerdir aslında. Ve insan orada yaşadıkları, yaşanmışlıkları var ise yabancı bir ülkeyi, yabancı bir şehri de özleyebilir, hatta daha çok sevebilir kendi vatanından.

Birer birer eksilirken Kadıköy’ü Kadıköy yapan simgeler, özellikler, kokular, lezzetler, hâlâ mümkün mü eskisi gibi sevmek buraları?

İşittiğimde belki de en çok bu yüzden düğümlendi boğazım. Fuat, “önce bir tuhaflık hissettim, sanki ışığı değişmişti havanın” dedi, neredeyse istisnasız her eski Kadıköylünün anılarında yeri olan güzelim ağacın yokluğunu anlatırken. İçime doğmuşçasına, hemen hemen kesildiği zamandan beri geçmemiştim oradan. Akşam hava kararırken yolumu düşürdüm ve hatıralarımla birlikte bir semtin kişiliğinin de silindiğini gördüm.

“Bir semtini sevmek bile bir ömre değer” olan şehrimin, en sevdiğim semtlerini sevilmeyecek hale getirenlere, buna göz yumanlara, destek olanlara öylesine öfkelendim ki yaşlı annem ve babam olmasa, bir an tereddüt etmeden bırakıp giderdim asla ayrılamam zannettiğim Kadıköy’ü de, İstanbul’u da...

Ağaçlar insanlardan çok yaşar... Bulundukları yere faydaları, orayı süslemeleri yanında, geçmişten geleceğe uzanmalarıyla, bir tarihi de yaşatırlar. Hele ki Fenerbahçe’deki örneği, binlerce insanın hatıralarının tanığıysalar...
Neden sus pus Kadıköylüler, o ağaç kesilirken kurban gibi kanı akmadığı için mi bu suskunlukları ?
Ağaçları kesenler, kesenlere itiraz etmeyenler ne hemşehrim ne yoldaşım ne ırkdaşım benim. Tesellim, zincirleme bir telefon trafiğiyle aynı duyguları paylaştığım Arzu, Serpil, Fuat, Ahmet gibiler ve arkadaşım olsun olmasın az sayıda birilerinin varlığına inancım.
Yoksa kaldırımları bu kadar yüksek, hangisine kırmızı yansa; sürücülerinin hız kesmeden ve yayalarının sallana sallana ‘ağır abi’ pozunda geçtiği bir şehirden çoktan ümidimi kestim ben.

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

Etik nedir.

RE: [DENİZ-YELKEN] 12/22/2009 12:05:00 AM


Tue, December 22, 2009 8:51:48 AMFrom: "Unsal, Burcak" View Contact

To: Erkut Soysal





--------------------------------------------------------------------------------





Dayım, yazın için teşekkürler. Çok güzel yazmışsın. Ben şahsen Göztepe Spor Klubübü bünyesi dışında ayrı bir "Göztepe" olgusuna sıcak bakmıyorum. Şu anda Spor Klubü bünyesinde uygun çalışma şartları var ve ben geriye döndüler diye duymuştum.


Nitekim Yelken Federasyon'un sayfasını inceledim. Bundan iki yıl önce Göztepe Yelken Kulübü adı altında ayrı bir kulüp varken şu anda sadece Göztepe Spor Kulubü Yelken Şubesi geçiyor. Başkanı aynı kişi olarak geçiyor. Web adresi de kulübün adresi...

Hal böyleyken bu çok yeni tarihli yazıda hala farklı bir yelken kulübünden söz edilmesi çok garip.

Sevgiler...


--------------------------------------------------------------------------------

GÖZTEPELİLİK KAVRAMI



Sevgili yeğenim,




"Bizimde isteğimiz İzmirde yelken sporunun gelişmesi değil mi? Ne güzel gelişme.


Yalnız hep aynı etik hatayi yapıyorlar, belki de sadece bilgi eksikliğinden, ya da Göztepe ye olan sevgilerinden.


İzmir'de en eski kulüplerinden biri değildir "Göztepe Yelken Kulübü", böyle bir kulüp hiç olmamıştır, onurlu ve yürekten Göztepeliler hiçbir zaman GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ 'nden ayrı bir oluşum düşünmemişler, kapanıncaya kadar da faaliyetlerini kendi dernekleri ile yürütmüşlerdir.


