24 Kasım 2009 Salı

HAYATI AHESTE YAŞAMAK

HAYATI AHESTE YAŞAMAK

Deniz sporlarından yelkenciliğin ne olduğunu anlatmak için uzun süredir kullanılan bir ifade vardır.

İnsanların günümüzde hele de kentlerde büyük bir zaman baskısı içinde oldukları düşünülmelidir hep. Bunun da bizleri gerdiğini, ruh sağlığını ve dolayısıyla fiziksel sağlığını olumsuz etkilediğini ileri sürerler. İşte yelken sporunun tam da bu yönde devreye girdiğini söylenir.

Ve şöyle derler:

“Yelken insanın modern yaşamdan kaynaklanan zaman baskısının ilacıdır. Yelken ile denize açıldığınızda saniyeler dakika, dakikalar saat, saatler gün, günler hafta, haftalar ay, aylar yıl olur”

bunları düşünür ,çevremdeki insanlarla, medya ile paylaşırken, bir gün bir öykü geçti elime; oldukça kısa:

“Avrupalı gezginciler kendilerine göre gizemli sayılacak bir coğrafyada ,doğa gezisine çıkarlar. Rehber ve yardımcı olarak da yanlarına o bölgenin insanlarını alırlar. Yürüyüşün bir yerinde rehber ve yardımcılar aniden durup otururlar. Avrupalı gezginciler hem şaşırır hem de huysuzlanırlar.

-Neden durdunuz? Kamp yerine daha varmadık derler.

Aldıkları yanıt onları daha da şaşırtır:

-Çok hızlı yürüdük, ruhlarımız arkada kaldı, onların bize yetişmelerini bekliyoruz.”

Yaşamın, içine nüfuz etmeden, çabuk ve yüzeysel tüketilmesinde başkaların da

rahatsız olduğunu anlamamızı sağlamıştır bu öykü.

böyle düşünür ve çevremizle bunu bu şekilde paylaşırken Tübitak’ın Bilim ve Teknik Dergisi Ekim sayısından aktarılan bir yazı ,. Gizem Karlılar’ın kaleme aldığı ; St. Exupery’nin ki “Küçük Prensin” yazarıdır, ‘yaşamak yavaş yavaş doğmaktır’ sözü ile başladığı makalenin adı “Yavaşlama Zamanı” idi ,

dikkatimizi çeker.

“Yaşantımız her geçen gün daha da hızlanıyor. Hayatın hızlanmasıyla birlikte kendimize ayırdığımız zaman günlük programımız içinde giderek daha az yer kaplıyor. “İleri al” tuşuna basılmış gibi yaşamaktan başka yol olmadığını düşünüyoruz. Bu noktada çoğumuz bu telaştan uzaklaşıp bir nefes almak istiyoruz. Sizce de biraz yavaşlamak iyi olmaz mıydı?”

Yazının bu giriş paragrafını bir süre sonra hızlı yaşanan hayatın yarattığı etkilerini tanımlayan kısmı takip ediyor.

“Eğer vücudumuzun bize gönderdiği “yavaşla” sinyallerini -ufak ama tekrarlayan sağlık problemleri- umursamadan yaşamaya devam edersek kendimizi hızlı ve stresli hayatımızın sonuçlarıyla karşı karşıya bulabiliriz. Stresli bir hayatın biyolojik bedeli kalp-damar hastalıkları ve diğer sistemik hastalıklara yakalanma riskinin artması ve hatta yeni araştırmalara göre yaşlanmanın hızlanması olarak gösteriliyor. Yönetilmeyen stresin psikolojik bedelleri ise kaygı, depresyon, yeme bozuklukları ve diğer ruhsal hastalıklar.”

Ve “zaman hastalığı” diye yeni bir kavramla tanıştırır bizi.

“Dünyanın birçok yerinde insanlar işleyen bir saate karşı yarıştıklarını varsayarak günlük programlarını etkinliklerle ne kadar çok doldururlarsa, kendilerine ne kadar az zaman ayırırlarsa onlar için o kadar iyi olacağına inanıyorlar. Bu olgu “zaman hastalığı” diye tanımlanıyor ve filozoflara göre hayatlarımızın bu hızlı akışı ‘yoksulluğun yeni bir türü’”.

Hızlı yaşamanın sadece insanları değil çevreyi de hırpaladığını öğreniyoruz.