Bu sebeble faaliyetlerini tüm olumsuz koşullara rağmen GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ DENİZCİLİK ŞUBESİ adı altında sürdürmüş , GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ yönetim koltuklarının, hatta kulübün alınır satılır bir meta haline gelmesini oluşturan zihniyetin önünün alınamamasıyla faaliyetine 2001 yılında son vermiş  bu dernek, bütün bu onurlu geçmişin-GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ adına yürütülmüş, yaşanmış geçmişinin-tek gerçek sahibidir.
Kurulacak başka hiçbir yeni  kuruluş, sırf adı GÖZTEPE diye bu mazinin üzerinde hak iddia edemez, bu ahlaka sığmaz.


Yeni kurulmuş ve adını Göztepe Yelken Kulubü olarak şimdi duyduğum bu kulübün mutlaka büyük bir boşluğu dolduracağını düşünüyor ve gönülden başarılar diliyorum.Çok açık bir neden ile adı Göztepe olan her oluşuma heyecanla yaklaşmamız ve benimsememiz, bizdeki GÖZTEPELİLİK anlayışından kaynaklanan ve hiçde gözardı edilemeyecek davranış şeklimiz, bu kulübün , "GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ" nün kuruluşundan beri devam edegelmektedir.Ayrıca böyle bir oluşumun ne kadar geç kaldığını, adı ne olursa olsun, anlatmaya çalıştığımızı yakınımızdakiler çok iyi bilmektedirler.


Tekrar GÖZPEPE YELKEN KULÜBÜ isimli bu yeni oluşuma başarılar diler, emeği geçenlere sevgilerimi sunarım.


Deniz ve Yelken adına



GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ DENİZCİLİK ŞUBESİ DERNEĞİ
Son Başkanı
ERKUT SOYSAL








0 536 366 65 51

--------------------------------------------------------------------------------
Gönderen: "Ünsal, Burçak"
Alıcı: Erkut Soysal
Gönderildi: Mon, 21 Aralık 2009 7:49:38

Konu: Bugünkü Yenigün Gazetesi





21.12.09 Süreyya Karakaplan - Rüzgar ve Yelken köşesinden:



Başarı ile gelen mutluluk

1.958 yýllarýnda körfezin en eski iki kulübünden birisi olan Göztepe Yelken Kulübü son iki yıldır tekrar faaliyete geçme Kararı alarak sporcu kabul etmeye başladı. Ne yazıktır ki o sene bir sporcuyla denize ayak bastı ... Olsun bir sporcu olsun faaliyet olsun. Büyük bir atılımla ve yeni yönetim anlayışı ile yeniden küllerinden doğmaya başladı. Başkan Levent Gülenay ve Yönetim Kurulu Göztepe Spor Kulübü bünyesinden ayrılarak, Göztepe Yelken Kulübü adı altında faaliyetlerine devam etme Kararı alarak bu işe daha da önem verme Kararı aldı.







Önümüzdeki Sezonun hazırlıklarına şimdiden hazırlanmaya başlayan Göztepe Yelken Kulübü Başkanı Levent Gülenay, ve Yönetim Kurulu önümüzdeki sezon sporcu sayısını daha da arttırarak, yelken sporunu öğretmeyi ve sevdirmeyi amaçlıyor. Şu anda 35 sporcu ile hizmet verdiklerini belirten Başkan Levent Gülenay faal, "Sporcu adetini fazlalaştırmak, gençleri bu Spora ve kulübümüz çatısı altında toplamaya başlayacağız. Bunun için Tansu Hocamıza yardımcı olacak bir antrenör daha bünyemize kattık. Bu sezon yapılan yarışlarda çok iyi dereceler aldık. Bunu 2010 sezonunda da sürdürmeye devam edeceğiz. Sponsorlar bulmak için Arayış içindeyiz. Bu dev Çınarı eskiden olduğu gibi güzel günlerine getirmek ilk hedefimiz. Ben ve yönetim kurulu arkadaşlarımın yanı sıra antrenörümüz Tansu Pala'da dahil olmak üzere hep birlikte elimizi Taşın altına koyarak, imkanlarımızı sonuna kadar zorlayacağız her türlü şeyin üstesinden geleceğiz ve "diyor ...





Ben de başkan bravo diyorum ... Bu arada Göztepe Yelken Kulübü yararına İzmir Ekonomi Üniversitesi ev sahipliğinde 5Aralık 2009 Cumartesi günü yapılan kokteyl ve konser İzmir'in tanınmış simaları ve seçkin Davetli Topluluğu katıldılar. Çok neşeli geçen kokteylde Göztepe Yelken KULÜBÜNE yardımlarını esirgemeyen Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Özden Çokdeğer, Deniz Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Bülent Onural, Ekonomi Üniversitesi yetkilileri, Göztepe Yelken Kulübü sporcuları velileri ve İzmir'in önde gelen renkli simaları katıldılar. Başkan Levent Gülenay, bu gecede emeği geçenlere birer teşekkür Plaketi vererek geceyi sonlandırdı. Rüzgarınız Bol, pruvanız neta olsun.

Erkut Soysal

21 Aralık 2009 Pazartesi

HADİ KOLAY GELSİN

Biz Engeceli derdik,ister Sıcağıbükü,isterse Manal olsun.
Geceleri orada seyrederdik, başüstünde sırtüstü uzanıp sabahlara kadar gökyüzünü,yıldızların bir bölümü kayarlardı ,
bize kendilerini gösterebilmek için .
Ya da biz böyle zannederdik,yıldızı değil kendimizi önemsediğimizden.


Kefal dalyanları vardı,çökertmeler,kıyıda öyle restoranlar falan yoktu,bungalov gibi yapılardan oluşmuş bir kamp yeri oldu bir zamanlar, insanlar gelirlerdi.İyimidir kötümüdür ben bilmem,
hatta bir oteli bile vardı.


Tekneyle denizden giderdik,karadan gelen arkadaşlarla buluşurduk burada ve hatta teknelerle gelenlerle aynı demiri paylaşır,sofraları değil ,
sofrayı ortak kurardık.iki saatlik yoldan dostlar gelirdi burada toplanır konaklardık,kendi teknemle olmasa bile.


Orada birini tanımıştım,surf eğitmenliği yapıyorum demişti hatırladığım kadarı ile,onu ziyaret etmiştik çeşitli nedenlerle ve değişik tarihlerde,
sonraları aynı yere bir dostun küçük bir motorunu götürmüş müydük,getirmiş miydik iyi hatırlamıyorum,sonunda bu dosta tekne aldırmıştık içinde kalabileceği,sanırım onunda akrabasıydı veya değildi.


Geceleri ,anlatamam ki nasıl olduğunu, gidip görmek lazım ne dediğimi anlamak için,bir iki kez duayen denizcilerimizin bile gelip demirleyip kaldığına şahit olmuştuk,güneye gitmekten vakit bulduklarında.


Daha da acıtıcı bir anı,meşhur bir üretim çiftliği kuruluşunun yıllığına ,görüntünün eşsizliğinden burayı kullanmıştı bir arkadaşım.


Ve sonra ..........


Her şey değişmeye başladı,önce kıyıya bir kooperatif sitesi yerleşti yadırgamıştık,hatta dağlara bile yerleştiler zaman içinde,yeşili yok edip ,
alıştık sesimizi bile çıkarmadık,sonra çitflikler geldiler,çipura çiftlikleri geldiler,levrek çiftlikleri geldiler ,yine alıştık,sevindik çipuralarla içi içe yaşadığımıza ,bilmiyorduk ki o zamanlar ,çipuradan çok pinaları,ahtopodları sevmemizin gerektiğini ve onlar ise kırıldılar bize, terkettiler sevgisizliğin büyük yıkımı ile evlerini,yuvalarını,şimdi neredeler bilmiyorum,
sonra denize girdiğimiz alanları daralttık mecburen,
suyun bakılacak yüzü kalmadığından,daha sonra ,demirleyip ,yemek yıyebileceğimiz yerleri bile seçmeye başladık ,doğa bir başka olumsuz kokmaya başlamıştı,kirlenmişti ve utanıyordu kokusundan , görüntüsünden ,mide bulandırıyordu ve hatta artık ışık kirliliğinden bile bahsetmeye başlamıştık,  yanlızca deniz kirliliğinden değil.Sanki suçlusu biz değilmişiz gibi.
Geç uyandık.


Bir türlü beraber yaşamayı öğrenememiştik,sardalyayla,çipurayla lidakiyle ahtopotla,pinayla ,yani kısacası doğayla,
her zamanki uzlaşmaz ve paylaşmaz bencil tutumumuzla.


Şimdi onlar galip,biz mağlup,


kendimizi bu duruma düşürdüğümüz,ruhsuz üretimin bu karşı konulmaz mekanik gücüne mahkum olduğumuz için yırtınıyoruz.

Hadi kolay gelsin.

Deniz ve Yelken adına
Erkut Soysal

15 Aralık 2009 Salı

BİLGİ ÜZERİNE

zaman gider, bilgi gider.... adam asılı kalsın,.. daha akılcı geliyor bana,


bilgi adam üretemez ama adam bilgi üretebilir,eylemdir üretimin taşı, temeli

aslında gerçekte o da üretemez,bilgi evrenseldir,ikinci kişiye,üçüncü kişiye ihtiyaç gösterir,neyin bilgi olduğu ve neyin bilgi olmadığını tartışmak bile bir tür üretilmiş bilgi nedenidir."Sadece Adam" ise sadece deney üretir, deneyim kazanır,paylaşır,paylaşırsa bilgi olur,paylaşmazsa hiç.

Bir şeyin bilgi olup olmadığına da, paylaşanların karar vereceği gibi bir anlama ulaşan bu eylemdeki düşünce ikilemi,paylaşılan ile paylaşılmayan olarak bilginin ana yapısını ve tarifini oluşturur.

Oysa "paylaşılmayan bilgi" diye de bir kavram yoktur aslında ,paylaşılmayanın bilgi olarak tanımlanamıyacağı savından bu sonuca varırız.

Bu koşullarda bilginin tanımı; uygulanabilen, aktarılabilen ve paylaşılabilen olarak yapılmalıdır.



Bence,





Erkut SOYSAL
0 536 366 65 51
--------------------------------------------------------------------------------

From: YelkenYorum

To: YelkencilerLokali@yahoogroups.com

Sent: Fri, December 11, 2009 10:50:40 AM

Subject: [YelkencilerLokali] Re: Zaman gider, adam gider... Bilgi, asılı kalsın.

Mevcudiyetiniz her zaman buranın bir ziynet'i oldu. (Ziynet = Mücevher, değer, kıymet). Bulunmanız dahi burası için bir üstün değer.

Özel bir efor sarfetmenize gerek yok.

50.000 üye. Şimdi diye bir projem yok.

Milli Eğitim Bakanlığına Yelken CD'si hazırlayıp tüm Türkiye okullarında boş zamanlarda kıyılarımızı izlettirme projemde ON YILDIR rafta. Bunu Sayın Levent Çelmen'e iletmişimdir. Tüm Yelken Ekmek Yiyenlerinin Bilgi Dağarcıklarını, Arşivlerini Yenilere açma projem gibi. ADF'nin bunun için müthiş bir güç olduğunu düşünenlerdenim.

Sorun şudur. ZAMAN.

Bir odanın boyasını anında bitiremezsiniz. Bir kayığın alt boyasını. Katlar arasında kuruma zamanı çok önemli.

Aynen böyle.

Biz de fikrin oturmasını beklemeliyiz. Zaman geçiyor. Yapacak başka bir şey yok. Geçecek. Geçmiş. Ucundan ne kadar tutabilirsek.

Bu dibace ne için ?

Şunun için;

Sizin şahsen değil on belki 100 kişiye erişebileceğinizi biliyorum ve fakat acele yok diyorum. Zira sorun üye sayısını yükseltmek değil. Amaç katılımcının karnını doyurmak. Bilgi ile, tecrübe ile, anı ile.

Düşününüzki buraları oluştururken 12 sene önce 18.000 üye ile başladım. Ancak biz bu değerli kütleyi bir arada tutabilecek çimentoyu oluşturamadık.

Tabiatı gereği bir arada duramayabilirlerdi. 5.000. Bilgisayar kullanabilen 5.000 bizatihi çok büyük rakamdır. Ama güzel günler ileride. Birbirimizi severek ortak yemek masalarını paylaşabileceğimiz seviyeli günler ileride.
O zamana kadar. Bulunmanız bir şereftir.

Size ve şahsınızda tüm üyelerimize saygılarımı sunuyorum.


--- In YelkencilerLokali@yahoogroups.com, "Serdar AHISKALI" wrote:

>> Sayın Yelken Yorum.

> > Sanal konumun sayını olmaz diye düşünülebilir ama siz böyle tercih ettiğiniz sürece oluversin. Ne fark eder?

> > Görüş ve düşünceleriniz derin, felsefe ve tecrübe dolu. Dahası alışagelmişin dışında, yani farklı. 'Farklılık'' kavramının oldum olası tepki çekmesi kadar bundan nasip almanın değeride doğrudur. Gönüllü emekçilerin eleştiri sigortaları kısa olduğu kadar eleştirenlerinde bu konum hakkındaki bilgileri az olunca bazı yanlış anlaşmalar olabiliyor. Sıhhatli diyloglarda bunun çözümü. Bir iki gündür izlediğim gibi.

> > Özellikle katılımcı gençlerimizin sayılarını artırmak düşüncenize nasıl destek olabilirim diye düşünüyorum. Çocuklar olmadan aile olmak zorlaşıyor.

> > Sevgiler, sevgiler.

> > Serdar Ahıskalı
> ----- Original Message -----
> From: YelkenYorum
> To: yelkencilerlokali@yahoogroups.com
> Sent: Friday, December 11, 2009 10:17 AM
> Subject: [YelkencilerLokali] Zaman gider, adam gider... Bilgi, asılı kalsın.

>

> > Zaman gider, adam gider...

> > Bir adamın neden yazıpduru... merak edebilirsiniz.

> > Zaman akıp geçiyor. Gündelik problemler.

> Adam göçüp gidiyor. Yaşamış, görmüş.

> Alıp götürmek değil hedefi, yaşayıp, gördüklerini.

> > Zamana iliştirmek.

> Adam deyip google'laştırabilirsiniz.

> Bu önemli değil.

> > Konu deyip google'laştırdığınızda,

> > ya da bir ask (soruya)

> answer (cevap aradığınızda)

> > şu çıkarsa karşınıza;

> > "Bilinen şehir efsanesinin aksine, çamurda ince lâstik seçimi...

> yerine;

> > çamur ikiye ayrılır,

> yüzeysel, derinsel,

> her biri için ayrı lâstik.

> Birine buz üzerinde kayma,

> diğerine kum üzerinde batma muamelesi yapmalısınız

> ve seçeceğiniz lâstikler,

> memleket ortalaması ile kullanım arenanıza göre farklılık gösterebilmelidir.

> Örneğin 235x85x16'yı derin çamurda,

> 265x76x16'yı yüzeysel çamurda,

> lateral grip, yanal tutuş şansını arttırabilmek için

> seçmelisiniz'i

> > Türkçe bulduğunuzda sevinecek ve diyeceksiniz ki,

> iyiki yazmış. Giderken lâhitle birlikte götürmemiş.

> İşte yazma, sık yazma sebebi budur.

> Yazılanların hepsinin mutlak doğru olması gerekmez.

> Zira doğru görecelidir ve merdiven gibidir. Çıktıkça vizyon ve görüş alanı değişir.

> > Yelken Yorum

> > Bilgi = Tecrübe anlamında, ya da yaşanmışlık anlamında kullanılmıştır.

> Aynen laboratuarda gözlem esnasında tutulan not gibi.

> Farelere dozu arttırdım. Öldüler.

> Örneğin. Dozu azalt.

4 Aralık 2009 Cuma

İNSANLAR VE DÜNYA

Bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalkmış baba eline gazetesini almış ve akşama kadar Oturup dinlenecek olmanın keyfini çıkartmaya başlamış.

Ama baba Bunları Düşünürken oğlu yanına gelerek kendisini parka götürmek için geçen hafta söz verdiğini hatırlatmış.Canı hiç dışarıya çıkmak istemediği için bir bahane bulup evde oturayım, dinleneyim diye düşünmüş.

Birden gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritası gözüne ilişmiş. Bu Haritayı hemen parçalara ayırmış ve oğluna uzatmış; "bu Haritayı birleştirebilirsen hemen gidelim parka" demiş.

Ardından da içinden derin bir oh çekmiş; "dünyanın coğrafya profesörlerinden birini getirsen yine de toplayamaz bunu iyi akıl ettim" diyerek sevinmiş. Aradan 10 dakika geçmeden çocuk koşarak babasının yanına gelmiş. Baba Haritayı düzelttim parka gidebiliriz demiş.

Adam önce inanmamış ve görmek istemiş. Görünce de şaşırarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk demiş ki; bana verdiğin Haritanın arkasında insan resmi vardı ........
"İNSANI DÜZELTİNCE DÜNYA kendiliğinden düzeldi ..."

Alıntıdır.

Erkut Soysal