“Ekonomilerin gelişme kaydetmesi için daha çok üretimi daha verimli olarak yapmaya odaklanmış iş alanları farkında olmadan da olsa çevreyi kötü yönde etkiliyor. İşyerinde çalışma saatleri arttıkça tüketilen enerji miktarları da artıyor ve karbon salımının artışıyla birlikte doğaya daha çok zarar veriyoruz. Şu an dünyada harcanan enerjinin % 15-% 20 oranında artması karbon emilimini arttıracağından, ortalama hava sıcaklıklarının 1 ila 2 °C yükselmesine, yani küresel ısınmaya katkıda bulunabilir.”

Bu yaşam tarzına karşı geliştirilen “Yavaşlama Hareketi” projesinin destekçilerinden olan Norveçli Profesör Guttorm Fløistad’ın sözlerine kulak verelim.

“Kesin olan tek şey her şeyin değişiyor olması. Değişim hızı giderek artıyor; buna ayak uydurmak istiyorsanız hızlanmak sizin için doğru bir seçim olacaktır...” Buna karşılık ihtiyaçlarımızın değişmediğini hatırlatmakta fayda var. Fark edilmek, takdir edilmek, yakınlık hissetmek ve önemsenmek insanın kendini bir yere, kişiye veya nesneye ait hissetmesini sağlayan olgulardır. Bu ihtiyaçlar, ancak insan ilişkilerinde yavaşlama sağlanırsa giderilebilir. Değişimin üstesinden gelebilmek için yavaş olmayı, derinlemesine düşünmeyi ve birlikte olmayı geri kazanmamız gerekli. Ancak bu şekilde gerçekten kendimizi yenileyebiliriz.”

Ne dersiniz?!

Atalarımız “Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” derken çok önceleri bizi uyarıyor olabilirler miydi?

Edinilen düşünceler
Erkut Soysal

0536 366 65 51

16 Kasım 2009 Pazartesi

URLA' DA DENİZ

EAYK ın misyonu ve 14-15 kasım 2009 yarışları




Hani deriz ya tam 35 diye işte İzmirin bir tanımı da TAM EGE dir ,ne kuzey ne güney,tam egedir İzmir.
Dünyanın etrafını 80 günde dolaşırsın,önemlidir,filimlere ,romanlara konu olursun.En küçük tekne ile bile 2-3 yılda gider gelirsin bir ucuna,kayda değerdir,şöhret bile olursun bu özlemi çekenler arasında,
ama EGE.
Bir ömür değil birkaç ömür yetmez dolaşmaya.
8 metre,10 metre,20 metre dalgalar buranın sadece mitolojisinde vardır belki ama, havanın her çeşidini olabilecek en dar zaman bölümünde en kandırıcı tarzıyla beklemen gerekir.
O da haklıdır bu davranışında,bir labirent gibidir Ege.Her bir karışının ayrı davranışı vardır.Hele İZMİR kendi başına bir sistemdir,oynaktır cilvelidir havasıyla, hatta bir tanımlama şekli olarak yer etmiştir halk diline,İzmir havası gibi deriz bir biçim davranış şeklini anlatmak için veya izmirin havası cilveli kandırıcı kadınların davranışları ile özdeşleştirilir.
Fazla kapılmaya gelmez,kapılmamak da aslında çok zordur,ne yazı yazdır ne kışı kış,insanları gibidir izmir havası sanki hep bahar.

İşte böyle bir coğrafyada buraya hizmetle yükümlü bir yat kulübü vardır ve
böyle bir coğrafyada yaşıyorsan yat kulübü de olsanız davranışlarınızın Ege nin davranışlarından farklı olmaması kaçınılmazdır.

Rahatı severiz,fazla formaliteler bizi sıkar, sıkıntıya pek fazla gelmeyiz,yıllarca en güzelleri yaşadığımızdan, bir faklıdır bütün olaylara bakışımız.Her şekliyle keyif almaya bakarız olaylardan,önce biz deriz,bu bencilliğimizden değildir,biliriz biz derken toplumun bizlerden oluştuğunu,yaşamımız renklıdir,mutfağımız renklidir hayata bakışımız renklidir,keyif almayı biliriz bunların her parçasından,başkaları ne düşünür endişemiz yoktur,yoktur ama bu onları önemsememekten kaynaklanmaz,bu tavrımızın nedeni, sayılamayacak kadar kültürlerle iç içe yaşamamız ve onlarla yoğrulmamızdır.Şimdilerdeki özenti tarifiyle pek sevmesekte ,eski batı kavramıyla, ülkemizin batıya açılan yüzüdür, penceredir İzmir.

Böyle bir coğrafyada da bir yat kulubünü yaşatmak yürütmek oldukça çaba gerektirir.

Başarıya doymuş harika bir geçmiş, üzerine bir şeyler inşa etmek için önceleri kolaylıkmış gibi görünse bile,bunu sürdürmek ve yeni nesillere bir şeyler aktarmak pek kolay bir iş değildir.

Birkaç yürekli insan bu misyonu yüklenmişlerdir,en azından insanların şimdilik çok az sayıda da olsa denize ulaşmalarını sağlamışlardır.

Bu amaçtan hareketle sanırım,iki haftalık bir trofe Urla iskelede uygulanmaktadır,olması gerektiği gibi.
Aslında daha önceleri niye buralara bakılmadığının sebebleri de sorgulanarak sistem geliştirilmelidir
bu sular tüm olanaksızlıklar ileride düzeltilmek kaydıyla mutlaka kullanılmalı misyon yerine getirilmelidir.
Gözümüze çarpan eksiklikler ve yanlışlar yüreklice dillendirilmeli ve öneriler uygun tavırlarla ortaya konulmalıdır,

sevgili yürekli EAYK yöneticilerinin bunları dikkate alacaklarından endişemiz yoktur,bütün bu süreçte de onlardan beklediğimiz,buradaki sorun ve eksikliklerin kendi sorun ve eksikliklerimiz olarak algılanması ve çözülmesine katkıda bulunmalarıdır.Yine bu süreçte, tek amacı daha iyiyi yakalıyabilmek olan talep ve eleştirilere anlayışla yaklaşmalarıdır.

Bence.

Aslında bundan şüphemizde yoktur.



Bu deniz bizim

Erkut SOYSAL

12 Kasım 2009 Perşembe

YABANCI BAYRAKLI TEKNELERDE BİR YIL SATIŞ YASAĞI KALKTI

R.Gazete No. 27403
R.G. Tarihi: 11.11.2009

Ulaştırma Bakanlığı (Denizcilik Müsteşarlığı)'ndan:

TÜRK SAHİPLİ OLUP, YABANCI BAYRAKTA BULUNAN VE ÖZEL KULLANIMA
MAHSUS GEMİ DENİZ VE İÇ SU ARAÇLARININ İTHAL EDİLMESİNE
İLİŞKİN TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ
(TEBLİĞ NO: 2009⁄5)

MADDE 1 – 22⁄8⁄2009 tarihli ve 27327 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan (Tebliğ No: 2009⁄3) Türk Sahipli Olup, Yabancı Bayrakta Bulunan ve Özel Kullanıma Mahsus Gemi Deniz ve İç Su Araçlarının İthal Edilmesine İlişkin Tebliğin 5 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.
MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Denizcilik Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.
22 Ağustos 2009 CUMARTESİ Resmî Gazete
Sayı : 27327
TEBLİĞ
Ulaştırma Bakanlığı (Denizcilik Müsteşarlığı)'ndan:
TÜRK SAHİPLİ OLUP, YABANCI BAYRAKTA BULUNAN VE ÖZEL
KULLANIMA MAHSUS GEMİ DENİZ VE İÇ SU ARAÇLARININ
İTHAL EDİLMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
(TEBLİĞ NO: 2009/3)
A
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, Türk vatandaşları veya Türk Ticaret Kanununa göre kurulan tüzel kişiler tarafından yurt dışında kurulan veya yurt dışında kurulu bulunmakla birlikte hisselerinin bir kısmı Türk vatandaşlarına ait olan bir şirket tarafından iktisap edilmek suretiyle yabancı bayrak çekilmiş olan gemi, deniz ve iç su araçlarının bağlama kütüğüne kaydedilmesi amacıyla ithalini sağlamaktır.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, özel kullanıma mahsus gemi, deniz ve iç su araçlarından; GTİP Numarası 8901.10.10.00. 11, 8901.10.90.00. 11 ve 89.03 olanların ithalinde uygulanır.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ, 10/8/1993 tarihli ve 491 sayılı Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
İthal için aranan şartlar
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ hükümlerine göre yurtdışından gemi, deniz ve iç su aracı ithali;
a) 30/6/2009 tarihinden önce iktisap edilmiş olması,
b) Hak sahipliğini gösterir belgenin (fatura, noter devir belgesi, mahkeme kararı, sicil kayıt belgesi, vergi, resim, harç veya benzeri ödeme yapıldığına ilişkin resmî belgeler) ibraz edilmesi,
c) Taşıdığı bayrağın ülke siciline kayıtlı ise sicil terkin belgesi, sicile kayıtlı değil ise sicil kaydının bulunmadığına dair konsolosluk onaylı yazının ibrazı,
şartına bağlıdır.
Satış ve devir yasağı
MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ kapsamında ithal edilen gemi, deniz ve iç su araçlarının bir (1) yıl süre ile yurt içinde satış ve devri yapılamaz. Talep sahibi, bu Tebliğ kapsamında ithal edeceği gemi, deniz ve iç su aracını bir (1) yıl içerisinde satışını ve devrini yapmayacağına dair taahhütname vermek zorundadır. Taahhütnamenin kapsamı Denizcilik Müsteşarlığınca belirlenir.
Kütüğe kayıt ve gümrük işlemleri
MADDE 6 – (1) Bu Tebliğin 4 üncü ve 5 inci maddesindeki şartları yerine getiren maliklerin talebi üzerine, gemi, deniz ve iç su aracı 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 12 nci maddesi kapsamında bağlama kütüklerine kaydedilir. Bağlama kütüğüne kaydı yapılanlara ilişkin gümrük işlemleri, liman/belediye başkanlıklarının ilgili gümrük idaresine bağlama kütüğüne kaydın yapıldığının bildirimini müteakip otuz gün içinde tamamlanır. Ancak, kütüğe kayıt için gemi, deniz veya iç su araçlarının Türkiye’de bulunması şartı aranmaz. Bu kapsamdaki araçların gümrük işlemleri, Türkiye’ye geldiğinin liman başkanlığı tarafından ilgili gümrük idaresine bildirimini müteakip aynı usulle yapılır.
Yürürlük
MADDE 7 – (1) Bu Tebliğ yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 8 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Denizcilik Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

FURLİNG DE GELİŞMELER


Mustafa Ünel’in yarış furlingi dünya liginde


Haberler - Genel Haberler

Çarşamba, 11 Kasım 2009 18:42

METS Amsterdam Fuarı çerçevesinde yapılan DAME yarışmasında Admiral Denizcilik finale kalan tek Türk firması oldu. Mustafa Ünel tarafından tasarlanan ve patent başvurusu yapılan yarış furlingi 17 Kasım günü basına tanıtılacak ve satışına başlanacak.
Race & Reef Furler adlı sistemde roller sistemli ön saha yelkenine camadan vurulabiliyor.

7 yaşından bu yana yelken yapan ve halen Pirat Sınıf Başkanlığı’nı yürüten Mustafa Ünel’in geliştirdiği “yarış tipi furling sistemi” Amsterdam’daki METS Fuarı kapsamında düzenlenen yeni tasarımlar yarışması DAME’de finale kaldı.
GENOA’YA CAMADAN
Piyasada satışa sunulmayan ve henüz tasarım aşamasında olan ürünlerin katılabildiği yarışmada finale kalan “Admiral Race&Reef” serisi, adından da anlaşılabileceği gibi roller genoa yelkene camadan vurulmasını mümkün kılıyor.
Aslında roller genoalar rüzgar gücü arttıkça sarılıp alan küçültülerek bir anlamda “camadan vurulmuş” gibi kullanılıyor. Ancak standart sistemde genoanın alt yakası güverteden uzaklaştığı için ön saha yelkeninin performansı ciddi oranda düşüyor. Mustafa Ünel’in geliştiriği sistemde ise yelken güverteden uzaklaşmadığı gibi, “sonsuz sarma ipi” sayesinde yelkenin sağnaklarda bollaşması da söz konusu değil.
Özellikle gezi amacıyla kullanılan, ancak düzenli yat yarışlarına katılan tekneler tarafından tercih edilen furling sistemindeki bu yeni ürün Ünel’e yarışmada finale kalma hakkını kazandırdı.

GEÇEN YIL DA FİNALE KALMIŞTI
30 yıldan bu yana Admiral Denizcilik adı altında, manuel, alektrikli ve hidrolik genoa ve anayelken sarma sistemleri olmak üzere direk ray ve arabaları ile genoa ray ve arabaları, boombrake, pasarella, matafora gibi çeşitli ürünler üreten Mustafa Ünel, 2008 yılında da DAME yarışmasında “EasyPower” sistemi ile finale kalmıştı.
Dünyada bir ilk olan ve patenti alınan bu ürün, yelken vinçlerine hiçbir tadilat gerekmeden uygulanan bir dişli aktarım gurubundan oluşuyor. Sistem, vinçlerin daha az güç harcanarak çevrilmesini sağlıyor.

Kaynak: TurkSail

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal