31 Aralık 2009 Perşembe

2010

Denize içinden bakıp, neye baktığını anlayanlara, koruyanlara, kollayanlara, paylaşanlara, paylaştıkça büyüyenlere yeni yılda selamlar olsun.



Deniz ve Yelken adına
Erkut SOYSAL

24 Aralık 2009 Perşembe

KRAL GÜVERCİNLERİN MEKANI

Kral Güvertecilerin Mekanı


deniz:
Elveda demenin burukluğunu mavinin tonlarıyla avutmaktır
sevdiklerinden her saniye uzaklaşıp yine her saniye onları göreceğin güne yaklaşmaktır
Özlemin adını sözlükten daha iyi telaffuz etmektir
sensizliğe şiirler yazmaktır
dört mevsimi bir bavula sığdırmaktır
hayal bile edemeyeceğin uzakların o kadarda uzak olmadığını bilmektir
mavi ile yeşilin sarhoş olduğu yeri 360 kertede görmektir
kimsenin bilmediği bir dili konuşmaktır
yakamozun her rengini görmektir yokluğunda sevgi gibi acıtmasıdır


deniz:
en kara bulutları
en sert rüzgarları
en büyük dalgaları
insanlarla uğraşmaya tercih etmektir
Sancak ve İskeleyi
Adını bilmediğin bir yıldızdan gerçek kuzeyi almaktır
Ülkeni dünyanın her yerinde temsil etmenin gururudur
kendi yazdığın efsanelerin baş rolünü oynamaktır
Her limanda bir sevgili deyiminden nefret etmektir


deniz:
İnsanın düşünce balonlarıyla dolaştığı yerlerdir
deniz tutmasını alkol sarhoşluğuna benzetmektir
Yokluğun aslında nasıl bir erdem olduğunu keşfetmektir
fırtınanın hayallerini yenemeyeceğine inanmaktır
ufka bakıp dünyayı küçümsemektir


deniz:
Hep geleceği düşünüp bu günü harcamaktır
keşke ,belki kelimesini aklından çıkarmaktır
Uykulardan kanter içinde uyanıp dua etmektir
sabretmenin erdemidir


deniz:
tanrıyla buluşmaktır
insanın inandığı herşeyin aslında bir yalan olduğuna inanmaktır
ölmekten korkmamaktır
duvarın bir kenarına çöküp ağlanacak haline ağlamaktır


HAYATINDA BİRKERE BİLE OLSA
GİDİP BİRDAHA DÖNMEMEYİ
DÜŞÜNMEKTİR


deniz:
doğumlara ve ölümlere geç kalmaktır
insanın yalnız doğduğunu ve yine yalnız öleceğini hatırlamaktır
Bir son varsa sonuna kadar gidilecek yerdir
Deniz inanmaktır yaşamaktır sevmektir ölesiye sevmektir



ŞİMDİ SÖYLE
SEN KARADAN DENİZİ GERCEK DENİZ Mİ
ZANNEDİYORSUN???

Alıntıdır.

22 Aralık 2009 Salı

HADİ KOLAY GELSİN 2

Can Buluman yazmış;

Önünde dedelerimizin kısa pantolonla resim çektirdiği, yaklaşık 600 yıllık, Fenerbahçenin sembolü olmuş, Belvü'nün önündeki ağaç artık yok...


Bizlerden hiç ses çıkmıyor herkes razı olmuş gibi. Ağacın olduğu yeri dümdüz asfalt yapmışlar. Üstünden geçerken içim cız etti. Büyük ihtimalle Istanbul'un fethinden önce bile orada olan ağaç artık yok. Akşam babamlara uğradığımda anlatacaktım. Ama inanin söyleyemedim. Beni bile böylesine üzmüşken, o ağacın ondaki hatırasını bildiğim için susmayı tercih ettim..

Kimseden ne bir tepki ne bir sitem duymamış olmak beni çok şaşıttı. Internette konu ile ilgili bir haber var mı diye baktım. Sadece Rengin Soysal'ın aşağıdaki yazısını bulabildim, sizlerle paylaşmak istedim...

1 milyonluk İstanbul'u 20 milyon kişi ile dolduran, yetmezmiş gibi şehrin ciğerleri olan ormanları yakıp yerlerine doğu bloğu ülkelerinde bile artık rastlanmayan sosyal konut kılıklı "site" yapan, rantı görüp kaybedilenlerin farkına bile varamayan bir zihniyetin son ürünü.....

RENGİN SOYSAL'ın yazısı.......
O Ölmedi, onu öldürdüler...
Bir gündüz vakti göz göre göre mi vurdular ilk darbeyi... Sisli ve ayaz bir gecede, sokak lambalarının donuk ışığında, sinsice mi sokuldular yanına... Alacakaranlığında ıslak ve soğuk bir sabahın, gün henüz yeni ağarırken mi kıydılar ona?
Şimdilik bilmiyorum. Hem bilsem ne fark edecek ki giden gittikten sonra. Bildiğim, bir iki yıl önce ‘kolunu, kanadını kırıp’ budadıklarıydı. .. Meğer hazırlık yapıyorlarmış, anlamalıydım. İçim cız ettiydi ama galiba kondurmak istemedim o zaman. Bu kadar ruhsuz, bu kadar vahşi, bu kadar gözü dönmüş olabileceklerini düşünemedim.
O, asırlık koca ağacın, önce yaşam alanını daraltarak, köklerinin toprağıyla irtibatını engelleyip kurumaya bırakmışlar demek ki...
Bu cinayeti taammüden işlemişler.
Fener Kalamış caddesinin sembolü, Belvü’nün önünde yolu ikiye ayıran görkemli ağacı, acımasızca kesip, yolu ‘dümdüz’ etmişler.
Dümdüz etmişler ki kendilerine oy verenler sağlı sollu iki sıra park edebilsinler arabalarını... Kadıköy Belediyesi ne kadar suçluysa, arabalarını yüzyıllık ağaçlardan kıymetli sanan Kadıköylüler de bir o kadar suçlu bu işte.

Bizim apartmanda oturanların, bahçedeki dut ağaçlarına düşman olmalarından deneyimliyim. .. Dutlar, yılda en fazla bir ay, arabalarının üstüne dökülüyor diye, öyle bir budadılar ki, iki yıldır tek bir yaprak vermiyor, ölmeye durdular en az elli yıllık dut ağaçları.
Ben kesilmelerine muhalefet edince onlar da aynı sinsi planı uyguladılar. Sonra bana “üzülmeyin size mutlaka manavdan dut alıp getireceğim” diyebildiler, apartmanımın ‘modern’ kadınları. Çocukları bahçede oynarken ayakkabılarının altı kirleniyor diye yakındılar.

Nasılsa biliyor Belediye, çoğunun sesi çıkmayacak, üstelik onlardan daha da çoğu içinden alkış tutacak şimdiki Kadıköylülerin.
Onlar, arabalarından inip iki adım yürümeyi zül sayanlardır. Yürüyüşe, özel yürüyüş yollarında özel zaman ayırıp ayrıca çıkarlar yalnızca, ‘sağlıklı yaşama’ önem veren ne ‘çağdaş’ bireyler olduklarını kanıtlamak için.
Yeter ki trafikte sıkışmasınlar, gözlerini kırpmadan feda ederler ‘yollarına çıkan’ asırlık ağaçları da, tarihî binaları da. Sonra ‘organik gıda’ satan dükkânlar arar, ozon ve oksijen terapilerine girerler, ömürleri uzasın diye...
Rüzgârı kesen şahsiyetsiz binalardaki evlerini de antikalarla doldururlar, zenginliklerini ve aslında ne köklü olduklarını ele güne göstermek için. Ağaç gölgesinden mahrum, klimaların yapay serinliğine sığınırlar.
“Denizi” yahut da “sokağı görmemize mani oluyor” diyerek evlerinin önündeki ağaçları kesenlerin çocuklarıdır onlar.
Kanalizasyonları denize verilen, denizi kirleten, kirlenmesine feveran etmeyen, havuzlu sitelerde ve evlerde oturma peşine düşen, böyle yapınca ‘denizi evlerine getirdiklerini’ zannedenler.
Ülkesini de, şehrini de orada anıları olduğu için sever, bağlanır insan.
Uzaktayken özlediğimiz vatanımız değildir, hatıralarımızın olduğu yerdir aslında. Ve insan orada yaşadıkları, yaşanmışlıkları var ise yabancı bir ülkeyi, yabancı bir şehri de özleyebilir, hatta daha çok sevebilir kendi vatanından.

Birer birer eksilirken Kadıköy’ü Kadıköy yapan simgeler, özellikler, kokular, lezzetler, hâlâ mümkün mü eskisi gibi sevmek buraları?

İşittiğimde belki de en çok bu yüzden düğümlendi boğazım. Fuat, “önce bir tuhaflık hissettim, sanki ışığı değişmişti havanın” dedi, neredeyse istisnasız her eski Kadıköylünün anılarında yeri olan güzelim ağacın yokluğunu anlatırken. İçime doğmuşçasına, hemen hemen kesildiği zamandan beri geçmemiştim oradan. Akşam hava kararırken yolumu düşürdüm ve hatıralarımla birlikte bir semtin kişiliğinin de silindiğini gördüm.

“Bir semtini sevmek bile bir ömre değer” olan şehrimin, en sevdiğim semtlerini sevilmeyecek hale getirenlere, buna göz yumanlara, destek olanlara öylesine öfkelendim ki yaşlı annem ve babam olmasa, bir an tereddüt etmeden bırakıp giderdim asla ayrılamam zannettiğim Kadıköy’ü de, İstanbul’u da...

Ağaçlar insanlardan çok yaşar... Bulundukları yere faydaları, orayı süslemeleri yanında, geçmişten geleceğe uzanmalarıyla, bir tarihi de yaşatırlar. Hele ki Fenerbahçe’deki örneği, binlerce insanın hatıralarının tanığıysalar...
Neden sus pus Kadıköylüler, o ağaç kesilirken kurban gibi kanı akmadığı için mi bu suskunlukları ?
Ağaçları kesenler, kesenlere itiraz etmeyenler ne hemşehrim ne yoldaşım ne ırkdaşım benim. Tesellim, zincirleme bir telefon trafiğiyle aynı duyguları paylaştığım Arzu, Serpil, Fuat, Ahmet gibiler ve arkadaşım olsun olmasın az sayıda birilerinin varlığına inancım.
Yoksa kaldırımları bu kadar yüksek, hangisine kırmızı yansa; sürücülerinin hız kesmeden ve yayalarının sallana sallana ‘ağır abi’ pozunda geçtiği bir şehirden çoktan ümidimi kestim ben.

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

Etik nedir.

RE: [DENİZ-YELKEN] 12/22/2009 12:05:00 AM


Tue, December 22, 2009 8:51:48 AMFrom: "Unsal, Burcak" View Contact

To: Erkut Soysal





--------------------------------------------------------------------------------





Dayım, yazın için teşekkürler. Çok güzel yazmışsın. Ben şahsen Göztepe Spor Klubübü bünyesi dışında ayrı bir "Göztepe" olgusuna sıcak bakmıyorum. Şu anda Spor Klubü bünyesinde uygun çalışma şartları var ve ben geriye döndüler diye duymuştum.


Nitekim Yelken Federasyon'un sayfasını inceledim. Bundan iki yıl önce Göztepe Yelken Kulübü adı altında ayrı bir kulüp varken şu anda sadece Göztepe Spor Kulubü Yelken Şubesi geçiyor. Başkanı aynı kişi olarak geçiyor. Web adresi de kulübün adresi...

Hal böyleyken bu çok yeni tarihli yazıda hala farklı bir yelken kulübünden söz edilmesi çok garip.

Sevgiler...


--------------------------------------------------------------------------------

GÖZTEPELİLİK KAVRAMI



Sevgili yeğenim,




"Bizimde isteğimiz İzmirde yelken sporunun gelişmesi değil mi? Ne güzel gelişme.


Yalnız hep aynı etik hatayi yapıyorlar, belki de sadece bilgi eksikliğinden, ya da Göztepe ye olan sevgilerinden.


İzmir'de en eski kulüplerinden biri değildir "Göztepe Yelken Kulübü", böyle bir kulüp hiç olmamıştır, onurlu ve yürekten Göztepeliler hiçbir zaman GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ 'nden ayrı bir oluşum düşünmemişler, kapanıncaya kadar da faaliyetlerini kendi dernekleri ile yürütmüşlerdir.


Bu sebeble faaliyetlerini tüm olumsuz koşullara rağmen GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ DENİZCİLİK ŞUBESİ adı altında sürdürmüş , GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ yönetim koltuklarının, hatta kulübün alınır satılır bir meta haline gelmesini oluşturan zihniyetin önünün alınamamasıyla faaliyetine 2001 yılında son vermiş  bu dernek, bütün bu onurlu geçmişin-GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ adına yürütülmüş, yaşanmış geçmişinin-tek gerçek sahibidir.
Kurulacak başka hiçbir yeni  kuruluş, sırf adı GÖZTEPE diye bu mazinin üzerinde hak iddia edemez, bu ahlaka sığmaz.


Yeni kurulmuş ve adını Göztepe Yelken Kulubü olarak şimdi duyduğum bu kulübün mutlaka büyük bir boşluğu dolduracağını düşünüyor ve gönülden başarılar diliyorum.Çok açık bir neden ile adı Göztepe olan her oluşuma heyecanla yaklaşmamız ve benimsememiz, bizdeki GÖZTEPELİLİK anlayışından kaynaklanan ve hiçde gözardı edilemeyecek davranış şeklimiz, bu kulübün , "GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ" nün kuruluşundan beri devam edegelmektedir.Ayrıca böyle bir oluşumun ne kadar geç kaldığını, adı ne olursa olsun, anlatmaya çalıştığımızı yakınımızdakiler çok iyi bilmektedirler.


Tekrar GÖZPEPE YELKEN KULÜBÜ isimli bu yeni oluşuma başarılar diler, emeği geçenlere sevgilerimi sunarım.


Deniz ve Yelken adına



GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ DENİZCİLİK ŞUBESİ DERNEĞİ
Son Başkanı
ERKUT SOYSAL








0 536 366 65 51

--------------------------------------------------------------------------------
Gönderen: "Ünsal, Burçak"
Alıcı: Erkut Soysal
Gönderildi: Mon, 21 Aralık 2009 7:49:38

Konu: Bugünkü Yenigün Gazetesi





21.12.09 Süreyya Karakaplan - Rüzgar ve Yelken köşesinden:



Başarı ile gelen mutluluk

1.958 yýllarýnda körfezin en eski iki kulübünden birisi olan Göztepe Yelken Kulübü son iki yıldır tekrar faaliyete geçme Kararı alarak sporcu kabul etmeye başladı. Ne yazıktır ki o sene bir sporcuyla denize ayak bastı ... Olsun bir sporcu olsun faaliyet olsun. Büyük bir atılımla ve yeni yönetim anlayışı ile yeniden küllerinden doğmaya başladı. Başkan Levent Gülenay ve Yönetim Kurulu Göztepe Spor Kulübü bünyesinden ayrılarak, Göztepe Yelken Kulübü adı altında faaliyetlerine devam etme Kararı alarak bu işe daha da önem verme Kararı aldı.







Önümüzdeki Sezonun hazırlıklarına şimdiden hazırlanmaya başlayan Göztepe Yelken Kulübü Başkanı Levent Gülenay, ve Yönetim Kurulu önümüzdeki sezon sporcu sayısını daha da arttırarak, yelken sporunu öğretmeyi ve sevdirmeyi amaçlıyor. Şu anda 35 sporcu ile hizmet verdiklerini belirten Başkan Levent Gülenay faal, "Sporcu adetini fazlalaştırmak, gençleri bu Spora ve kulübümüz çatısı altında toplamaya başlayacağız. Bunun için Tansu Hocamıza yardımcı olacak bir antrenör daha bünyemize kattık. Bu sezon yapılan yarışlarda çok iyi dereceler aldık. Bunu 2010 sezonunda da sürdürmeye devam edeceğiz. Sponsorlar bulmak için Arayış içindeyiz. Bu dev Çınarı eskiden olduğu gibi güzel günlerine getirmek ilk hedefimiz. Ben ve yönetim kurulu arkadaşlarımın yanı sıra antrenörümüz Tansu Pala'da dahil olmak üzere hep birlikte elimizi Taşın altına koyarak, imkanlarımızı sonuna kadar zorlayacağız her türlü şeyin üstesinden geleceğiz ve "diyor ...





Ben de başkan bravo diyorum ... Bu arada Göztepe Yelken Kulübü yararına İzmir Ekonomi Üniversitesi ev sahipliğinde 5Aralık 2009 Cumartesi günü yapılan kokteyl ve konser İzmir'in tanınmış simaları ve seçkin Davetli Topluluğu katıldılar. Çok neşeli geçen kokteylde Göztepe Yelken KULÜBÜNE yardımlarını esirgemeyen Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Özden Çokdeğer, Deniz Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Bülent Onural, Ekonomi Üniversitesi yetkilileri, Göztepe Yelken Kulübü sporcuları velileri ve İzmir'in önde gelen renkli simaları katıldılar. Başkan Levent Gülenay, bu gecede emeği geçenlere birer teşekkür Plaketi vererek geceyi sonlandırdı. Rüzgarınız Bol, pruvanız neta olsun.

Erkut Soysal

21 Aralık 2009 Pazartesi

HADİ KOLAY GELSİN

Biz Engeceli derdik,ister Sıcağıbükü,isterse Manal olsun.
Geceleri orada seyrederdik, başüstünde sırtüstü uzanıp sabahlara kadar gökyüzünü,yıldızların bir bölümü kayarlardı ,
bize kendilerini gösterebilmek için .
Ya da biz böyle zannederdik,yıldızı değil kendimizi önemsediğimizden.


Kefal dalyanları vardı,çökertmeler,kıyıda öyle restoranlar falan yoktu,bungalov gibi yapılardan oluşmuş bir kamp yeri oldu bir zamanlar, insanlar gelirlerdi.İyimidir kötümüdür ben bilmem,
hatta bir oteli bile vardı.


Tekneyle denizden giderdik,karadan gelen arkadaşlarla buluşurduk burada ve hatta teknelerle gelenlerle aynı demiri paylaşır,sofraları değil ,
sofrayı ortak kurardık.iki saatlik yoldan dostlar gelirdi burada toplanır konaklardık,kendi teknemle olmasa bile.


Orada birini tanımıştım,surf eğitmenliği yapıyorum demişti hatırladığım kadarı ile,onu ziyaret etmiştik çeşitli nedenlerle ve değişik tarihlerde,
sonraları aynı yere bir dostun küçük bir motorunu götürmüş müydük,getirmiş miydik iyi hatırlamıyorum,sonunda bu dosta tekne aldırmıştık içinde kalabileceği,sanırım onunda akrabasıydı veya değildi.


Geceleri ,anlatamam ki nasıl olduğunu, gidip görmek lazım ne dediğimi anlamak için,bir iki kez duayen denizcilerimizin bile gelip demirleyip kaldığına şahit olmuştuk,güneye gitmekten vakit bulduklarında.


Daha da acıtıcı bir anı,meşhur bir üretim çiftliği kuruluşunun yıllığına ,görüntünün eşsizliğinden burayı kullanmıştı bir arkadaşım.


Ve sonra ..........


Her şey değişmeye başladı,önce kıyıya bir kooperatif sitesi yerleşti yadırgamıştık,hatta dağlara bile yerleştiler zaman içinde,yeşili yok edip ,
alıştık sesimizi bile çıkarmadık,sonra çitflikler geldiler,çipura çiftlikleri geldiler,levrek çiftlikleri geldiler ,yine alıştık,sevindik çipuralarla içi içe yaşadığımıza ,bilmiyorduk ki o zamanlar ,çipuradan çok pinaları,ahtopodları sevmemizin gerektiğini ve onlar ise kırıldılar bize, terkettiler sevgisizliğin büyük yıkımı ile evlerini,yuvalarını,şimdi neredeler bilmiyorum,
sonra denize girdiğimiz alanları daralttık mecburen,
suyun bakılacak yüzü kalmadığından,daha sonra ,demirleyip ,yemek yıyebileceğimiz yerleri bile seçmeye başladık ,doğa bir başka olumsuz kokmaya başlamıştı,kirlenmişti ve utanıyordu kokusundan , görüntüsünden ,mide bulandırıyordu ve hatta artık ışık kirliliğinden bile bahsetmeye başlamıştık,  yanlızca deniz kirliliğinden değil.Sanki suçlusu biz değilmişiz gibi.
Geç uyandık.


Bir türlü beraber yaşamayı öğrenememiştik,sardalyayla,çipurayla lidakiyle ahtopotla,pinayla ,yani kısacası doğayla,
her zamanki uzlaşmaz ve paylaşmaz bencil tutumumuzla.


Şimdi onlar galip,biz mağlup,


kendimizi bu duruma düşürdüğümüz,ruhsuz üretimin bu karşı konulmaz mekanik gücüne mahkum olduğumuz için yırtınıyoruz.

Hadi kolay gelsin.

Deniz ve Yelken adına
Erkut Soysal

15 Aralık 2009 Salı

BİLGİ ÜZERİNE

zaman gider, bilgi gider.... adam asılı kalsın,.. daha akılcı geliyor bana,


bilgi adam üretemez ama adam bilgi üretebilir,eylemdir üretimin taşı, temeli

aslında gerçekte o da üretemez,bilgi evrenseldir,ikinci kişiye,üçüncü kişiye ihtiyaç gösterir,neyin bilgi olduğu ve neyin bilgi olmadığını tartışmak bile bir tür üretilmiş bilgi nedenidir."Sadece Adam" ise sadece deney üretir, deneyim kazanır,paylaşır,paylaşırsa bilgi olur,paylaşmazsa hiç.

Bir şeyin bilgi olup olmadığına da, paylaşanların karar vereceği gibi bir anlama ulaşan bu eylemdeki düşünce ikilemi,paylaşılan ile paylaşılmayan olarak bilginin ana yapısını ve tarifini oluşturur.

Oysa "paylaşılmayan bilgi" diye de bir kavram yoktur aslında ,paylaşılmayanın bilgi olarak tanımlanamıyacağı savından bu sonuca varırız.

Bu koşullarda bilginin tanımı; uygulanabilen, aktarılabilen ve paylaşılabilen olarak yapılmalıdır.



Bence,





Erkut SOYSAL
0 536 366 65 51
--------------------------------------------------------------------------------

From: YelkenYorum

To: YelkencilerLokali@yahoogroups.com

Sent: Fri, December 11, 2009 10:50:40 AM

Subject: [YelkencilerLokali] Re: Zaman gider, adam gider... Bilgi, asılı kalsın.

Mevcudiyetiniz her zaman buranın bir ziynet'i oldu. (Ziynet = Mücevher, değer, kıymet). Bulunmanız dahi burası için bir üstün değer.

Özel bir efor sarfetmenize gerek yok.

50.000 üye. Şimdi diye bir projem yok.

Milli Eğitim Bakanlığına Yelken CD'si hazırlayıp tüm Türkiye okullarında boş zamanlarda kıyılarımızı izlettirme projemde ON YILDIR rafta. Bunu Sayın Levent Çelmen'e iletmişimdir. Tüm Yelken Ekmek Yiyenlerinin Bilgi Dağarcıklarını, Arşivlerini Yenilere açma projem gibi. ADF'nin bunun için müthiş bir güç olduğunu düşünenlerdenim.

Sorun şudur. ZAMAN.

Bir odanın boyasını anında bitiremezsiniz. Bir kayığın alt boyasını. Katlar arasında kuruma zamanı çok önemli.

Aynen böyle.

Biz de fikrin oturmasını beklemeliyiz. Zaman geçiyor. Yapacak başka bir şey yok. Geçecek. Geçmiş. Ucundan ne kadar tutabilirsek.

Bu dibace ne için ?

Şunun için;

Sizin şahsen değil on belki 100 kişiye erişebileceğinizi biliyorum ve fakat acele yok diyorum. Zira sorun üye sayısını yükseltmek değil. Amaç katılımcının karnını doyurmak. Bilgi ile, tecrübe ile, anı ile.

Düşününüzki buraları oluştururken 12 sene önce 18.000 üye ile başladım. Ancak biz bu değerli kütleyi bir arada tutabilecek çimentoyu oluşturamadık.

Tabiatı gereği bir arada duramayabilirlerdi. 5.000. Bilgisayar kullanabilen 5.000 bizatihi çok büyük rakamdır. Ama güzel günler ileride. Birbirimizi severek ortak yemek masalarını paylaşabileceğimiz seviyeli günler ileride.
O zamana kadar. Bulunmanız bir şereftir.

Size ve şahsınızda tüm üyelerimize saygılarımı sunuyorum.


--- In YelkencilerLokali@yahoogroups.com, "Serdar AHISKALI" wrote:

>> Sayın Yelken Yorum.

> > Sanal konumun sayını olmaz diye düşünülebilir ama siz böyle tercih ettiğiniz sürece oluversin. Ne fark eder?

> > Görüş ve düşünceleriniz derin, felsefe ve tecrübe dolu. Dahası alışagelmişin dışında, yani farklı. 'Farklılık'' kavramının oldum olası tepki çekmesi kadar bundan nasip almanın değeride doğrudur. Gönüllü emekçilerin eleştiri sigortaları kısa olduğu kadar eleştirenlerinde bu konum hakkındaki bilgileri az olunca bazı yanlış anlaşmalar olabiliyor. Sıhhatli diyloglarda bunun çözümü. Bir iki gündür izlediğim gibi.

> > Özellikle katılımcı gençlerimizin sayılarını artırmak düşüncenize nasıl destek olabilirim diye düşünüyorum. Çocuklar olmadan aile olmak zorlaşıyor.

> > Sevgiler, sevgiler.

> > Serdar Ahıskalı
> ----- Original Message -----
> From: YelkenYorum
> To: yelkencilerlokali@yahoogroups.com
> Sent: Friday, December 11, 2009 10:17 AM
> Subject: [YelkencilerLokali] Zaman gider, adam gider... Bilgi, asılı kalsın.

>

> > Zaman gider, adam gider...

> > Bir adamın neden yazıpduru... merak edebilirsiniz.

> > Zaman akıp geçiyor. Gündelik problemler.

> Adam göçüp gidiyor. Yaşamış, görmüş.

> Alıp götürmek değil hedefi, yaşayıp, gördüklerini.

> > Zamana iliştirmek.

> Adam deyip google'laştırabilirsiniz.

> Bu önemli değil.

> > Konu deyip google'laştırdığınızda,

> > ya da bir ask (soruya)

> answer (cevap aradığınızda)

> > şu çıkarsa karşınıza;

> > "Bilinen şehir efsanesinin aksine, çamurda ince lâstik seçimi...

> yerine;

> > çamur ikiye ayrılır,

> yüzeysel, derinsel,

> her biri için ayrı lâstik.

> Birine buz üzerinde kayma,

> diğerine kum üzerinde batma muamelesi yapmalısınız

> ve seçeceğiniz lâstikler,

> memleket ortalaması ile kullanım arenanıza göre farklılık gösterebilmelidir.

> Örneğin 235x85x16'yı derin çamurda,

> 265x76x16'yı yüzeysel çamurda,

> lateral grip, yanal tutuş şansını arttırabilmek için

> seçmelisiniz'i

> > Türkçe bulduğunuzda sevinecek ve diyeceksiniz ki,

> iyiki yazmış. Giderken lâhitle birlikte götürmemiş.

> İşte yazma, sık yazma sebebi budur.

> Yazılanların hepsinin mutlak doğru olması gerekmez.

> Zira doğru görecelidir ve merdiven gibidir. Çıktıkça vizyon ve görüş alanı değişir.

> > Yelken Yorum

> > Bilgi = Tecrübe anlamında, ya da yaşanmışlık anlamında kullanılmıştır.

> Aynen laboratuarda gözlem esnasında tutulan not gibi.

> Farelere dozu arttırdım. Öldüler.

> Örneğin. Dozu azalt.

4 Aralık 2009 Cuma

İNSANLAR VE DÜNYA

Bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalkmış baba eline gazetesini almış ve akşama kadar Oturup dinlenecek olmanın keyfini çıkartmaya başlamış.

Ama baba Bunları Düşünürken oğlu yanına gelerek kendisini parka götürmek için geçen hafta söz verdiğini hatırlatmış.Canı hiç dışarıya çıkmak istemediği için bir bahane bulup evde oturayım, dinleneyim diye düşünmüş.

Birden gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritası gözüne ilişmiş. Bu Haritayı hemen parçalara ayırmış ve oğluna uzatmış; "bu Haritayı birleştirebilirsen hemen gidelim parka" demiş.

Ardından da içinden derin bir oh çekmiş; "dünyanın coğrafya profesörlerinden birini getirsen yine de toplayamaz bunu iyi akıl ettim" diyerek sevinmiş. Aradan 10 dakika geçmeden çocuk koşarak babasının yanına gelmiş. Baba Haritayı düzelttim parka gidebiliriz demiş.

Adam önce inanmamış ve görmek istemiş. Görünce de şaşırarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk demiş ki; bana verdiğin Haritanın arkasında insan resmi vardı ........
"İNSANI DÜZELTİNCE DÜNYA kendiliğinden düzeldi ..."

Alıntıdır.

Erkut Soysal

24 Kasım 2009 Salı

HAYATI AHESTE YAŞAMAK

HAYATI AHESTE YAŞAMAK

Deniz sporlarından yelkenciliğin ne olduğunu anlatmak için uzun süredir kullanılan bir ifade vardır.

İnsanların günümüzde hele de kentlerde büyük bir zaman baskısı içinde oldukları düşünülmelidir hep. Bunun da bizleri gerdiğini, ruh sağlığını ve dolayısıyla fiziksel sağlığını olumsuz etkilediğini ileri sürerler. İşte yelken sporunun tam da bu yönde devreye girdiğini söylenir.

Ve şöyle derler:

“Yelken insanın modern yaşamdan kaynaklanan zaman baskısının ilacıdır. Yelken ile denize açıldığınızda saniyeler dakika, dakikalar saat, saatler gün, günler hafta, haftalar ay, aylar yıl olur”

bunları düşünür ,çevremdeki insanlarla, medya ile paylaşırken, bir gün bir öykü geçti elime; oldukça kısa:

“Avrupalı gezginciler kendilerine göre gizemli sayılacak bir coğrafyada ,doğa gezisine çıkarlar. Rehber ve yardımcı olarak da yanlarına o bölgenin insanlarını alırlar. Yürüyüşün bir yerinde rehber ve yardımcılar aniden durup otururlar. Avrupalı gezginciler hem şaşırır hem de huysuzlanırlar.

-Neden durdunuz? Kamp yerine daha varmadık derler.

Aldıkları yanıt onları daha da şaşırtır:

-Çok hızlı yürüdük, ruhlarımız arkada kaldı, onların bize yetişmelerini bekliyoruz.”

Yaşamın, içine nüfuz etmeden, çabuk ve yüzeysel tüketilmesinde başkaların da

rahatsız olduğunu anlamamızı sağlamıştır bu öykü.

böyle düşünür ve çevremizle bunu bu şekilde paylaşırken Tübitak’ın Bilim ve Teknik Dergisi Ekim sayısından aktarılan bir yazı ,. Gizem Karlılar’ın kaleme aldığı ; St. Exupery’nin ki “Küçük Prensin” yazarıdır, ‘yaşamak yavaş yavaş doğmaktır’ sözü ile başladığı makalenin adı “Yavaşlama Zamanı” idi ,

dikkatimizi çeker.

“Yaşantımız her geçen gün daha da hızlanıyor. Hayatın hızlanmasıyla birlikte kendimize ayırdığımız zaman günlük programımız içinde giderek daha az yer kaplıyor. “İleri al” tuşuna basılmış gibi yaşamaktan başka yol olmadığını düşünüyoruz. Bu noktada çoğumuz bu telaştan uzaklaşıp bir nefes almak istiyoruz. Sizce de biraz yavaşlamak iyi olmaz mıydı?”

Yazının bu giriş paragrafını bir süre sonra hızlı yaşanan hayatın yarattığı etkilerini tanımlayan kısmı takip ediyor.

“Eğer vücudumuzun bize gönderdiği “yavaşla” sinyallerini -ufak ama tekrarlayan sağlık problemleri- umursamadan yaşamaya devam edersek kendimizi hızlı ve stresli hayatımızın sonuçlarıyla karşı karşıya bulabiliriz. Stresli bir hayatın biyolojik bedeli kalp-damar hastalıkları ve diğer sistemik hastalıklara yakalanma riskinin artması ve hatta yeni araştırmalara göre yaşlanmanın hızlanması olarak gösteriliyor. Yönetilmeyen stresin psikolojik bedelleri ise kaygı, depresyon, yeme bozuklukları ve diğer ruhsal hastalıklar.”

Ve “zaman hastalığı” diye yeni bir kavramla tanıştırır bizi.

“Dünyanın birçok yerinde insanlar işleyen bir saate karşı yarıştıklarını varsayarak günlük programlarını etkinliklerle ne kadar çok doldururlarsa, kendilerine ne kadar az zaman ayırırlarsa onlar için o kadar iyi olacağına inanıyorlar. Bu olgu “zaman hastalığı” diye tanımlanıyor ve filozoflara göre hayatlarımızın bu hızlı akışı ‘yoksulluğun yeni bir türü’”.

Hızlı yaşamanın sadece insanları değil çevreyi de hırpaladığını öğreniyoruz.

“Ekonomilerin gelişme kaydetmesi için daha çok üretimi daha verimli olarak yapmaya odaklanmış iş alanları farkında olmadan da olsa çevreyi kötü yönde etkiliyor. İşyerinde çalışma saatleri arttıkça tüketilen enerji miktarları da artıyor ve karbon salımının artışıyla birlikte doğaya daha çok zarar veriyoruz. Şu an dünyada harcanan enerjinin % 15-% 20 oranında artması karbon emilimini arttıracağından, ortalama hava sıcaklıklarının 1 ila 2 °C yükselmesine, yani küresel ısınmaya katkıda bulunabilir.”

Bu yaşam tarzına karşı geliştirilen “Yavaşlama Hareketi” projesinin destekçilerinden olan Norveçli Profesör Guttorm Fløistad’ın sözlerine kulak verelim.

“Kesin olan tek şey her şeyin değişiyor olması. Değişim hızı giderek artıyor; buna ayak uydurmak istiyorsanız hızlanmak sizin için doğru bir seçim olacaktır...” Buna karşılık ihtiyaçlarımızın değişmediğini hatırlatmakta fayda var. Fark edilmek, takdir edilmek, yakınlık hissetmek ve önemsenmek insanın kendini bir yere, kişiye veya nesneye ait hissetmesini sağlayan olgulardır. Bu ihtiyaçlar, ancak insan ilişkilerinde yavaşlama sağlanırsa giderilebilir. Değişimin üstesinden gelebilmek için yavaş olmayı, derinlemesine düşünmeyi ve birlikte olmayı geri kazanmamız gerekli. Ancak bu şekilde gerçekten kendimizi yenileyebiliriz.”

Ne dersiniz?!

Atalarımız “Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” derken çok önceleri bizi uyarıyor olabilirler miydi?

Edinilen düşünceler
Erkut Soysal

0536 366 65 51

16 Kasım 2009 Pazartesi

URLA' DA DENİZ

EAYK ın misyonu ve 14-15 kasım 2009 yarışları




Hani deriz ya tam 35 diye işte İzmirin bir tanımı da TAM EGE dir ,ne kuzey ne güney,tam egedir İzmir.
Dünyanın etrafını 80 günde dolaşırsın,önemlidir,filimlere ,romanlara konu olursun.En küçük tekne ile bile 2-3 yılda gider gelirsin bir ucuna,kayda değerdir,şöhret bile olursun bu özlemi çekenler arasında,
ama EGE.
Bir ömür değil birkaç ömür yetmez dolaşmaya.
8 metre,10 metre,20 metre dalgalar buranın sadece mitolojisinde vardır belki ama, havanın her çeşidini olabilecek en dar zaman bölümünde en kandırıcı tarzıyla beklemen gerekir.
O da haklıdır bu davranışında,bir labirent gibidir Ege.Her bir karışının ayrı davranışı vardır.Hele İZMİR kendi başına bir sistemdir,oynaktır cilvelidir havasıyla, hatta bir tanımlama şekli olarak yer etmiştir halk diline,İzmir havası gibi deriz bir biçim davranış şeklini anlatmak için veya izmirin havası cilveli kandırıcı kadınların davranışları ile özdeşleştirilir.
Fazla kapılmaya gelmez,kapılmamak da aslında çok zordur,ne yazı yazdır ne kışı kış,insanları gibidir izmir havası sanki hep bahar.

İşte böyle bir coğrafyada buraya hizmetle yükümlü bir yat kulübü vardır ve
böyle bir coğrafyada yaşıyorsan yat kulübü de olsanız davranışlarınızın Ege nin davranışlarından farklı olmaması kaçınılmazdır.

Rahatı severiz,fazla formaliteler bizi sıkar, sıkıntıya pek fazla gelmeyiz,yıllarca en güzelleri yaşadığımızdan, bir faklıdır bütün olaylara bakışımız.Her şekliyle keyif almaya bakarız olaylardan,önce biz deriz,bu bencilliğimizden değildir,biliriz biz derken toplumun bizlerden oluştuğunu,yaşamımız renklıdir,mutfağımız renklidir hayata bakışımız renklidir,keyif almayı biliriz bunların her parçasından,başkaları ne düşünür endişemiz yoktur,yoktur ama bu onları önemsememekten kaynaklanmaz,bu tavrımızın nedeni, sayılamayacak kadar kültürlerle iç içe yaşamamız ve onlarla yoğrulmamızdır.Şimdilerdeki özenti tarifiyle pek sevmesekte ,eski batı kavramıyla, ülkemizin batıya açılan yüzüdür, penceredir İzmir.

Böyle bir coğrafyada da bir yat kulubünü yaşatmak yürütmek oldukça çaba gerektirir.

Başarıya doymuş harika bir geçmiş, üzerine bir şeyler inşa etmek için önceleri kolaylıkmış gibi görünse bile,bunu sürdürmek ve yeni nesillere bir şeyler aktarmak pek kolay bir iş değildir.

Birkaç yürekli insan bu misyonu yüklenmişlerdir,en azından insanların şimdilik çok az sayıda da olsa denize ulaşmalarını sağlamışlardır.

Bu amaçtan hareketle sanırım,iki haftalık bir trofe Urla iskelede uygulanmaktadır,olması gerektiği gibi.
Aslında daha önceleri niye buralara bakılmadığının sebebleri de sorgulanarak sistem geliştirilmelidir
bu sular tüm olanaksızlıklar ileride düzeltilmek kaydıyla mutlaka kullanılmalı misyon yerine getirilmelidir.
Gözümüze çarpan eksiklikler ve yanlışlar yüreklice dillendirilmeli ve öneriler uygun tavırlarla ortaya konulmalıdır,

sevgili yürekli EAYK yöneticilerinin bunları dikkate alacaklarından endişemiz yoktur,bütün bu süreçte de onlardan beklediğimiz,buradaki sorun ve eksikliklerin kendi sorun ve eksikliklerimiz olarak algılanması ve çözülmesine katkıda bulunmalarıdır.Yine bu süreçte, tek amacı daha iyiyi yakalıyabilmek olan talep ve eleştirilere anlayışla yaklaşmalarıdır.

Bence.

Aslında bundan şüphemizde yoktur.



Bu deniz bizim

Erkut SOYSAL

12 Kasım 2009 Perşembe

YABANCI BAYRAKLI TEKNELERDE BİR YIL SATIŞ YASAĞI KALKTI

R.Gazete No. 27403
R.G. Tarihi: 11.11.2009

Ulaştırma Bakanlığı (Denizcilik Müsteşarlığı)'ndan:

TÜRK SAHİPLİ OLUP, YABANCI BAYRAKTA BULUNAN VE ÖZEL KULLANIMA
MAHSUS GEMİ DENİZ VE İÇ SU ARAÇLARININ İTHAL EDİLMESİNE
İLİŞKİN TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ
(TEBLİĞ NO: 2009⁄5)

MADDE 1 – 22⁄8⁄2009 tarihli ve 27327 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan (Tebliğ No: 2009⁄3) Türk Sahipli Olup, Yabancı Bayrakta Bulunan ve Özel Kullanıma Mahsus Gemi Deniz ve İç Su Araçlarının İthal Edilmesine İlişkin Tebliğin 5 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.
MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Denizcilik Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.
22 Ağustos 2009 CUMARTESİ Resmî Gazete
Sayı : 27327
TEBLİĞ
Ulaştırma Bakanlığı (Denizcilik Müsteşarlığı)'ndan:
TÜRK SAHİPLİ OLUP, YABANCI BAYRAKTA BULUNAN VE ÖZEL
KULLANIMA MAHSUS GEMİ DENİZ VE İÇ SU ARAÇLARININ
İTHAL EDİLMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
(TEBLİĞ NO: 2009/3)
A
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, Türk vatandaşları veya Türk Ticaret Kanununa göre kurulan tüzel kişiler tarafından yurt dışında kurulan veya yurt dışında kurulu bulunmakla birlikte hisselerinin bir kısmı Türk vatandaşlarına ait olan bir şirket tarafından iktisap edilmek suretiyle yabancı bayrak çekilmiş olan gemi, deniz ve iç su araçlarının bağlama kütüğüne kaydedilmesi amacıyla ithalini sağlamaktır.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, özel kullanıma mahsus gemi, deniz ve iç su araçlarından; GTİP Numarası 8901.10.10.00. 11, 8901.10.90.00. 11 ve 89.03 olanların ithalinde uygulanır.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ, 10/8/1993 tarihli ve 491 sayılı Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
İthal için aranan şartlar
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ hükümlerine göre yurtdışından gemi, deniz ve iç su aracı ithali;
a) 30/6/2009 tarihinden önce iktisap edilmiş olması,
b) Hak sahipliğini gösterir belgenin (fatura, noter devir belgesi, mahkeme kararı, sicil kayıt belgesi, vergi, resim, harç veya benzeri ödeme yapıldığına ilişkin resmî belgeler) ibraz edilmesi,
c) Taşıdığı bayrağın ülke siciline kayıtlı ise sicil terkin belgesi, sicile kayıtlı değil ise sicil kaydının bulunmadığına dair konsolosluk onaylı yazının ibrazı,
şartına bağlıdır.
Satış ve devir yasağı
MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ kapsamında ithal edilen gemi, deniz ve iç su araçlarının bir (1) yıl süre ile yurt içinde satış ve devri yapılamaz. Talep sahibi, bu Tebliğ kapsamında ithal edeceği gemi, deniz ve iç su aracını bir (1) yıl içerisinde satışını ve devrini yapmayacağına dair taahhütname vermek zorundadır. Taahhütnamenin kapsamı Denizcilik Müsteşarlığınca belirlenir.
Kütüğe kayıt ve gümrük işlemleri
MADDE 6 – (1) Bu Tebliğin 4 üncü ve 5 inci maddesindeki şartları yerine getiren maliklerin talebi üzerine, gemi, deniz ve iç su aracı 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 12 nci maddesi kapsamında bağlama kütüklerine kaydedilir. Bağlama kütüğüne kaydı yapılanlara ilişkin gümrük işlemleri, liman/belediye başkanlıklarının ilgili gümrük idaresine bağlama kütüğüne kaydın yapıldığının bildirimini müteakip otuz gün içinde tamamlanır. Ancak, kütüğe kayıt için gemi, deniz veya iç su araçlarının Türkiye’de bulunması şartı aranmaz. Bu kapsamdaki araçların gümrük işlemleri, Türkiye’ye geldiğinin liman başkanlığı tarafından ilgili gümrük idaresine bildirimini müteakip aynı usulle yapılır.
Yürürlük
MADDE 7 – (1) Bu Tebliğ yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 8 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Denizcilik Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

FURLİNG DE GELİŞMELER


Mustafa Ünel’in yarış furlingi dünya liginde


Haberler - Genel Haberler

Çarşamba, 11 Kasım 2009 18:42

METS Amsterdam Fuarı çerçevesinde yapılan DAME yarışmasında Admiral Denizcilik finale kalan tek Türk firması oldu. Mustafa Ünel tarafından tasarlanan ve patent başvurusu yapılan yarış furlingi 17 Kasım günü basına tanıtılacak ve satışına başlanacak.
Race & Reef Furler adlı sistemde roller sistemli ön saha yelkenine camadan vurulabiliyor.

7 yaşından bu yana yelken yapan ve halen Pirat Sınıf Başkanlığı’nı yürüten Mustafa Ünel’in geliştirdiği “yarış tipi furling sistemi” Amsterdam’daki METS Fuarı kapsamında düzenlenen yeni tasarımlar yarışması DAME’de finale kaldı.
GENOA’YA CAMADAN
Piyasada satışa sunulmayan ve henüz tasarım aşamasında olan ürünlerin katılabildiği yarışmada finale kalan “Admiral Race&Reef” serisi, adından da anlaşılabileceği gibi roller genoa yelkene camadan vurulmasını mümkün kılıyor.
Aslında roller genoalar rüzgar gücü arttıkça sarılıp alan küçültülerek bir anlamda “camadan vurulmuş” gibi kullanılıyor. Ancak standart sistemde genoanın alt yakası güverteden uzaklaştığı için ön saha yelkeninin performansı ciddi oranda düşüyor. Mustafa Ünel’in geliştiriği sistemde ise yelken güverteden uzaklaşmadığı gibi, “sonsuz sarma ipi” sayesinde yelkenin sağnaklarda bollaşması da söz konusu değil.
Özellikle gezi amacıyla kullanılan, ancak düzenli yat yarışlarına katılan tekneler tarafından tercih edilen furling sistemindeki bu yeni ürün Ünel’e yarışmada finale kalma hakkını kazandırdı.

GEÇEN YIL DA FİNALE KALMIŞTI
30 yıldan bu yana Admiral Denizcilik adı altında, manuel, alektrikli ve hidrolik genoa ve anayelken sarma sistemleri olmak üzere direk ray ve arabaları ile genoa ray ve arabaları, boombrake, pasarella, matafora gibi çeşitli ürünler üreten Mustafa Ünel, 2008 yılında da DAME yarışmasında “EasyPower” sistemi ile finale kalmıştı.
Dünyada bir ilk olan ve patenti alınan bu ürün, yelken vinçlerine hiçbir tadilat gerekmeden uygulanan bir dişli aktarım gurubundan oluşuyor. Sistem, vinçlerin daha az güç harcanarak çevrilmesini sağlıyor.

Kaynak: TurkSail

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

27 Ekim 2009 Salı

OLMADI

denize çıkacaktık,kiralanmış tekne ile
AMA OLMADI

saat 1100 da buluşup birlikte olacaktık
AMA OLMADI

ben kiralanmış tekneye bininceye kadar hiçbir şeye müdahale etmiyecektim öyle planlamıştım kendimce
AMA OLMADI

tekneye bindiğimizde
denize çıkmadan önce yapılması gereken işleri anlatacaktım
AMA OLMADI

teknede iken yapılması gereken kontrolleri anlatacaktım
AMA OLMADI

tekneye binip yola çıkmadan yapılması gerek seyir planını anlatacaktım
AMA OLMADI

bağlı teknede denize çıkarken yani avara olurken nasıl bir sıralama ile davranılacağını ve iş bölümü yapılacağını anlatacaktım
AMA OLMADI

Denize çıkıldığında dışarıdaki hava ile ilgili trimlerin nasıl yapılacağını anlatacaktım
AMA OLMADI

seyir planında zamansal programın nasıl yapılacağını anlatacaktım
AMA OLMADI

seyrin harita üzerinde incelenmesini anlatacaktım
AMA OLMADI

bir yere gidecek bağlanacaktık
AMA OLMADI

nasıl demirlenir veya nasıl bağlanılır anlatacaktım
AMA OLMADI

teknede veya bağlandığımız yerde bir yemek yiyecektik
AMA OLMADI

akşam sekiz dönecektik
AMA OLMADI

dönüp bağlanır iken uygulanacak işler ve sıralamaları anlatacaktım
AMA OLMADI

tekneden nasıl ayrılanılacağını anlatacaktım
AMA OLMADI

bir yere oturup günün analizini yapacaktım
AMA OLMADI

değil denize çıkmak ,pazar günü hiç birlikte olamadık
hatta cumartesi gecesi bile birlikte olamadık,

İŞN ÖZÜ
denizi anlatacaktım
AMA OLMADI


SONUÇTA:

İstanbul a gitmem yanlıştı,bunları olamıyabileceğini görmem lazımdı
OLMADI

DÜŞÜNMEDEN KONUSMANIN CEZASI SONRADAN DÜŞÜNMEYE MAHKUM OLMAKTIR. GİBBON

18 Ekim 2009 Pazar

TAKMIŞIM

Takmışım.........................

Adam olmak,adamı olmak,çu olma ,cı olmak,ci olmak,

Yıllardır kavgalıyım kendimle adam olamadığım için,
millet ,
karısı ilişkisini görmesin diye tekne alır,adı yatçıdır,
çıkar iskeleden camiyi kaybetmeden adaya gider döner yelkenle,
adı yelkencidir,
simidi bize gelinceye kadar bir sürü usta yaratır,
bizse kapımızda bize simit satana simitçi deriz,
bir de işin yalakalık yönü var,
hep takmışımdır bu sisteme,
sanki bisan bisiklet fabrikası sahibinin en iyi bisikletçi olması zorunluymuş gibi bize kabul ettirilmesine,
tekne sahibi eğer yazar ise,oyuncu ise bizim onlara sanatçı diye yaklaşımımıza,
(bunlara takmiş iken) birde denizciyi oynamalarına,millete akıl vermelerine,bacak kadar boylarıyla,
mankenin sunucu,sanat yorumcusu,siyaset yorumcusu olmasına,köşe yazarlarının her şeyi bilmelerine,sadece dünyayı değil,evreni yönetmelerine,
TAKMIŞIM.

16 Ekim 2009 Cuma

YAŞAMA DAİR SERİSİNDEN

Zamanın birinde iki kardeş varmış, nasıl akıllılarmış anlatamam. Etrafındaki ve okuldaki tüm bilgi onlara yetmez olmuş.


Bir gün anneleri onları dağdaki bilge adama götürmeye karar vermiş. Çocuklar, bilge adamla karşılaşınca ona sorular sormaya başlamışlar.

Bilge adam bütün soruları doğru cevaplamış: çocuklar çok sevinmişler ve annelerinden eğitimleri için bir süreliğine izin isteyerek bilge adamın yanında kalmışlar.

Sordukları soruların hepsinin cevabı doğruymuş. Bir süre çok mutlu olmuşlar: ama sonra sıkılmaya başlamışlar,
"Bilgenin bilemeyeceğ bir soru bulmamız lazım" diye düşünmüşler.Çocuklardan biri bir gün" Buldum! " diye sevinmiş."

İki elimin arasında bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım "

Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü? " " Ölü" derse kelebeği bırakacağım. canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım.

Her ne derse cevabı bilemeyecek.

Çocuklardan birisi kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatmış.

(Şimdi lütfen siz de yapın. Avuçlarınız birbirine bakacak şekilde

ellerinizi birleştirin ve uzatın. Ben açın deyinceye kadar da açmayın). Ve sormuş:

"Avucumun içinde bir kelebek var: canlı mı, ölü mü?

Bilge adam cevap vermeden önce uzun süre çocuğun gözlerine bakmış, bakmış ve cevaplamış:

"Senin ellerinde çocuğum. Senin ellerinde........."


Alıntıdır.

30 Eylül 2009 Çarşamba

 Sevgili denizciler,

 Birden uyandım gibi geldi bana dün gece ve etrafı gözlemeye
başladım
 gözümün önünde bazı şekiller,birde baktım
 palavristandayım
 ülkenin en saygın denizcisi,güney kıyılarını ve denizciliği
anlatıyor ,eline diline sağlık,
 tekne motorla seyrediyor,yelkenler basılmamış,karşıdan bir
motoryat geliyor,
 anlatıyor uzmanımız,
"bize şimdi yol vermesi lazım,
biz yelkenliyiz,yelkenle seyretmiyoruz ama o bunu bilmiyor,
 bize yol vermesi lazım,
 motorlu tekneler yelkenlilere ,manevra kaabiliyeti az olan
teknelere yol vermek zorundalar",
motor yat kendi rotasında devam ediyor,
 yelkenli de,yelkensiz ve motorla,
yelkensiz ama motorla seyreden,popüler yelkenci bağırıyor,
"sağ yap",
 motoryat devam ediyor rotasında,karşı tarafı kararlı rotada
tutmak için,
 uzmanımız anlatıyor ,
 "bize yol vermesi lazım",
motoryat sonunda rotasını değiştiriyor,
 uzmanımızdan yorum,
" kafa gösterdi,işi biliyormuş,bize yol verdi".

 Paraya çevirmek,
 Günümüzün tek geçerli doktrini,
 Biraz kendimizi başkalarından olanaklı görüyorsak herhangi bir
konuda, bütün yönelişimiz,bunu nasıl paraya çeviririz,şekline
dönüveriyor.
Çağımızın ruhsuz getirilerinden biri bu ,
 Elbette birileri deniz ile ilgili verdikleri hizmetlerin bedelini
alacaklar,elbette birileri bunu meslek ve hatta sanat olarak yaparak
yaşamlarını sağlayacaklar,bu ara bazıları kendilerine bedelsiz
verilenin ne anlama geldiği anlamadıkları için onlara her şey
özellikle bedelle verilecek,ama her önüne gelenin denizden bir rant
elde etmeğe çalışmasını aklım almıyor.

 Bir de bunu ben mutlaka senden iyi bilirim,hatta benden icazet
alman sana bu yararları getirir der iken biraz daha akılcı ve
mütevazi olmak bence gerekli,bu işin eğitimini almış,ihtisaslaşmış ve
meslek olarak yapanlara saygı göstermek görevimiz iken.
 Sonra derlerse adama "bu batan tekne senin mi?" diye,alınmamak
lazım.

Deniz-yelken adına
 Erkut Soysal

29 Eylül 2009 Salı

ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA

Orda bir köy var yolunuz üstünde,uzakta değil biz içinde yaşıyoruz,
Çıkmayınca denizine
Gitmeyince limanına,
biz içinde yaşasak ta
O köy bizim köyümüz mü?

Geçerken her dem önünden,
Bakın birkez dağlarına,
Kekik kokan
nergis kokan havasına
sularına.
Karpuz kokan .

Tanıyorum desen bile
Adı EGE diye bilsen,
Sevmem gerek diyebilsen,
Sahibiyim desen bile
Eğer davet bekliyorsan,
Bu köy bizim köyümüz mü?

Gelmiyorsan, gitmiyorsan,
Kıymetini bilmiyorsan
Uğramadan limanına,
Kuzeyine,batısına
güneyine iniyorsan,
sence
Bu köy sizin köyünüz mü?

Alın artık takkenizi,
Koyun artık önünüze,
Bakın artık yanınıza, arkanıza,önünüze,
Tanımadan ,öğrenmeden,
Denemeden, sınamadan,etrafını göremeden,
Kürek bile çekemeden,
Parasını ödiyerek,
Okyanusu geçiyorsan,birde hava atıyorsan,
Eger beni gezmiyorsan,
Batımı hiç bilmiyorsan
Beyaz mavi kırmızıyı
Asıyorsan direğine
Biraz daha ucuz diye.
Takıyorsan kiralığı,bakıyorsan cüzdanına!!!!!!
Sen bilirsin.

Eninde, sonunda buraya geleceksiniz,
gelebilirseniz tabii
Eğer Amerikadan size yer kalırsa,

Bilmem hangi koy turizme açılmış güneyde diyeceksiniz,tartışacaksınız,sizce bu önemli, dogrudur,bizce de önemli,

Ama batı Ege de hangi koy değil,hangi ülke toprağı, köyler, sizlere kapatılıyor,
bayrağımızı gezdirmediğimizden.
Uyanın.

Bu köy bizim köyümüz mü?

Sizlerde bizim köylülermisiniz?
Denizi çok sevmişsiniz,tatili çok sevmişsiniz,
Güneşi çok sevmişsiniz,
Teknenizin kıçında
Mavi beyaz kırmızının altında
Rakınızı çekmişsiniz,

Biraz daha ucuz diye.

Rakıya ihanet etmişsiniz
Partnerinden ayırarak,
bayrağını asmayarak

Biraz daha ucuz diye.

Bu köy bizim köyümüz mü*


Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

not:nereden aldığımı hatırlamıyorum

21 Eylül 2009 Pazartesi

Kayıcı teknelerin özellikleri

Kayıcı tekneler




Kayıcı teknelerin özellikleri

http://www.gim. yildiz.edu. tr/alkan/ highspeed/ PLANING.doc





14.TEKNENİN TOPLAM DİRENÇ VE GÜCÜNÜN HESABI

R = artık direnç +sürtünme direnci = toplam direnç

D = deplasman ağırlığı ( kg )

t = trim açısı ( derece )

R = D . tan t + F

EHP = EFEKTİF BEYGİR GÜCÜ

R = toplam direnç

V s = seyir hızı

EHP = 1/75 . R . V s



Deniz--Yelken adına

Erkut Soysal

20 Eylül 2009 Pazar

HAKUNA MATATA

HAKUNA MATATA
Urla iskelede EGESÜF e aborda


iskelenin öbür yanı yaşamın diğer yüzü


ULUBURUN 27-09-2007 hali.Herhalde şimdi show zamanı değil,makyajsız hali ile starlarda böyle görünüyor genelde









Urla iskele



Kardeş teknelerimiz Simurg, baş bodoslamasında kılıç balığı ile Duygular(Erkut) yanyana.Onları ziyarete gelen yeni kardeş HAKUNA MATATA üstte,ne büyük keyif teknelerimden üçü aynı anda aynı yerde.
Deniz-yelken adına
Erkut Soysal
S/Y HAKUNA MATATA

DİAJON II

Unutulan dizaynlar

THE BUILDING OF "DIAJON II"
A 36 in. Restricted Class Sharpie


:lling by tube left
By C. B. MAYCOCK
HA
sharpie kits I naturally became increasingly keen on model yachts and read everything I could lay hands
position was soon reached when I had to decide whether to build exactly to the kit instructions and go
regard this, my first yacht, in the light of a trainer and sacrifice a little in performance for the sake of a
account portability and mobility, therefore I rigged the yacht in accordance with the details outlined in Build Tourwlf a Model Yacht by Daniels and Tucker (Percival Marshall & Co., sas. 6d.). This plus a modified boom attachment for the foot of the
standing rigging, roll up the sails and be away fr the pond in a matter of minutes. ~ '" '

warding-off stick. Who "»(iced"would di going sailing wiilinui it"- " i-rew " ? The hull
til il
f the lead weight to ience of a friend of f these kits the fixing
the fin. P mine who had als
method as detailed in Fig. i was adopted really did pull the two halves tight up to the fin. The surfaces of the lead and the fin had liberal coats of white lead, the last coat being wet when the weights were bolted up. The counterbores for the fixing bolts were undercut with an £ in. chisel to form a good key for the lead filling. The coat was then set
aside &.__,.
ithout
As I had heard it mentioned that boats i hatches had been known to split like a che; he hot sun I decided that a hatch w

Tekne Hikayeleri

Telefon etti Boris,kardeşimden yakındır

Bir tekne var Köçeg te Açof ya gelecek arkadaşlarımın,gider misiniz?
Adı ne?
Elab
Tanıyorum,eski bir tekne,
Fakat oldukça bakım yaptılar tekne hazır ,yelken işini de görmek istiyorlar,kendi diğer tekneleride var işe yatkınlar gidermiSin,?
Tabii tabii Boris bu hafta işim yok fakat gelecek hafta Rimzi de olmam lazım,
Pazartesi arayıp konuşuruz.


Pazartesi saat 10.00

Ben seni dörtte aldıracağım burada konuşursunuz
Profesyonel ücretler ödemek istemiyorlar,gariban bunlar,
Senin arkadaşların mı.?
Evet.
Peki o zaman bir şey ödemelerine bile gerek yok,üç günlük bir yol
toplam beş günde geliriz,tekne hazır dedin,benim içinde değişiklik olur.
Abi olurmu yine de birşeyler ödemeleri gerekir,bedava olurmu,
Tamam Boris sen ne düşünüyorsun.?
Abi yedi sekiz yüz peseta gibi bir şey ödemeleri lazım en azından,beş gün yol,uğraşacaksın az değil ki
Tamam Boris uygundur.

Bir saat sonra saat 11


Abi bunlar hemen şimdi gidelim diyorlar sen kararını ver gidemezsen sorun değil,kendini sıkma,
Boris işim yok zaten cantam bile hazır.
Sağol abi seni arayacaklar evden.

Saat 11.30 evden arandım Natres aradı, konuştuk beni 16.00 gibi evden
alacaklar.Yola çıkacağız.

Bir pickup ile geldiler tanıştık,teknenin eski sahibi Kebya i evinden aldık yola çıktık,yolda çay saati, Eniç de kebap yedik,
Keçög e geç saatte vardık

ben bir tekneye gidip görelim ne vaziyette dedim,
marinaya gittik,
Tekne altı aydır denize çıkmadığı için çıkışa kapalı bir alana alınmış,oldukça kirli ve ilgiye muhtaç görünüyor,yarın neler yapmamız gerektiğini planlamak için genel kontrolu yaptım,
önce motor,aktif fakat boşta bile 3/4de 1800 devir???
Telsizle ise marina yonetimi bizi ve biz marina yönetimini güç duyuyoruz,
derinlik,var dendi ve cihaz gösterildi,hız var dendi ve gösterildi,
Çarmıklar boşta ayarları bozuk,yelkenler,tamam çalışıyor ve sağlam dendi,ırgat çalışıyor dendi,fakat çalışmıyor,tekne altı seyre mani olacak kadar kirli,şaft ise gresörlüklü ,yağ basılması gerek hiç gres kalmamış içinde ,teknede su var, belki de bundan,incelenecek,
teknede çok ağır bir mazot ve çürük kokusu var bakılacak,aküler tamam dendi,solar sistem gösterildi,
yedek impeller gösterildi,yine de kontrol için pompa söküldü ve impeller incelendi,yeni bir impeller çıktı içinden,bunun orijinal olmadığı gözüme çarptı, sordum, “bu orijinali,usta taktı” dendi,kapağın olmayan contasını sordum “böyle takılır” dendi,hidrofor ve sintine pompaları kontrol edildi,
Tuvalet kontrol edildi,çalışıyor dendi çalışmıyor,ırgat çalışmıyor,
Otele döndük ve ertesi gün yapılacak işler listesi ,kumanya dökümü ve malzeme listesi hazırlandı,saat 02.00 gibi kısa bir brifing yaptık,
sabah 6.30 da kalkmak üzere yatıldı,uyku uyumak oldukça güç,
6.30 da kalkılıp 7.30 da otelde birlikte güzel bir kahvaltı yapılıp tekneye taşındık,
Tekne yerinden çıkarılıp açık alanda yeni yerine çekilmesi sağlandı,mazot istasyonu maalesef kapalı,
bu ara Nanek teknenin altinı silecek, sakal ve traganaları,küçük tüpü ve elbisesi varmış,
liftinler kontrol edildi boşlukları alınabilmesi için çözücü sıkıldı, Alışverişe şehre gidildi,Migros açık ,alış veriş tamamlanıp tekneye döndük,
tekneye malzemeler taşındı,krom paserella arabaya konuldu, müthiş bir pasarella ,sanat eseri üstün bir işçilik,
Liftinler sıkılıp çarmıklar ayarlandı,sancak kıça kısa çarmık liftini açılamadı ayar yapılmadı
iskele sancak lambalar okside olmuş temizlendi çalıştırıldı,
Ana yelken kontrol edilince açılmadığı görüldü,mandar esneyip orsa yakası da uzun geldiğinden ,yelken, roller da aşağıya yığılıp sıkıştığı için açılmadığında karula yakası uzun bir uğraş ile söküldü,düzeltilip tekrar basıldı,açıp kapar iken alt yakanın devamlı sürttüğü ve toplanıp sıkıştığı görüldü,mandar yakası daha basılmak gerekiyor,basılır iken uyarıma rağmen fazla basıldı ve 6 lık mandar koptu,başımı boma dayayıp düşünmeye dalmışım,
direkte boş halatlar da var,
mandar “facnor furling”in borusunun içinden yukarı çıkıyor,direğe bizden biri çıkamayınca ,çıkacak adam arandı,mandar vasfında halatta yok, telefonla bir adam ile halat istendi,iki saatlık bir süre gerekti ekip ve malzemenin gelmesi için,
Açabildiğimizde ıskota yakasına yakın bır yerden yırtıklar gürmüştük,tamir bandı alınıp yapıştırıldı,
Mandar halat bağlantıları roller a uzun geldiğinden tekrar yelken indirildi ve özel bir çözüm üretilerek butün olabilecek kısaltmalar yapıldı.diğer eksik mandarlar direk başına çekildi,
İş bittiğinde
“biz denedik,kullandık “dedikleri cenovayı açmak istedim,üstte mandar sardığı için açılmadı,cenova orsa yakası furlıngten bir metre kısa, üste yarım metre krom lama ve onunda altına da yarım metre halat ekleyip cenovayı öyle basmışlar,alt yaka ve karula yerine gelsin diye ama bu sefer yukarısı sarıyor,tekrar direğe çıkmak lazım,allahtan ekibi yoldan geri çevirdik,cenova indirildi,yanlış uzatmalar kesildi kilitler çıkarıldı ,lamaya doğrudan bağlandı ve yukarı basıldı,alttan yükseltildi,ilave alt baskı yapıldı,
Çalışmayan ırgat temizlendi,sıkışıklıklar ve korozyon açıldı sigortanın yanık olduğu tesbit edildmişti,sigortası da tamamlanıp çalıştırıldı,
Telsiz söküldü soketler temizlendi takıldı.
Nanek nihayet suya girdi ama ağırlık kemeri yok,oldukça yorulacak,su altı deneyimi var sanıyordum,olmadığını gözledim,
çıktığında fenalaştı farkında değil,bir saatta kendine zor geldi,
bu arada saat 16.00 gibi teknede lahmacunla öğle yemeğini geçiştirdik,arabanın Rimzi e götürülmesi lazım ,teknenin eski sahibi Kebya Rimzi e dönecek,bizimle gelemiyor.
araba ile eski sahibini Rimzie uğurladık,
akşamüzeri şaftın gresörlüğü doldurulup basıldı,
Suyumuzu tamamladık,öncesinde depoyu bir iki kez boşaltıp yeni su doldurmaları konusunda uyardım.içime doğmuş gibi olacaklar eski su ile ilgili ama boyutunu tesbit edememişim,depodaki suyu iki kez yeniledik.
Teknede yastık,çarşaf örtü,battanıye yok.uzanacağımız yerleri de hazırladık,
Mazotları tamamladık,fakat tekne dayanılmaz derecede mazot ve çürük kokuyor.
akşam maç var kafeteryaya gitti Natres ben yattım,önce motor yanındaki tüp yatakta ,ama dayanılır gibi değil koku,salona çıktım,
akşam yemeği yemeden yatıyoruz yine,böyle bir sistemleri yok belli oldu,çünki onların ellerinde devamlı bira,başka şekli olması gerektiği akıllarına gelmiyor denizde beslenmenin ,üç beş biradan sonra da zaten doyuyorlar,
bu benim tarzım değil ki,akşam yemeği benim için ibadet gibi,
Teklifi veya bahsi bile edilmedi yemek yemenin,
bir gün önce de gene akşam yemeği yemedik.
Ayrıca rahatsız bir uyku düzeni,uyardım en azından bir battaniye,
Rimzi’de var dediler.,
Çatal,kaşık yok,tabak bardak yok,bir tane eski bıçak kahveyi bile onla karıştırıyoruz.
Herşey Rimzide var cevabı.

Sabah erken kalkıp yola çıktık .
Güzel bir gün ama 3-4 knot hava tam kafadan,motorla seyrediyoruz,yeke ve dümen bir an bile boşlanamıyor büyük bir çaba harcıyoruz bu havada bile dümen tutabilmek için, onlara"aman ne güzel lodos hep kolayınız demişler,hep arkadan demişler uzmanlar,burada yolun tamamının lodos rotasında olduğunu bilmeden ,şaşırdılar bu bilge adamların verdiği bilgilere.
Ayrıca yeke dümen bağlantısındaki büyük boşluk daha da keyifsiz yepıyor seyri,sonunda aradaki saplama yatağına pvc bir burç koyup boşunu biraz alabildik oldukça rahatladı fakat hala yoruyor
Oto pilot şart oldu,
takalım kararı aldık
Oto pilot maalesef piston boyu ve gücü nedeniyle uygun değil,telefonla sorduk Kabye ben kullanıyorum böyle dedi ama sanmıyorum,
mecburen her an yeke elde.
Elimiz yekede devam da şimdilik hava iyi ıslanmadık,üşümedik
Sodor un kuzey doğusunda motor çok fazla duman atmaya başladı,
Sonra kesti,sanki enjektörler birden rahatladı ve tekne daha performansla gitmeğe başladı,rüzgar kafadan batı esiyor ama çok hafif daha sonra kıça döndü yine çok hafif,koku kıçtan tekneye gelmeğe başladı,mazot kokusuna herkes tahammül edemez,
Bu ara olan oldu ,her zaman rasladığımız kurallar işledi,piller bitmeye başladı, ikisini de deniz tuttu,Natres tamamen kendini kaybetti ve izdırap çekmeğe başladı,Nanek kamaraya veya salona inemez hale geldi,yapacak bir şey yok,makinayı kapattım,yelkenle devam edeceğim onlar düzelinceye kadar,dışarıda havuzda iyice uyuyup kendine geldi biraz,bu arada rüzgar da kullanılır hale geldi fakat arkası kötü hissediyorum,
Temiskep –Nurubarak rotasında Natres biraz düzelince moturu basmak istedim,fakat motor su devridaim pompası maalesef ömrünü tamamladı,bu ara Siramram in tam güneyindeyiz ,hava kötüleyecek gibi geliyor bana,
hava raporları böyle dememesine rağmen ve Siramrame dönüyorum, yelkenle Yıldız adasının güney batısına kadar her şey lehimize ama burada suların büyüdüğünü görüyorum ha geldi ha gelecek ana yelken sarıyorum cenova mendil kadar,
Natresı uyarıyorum,bundan sonra ne dersem anında hiç soru sormadan hemen yapacaksın,
Çünkü daha önce her şeyi onlara anlatarak bilgilendirerek,hatta anlayıncaya kadar sormalarına izin vererek geliyorduk,
İçmeleri geçince kanala girerken tokadı yedik,yeke zaten kullanılmaz halde ve dümen biraz bassan hemen o kontrada kapanıp kapıyor,
Sağnaklar 40 knot gibi kanalda Siramram e girer iken,
Bir metrekare bir yelkenle marinaya –Lezten e kadar geliyoruz,ve hatta içeri kadar,palamar botu bizi gözlüyor ama artık müdahale etmesi lazım geliyor ve bizi usulunce yanaştırıp bağlıyor.
Marina da yetkili servis olayı malzeme olmadığından çözemeyince,servisler aranıyor her yer kapalı,kapanmış bir servisin ustasının oğlu geldi, söktü baktı,arka tarafında pompanın motordan aldığı devri impellere ileten milin hareketini sağlayan çark sıyırmış.
Parça aranıyor yok,sipariş 2-3 günde ancak gelir deniyor bu arada tüm Eyikrüt deki olanaklar araştırılıyor yok,yurt dışına bile sipariş veriliyor.
Bekliyorum müdahale etmeden,motora karışmam ben pek çünki
herkes çok bilir ve fikir yürütür,Nanek zaten tır şöförü belgeli ve bu konuları bilir.
Ustanın oğlu gittikten sonra bana bu parçayı temizleyip verin diyorum,bakıyorum,simetrik ve sadece bir tarafındaki pim yatağını sıyırmış,diğer tarafı bu yüzünün aynı ve dişliler de açısız Nanek a anlatıyorum hemen işi kavrıyor,parçanın diğer yüzüne pimin oturacağı yatağı açıyor ve biz parçayı yerine takıyoruz ,çalışıyor,insanın yanında böyle yeteneklilerin olması güzel,güzel ama,
İmpelleri takarken yine uyarıyorum bu uzun diye,yine aynı inatla” içinden bu çıktı bunu takmamız lazım” cevabı,”conta tak “diyorum makası alıp karton conta takacağım,”üzerinden conta çıkmadı ben onu iyice sıkarım su kaçırmaz”cevabı geliyor,tekrar “contasız olmaz” diyorum,ama tekne sahibi ve birinci sınıf şöför ve bu konulara özel ilgisi ve gerçekten bilgisi de var,kapağı sıkıp takıyor şimdilik çalışıyor ,
Saat 22.00 gibi oldu,bu ara silyon fenerinin yanmadığını fark ettim ,tekrar direğe çıkacak zamanımız yok,dün akşam yemek yemedik,bugün öğleyin yemek yemedik,
Siramram de bir yemek şart oldu
Kamza başında bir küçük yere ,”ben burayı çok sevdim geçen gelişimde” önerisi ile Natres ın gidiyoruz,siparişler hemen veriliyor “bize hamsi tava yap”,uymak için “hamsı tava alayım bende” diyorum,(bu saatte sevmem yağda balığı)
Neyse biraz alkol dinlendirdi,sabah yola çıkacağız erken kalkmamız lazım 6.00 da kalkmak üzere alarmları kurup yatıyoruz,ben kalkıyorum,kalkan kimse yok mecburen uyandırıyorum bizim aslanları,biri midem diyor,öbürü başım,birinin gerekçesi yeni rakı bana dokundu,sanki biz zorla içirdik,içmeseydin,diğer ben çok kaçırdım,aslında hamsi tava.........
Anlatmağa çalıştım devamlı ,kendi dengenizi koruyun, gezintide ve tatilde değiliz,ayakta kalmağa iyi uyumağa ve iyi beslenmeye çalışın,”ben dört gün uyumam”,”ben bukadar içerim,on kutu bira içsem bir şey olmaz” şekli denizde sökmez ama anlatamadım,belki ilerde alışırlar fakat henüz çok yeniler bu koşullarda,
Neyse büro işi bitip yola çıktık sabahleyin,pompa çalışıyor,
Yolda birden kullanma suyumuz dikkatimi çekti
mezbaha kanı gibi akıyor musluklarımız,iki gün bununlu yıkadık her şeyimizi,elimizi,yüzümüzü, Kullanma suyu kullanılabilir gibi değil,hastalanacağız.


Tuvalet çalışmıyor,bunu bilmek psikolojık baskı yapıyor talep arttırıyor,işimiz zor,
Güzel bir yolculuk havası ve deniz de yok en azından sEçres e kadar karanlık iyice basmadan ulaşırız.Hatta hava çok güzel Eved boynunu dönüp sabaha yakın Tugrut Sier bile mümkün,mümkün ama yine evdeki hesap denize uymuyor.

İmis ve Epetada burnu arasında pompa gene dağıldı,rüzgar çok hafif ama yelkenle yürüyoruz, telefonla ulaştık ,havayı teyid ettirdim ilgili ve yetkililere bir problem yok Açtad ya 12 mil uzaktayız Eved boynuna 12 mil, fakat motor yok,karaya uzaklığımız uygun,eserse zaten gideriz nereden eserse essin,esmezse bekleriz ve ben devam ediyorum Açtad a değil ,burna ulaşmaya çalışacağım,ilgili ve yetkili yerlerin de sağ olsunlar bilgileri var.Ayrıca Murdob da bu parçayı bulacağıma inanıyorum,bu nedenle bir an önce varmak bence gerekli
Fakat bir süre sonra gitmek ne mümkün, dümen azap olmaya başladı rüzgar sıfır soluğan güney batı ve karşı akıntı bir mil gibi Açtad dan kuzey doğudan,
olduğumuz yerde sallanıp duruyoruz,arkadaşları ikişer saat gibi yatırdım,gece lazım olabilirler,
gece on iki gibi rüzgardan daha etkin denizi ve dalgaları kullanarak Ecni burun a kadar geldik içeri dönmek ise mümkün değil
dönme dolap gibi dört saat uğraştıktan sonra aynı yerde ,ekstrem çözümlerle Açtad ya girmek şart oldu,su depomuza kova kova tuzlu su takvıyesi yaptık,hidrofor motorumuzun çıkışını devridaim motor girişine bağladık
(Nanek in önerisi ile) ve marşa bastık,her şey çalıştı, birden gene seslerde ufak farklılığı hissedip incelediğimizde depodaki şuyun düşündüğümüzden çabuk bittiğini fark ettik,yeniden takviye ve Açtad liman girişine kadar geldik,burada dümen kürek içeri ve yine içeride dümen kürek yer tesbiti,iki yelkenli tekne var demirli aralarında da 3.50 bir boşluk,gece 0400 küçük bir marş ın bize sağladığı akış ile teknelere deymeden kıçtan kara aralarına girdik,demir atma şansımız yok sancağımızdaki teknenin açmaz halatından ve iskelemizdeki teknenin direk kemere hattındaki koç boynuzundan diğer teknelere çıkmadan bağlandık,hava uygun ama botu indirip gecenin bu saatında etrafı rahatsız etmenin anlamı yok,
nasılsa ayaktayım kıçtanda koltuk halatlarımız rıhtıma ve vurduk kafayı yattık güya ama Tuvalet çalışmadığından zamanında ihtiyaçlarımı görememekten bütün sindirim sistemim kaput,uyku mümkün değil sabahı bekliyeceğiz Açtad da uyumadan nasıl olsa

saat 9 gibi,zor uyandırdım bizim ekibi,ben içerideyim ,Natres rıhtıma inmiş,
sesler,
nereye bağlandınız,
benim iplerimi bozmuşsunuz
bu nasıl bağlanma ,
yalınayak dışarı fırladım,allahtan gece teknesine dokunmamışız ve çıkmamışız,garibim kafayı yemiş bir ademoğlu,tekne ismi ise tanıdık,(.....)
yine bir başka ademoğlu da tekneye bakıyor,ilk anda tanımadım onu,o merhaba Sier diyesiye kadar,
“zaten tahmin etmiştim “,diyor
gelip bu araya baglıyacaksın ne bir ses ne bir temas,hissetmedik bile bunu ancak bizim yelkenciler yapar merak ettim kim diye onun için geldim diyen Nisre
Koca Benetteau
Lady D nin owner ı ve bir dostları daha ,onlara yanaşmışız,
Biri, buraya nasıl böyle girebildiniz sizi tanımak isterim diye geliyor,
öbürü
buraya niye girdiniz,benim on dördüncü açmaz halatımın üzerine kendi halatınızı nasıl bağlarsınız diyen biri.Hoş geldiniz demeden.
Hava sıfır,Amcam paralı bir yerden demir yerine ücret ödemeden kaçmış ,
orada da bizim Siramram de rastladığımız havaya yakalanmış,demir taramış teknesinin kıçını vurmuş hasar yapmış,anlattı durdu,
Ama önce
benim param yok,bana bağlama parası olmayan,elektrik ve suyu da parasız olan bir yer önerirmisiniz soruları,ardından benim buyum vardı tekneden çalmışlar,şunum vardı çalmışlar yakınmaları,allahtan teknesine hiç dokunmamışız geldiğimizde,zaten yanında bağlı görünce bizim tekneyi
şaşırmış garibim.

Sabah karşıda çay ve ekmek arası peynir tostu

parça Murdopdan saat 3 gibi yola çıkacak,vaktimiz de var,tekne leş gibi,mazot kokuyor,
henüz rıhtımda su ve elektrik sistemi bitmemiş,bir işletmeden hortumla kendi çeşmesinden su aldık,yakınımızdaki bir teknenin vasıtasıyla,
bize kendi saatından elektrik te verdi

depomuzdaki su su kan kırmizı,su deposu kapağı söküldü,temizlendi,içinden çıkmayan kalmadı,sintine tamamen yıkandı temizlendi,bu arada hidrofor röle bozuldu,bakımı ve tamiri yapıldı,yolda çok zorlayan vinçler söküldü,kerpiç gibi olmuş gresleri temizlendi yıkandı ve kendi özel gresi ile yağlandi,Natres a bol bol bu vinç sesini dinletti Nanek,eserinden keyifle,

Yanımızdaki amca bize ekmek getirdi taze,hani o, sabah “teknenizi benim tekneden açın” tarzıyla yaklaşan ,yine de güzel bir jest,belli ki günah çıkartıyor,ya da ???????

kendisi su alamıyormuş kimseden günlerdir,bidonla taşıyorum,güç oluyor bana da verir misiniz hortumu deyince işimiz bitince kendisine verdik hortumu,
depolar doldu,
tekne yıkandı saatler geçti su akıyor,
hortumun üzerinden arabalar geçiyor hortum patladı,uyarmak zorunda kaldık her taraf çamur oldu rıhtımda ,hiç olmazsa hortumun patlayan yerlerini bantla,
gelen geçen ıslanıyor,
Cevap “bandınız varsa verin benimkini çalmışlar”,verdik bantladı hala tekneyi yıkıyor,Nanek ı uyardım, “bak gittin hortumu aldın işin bitti al yerine teslim et teşekkür et”,
sonunda sahibi geldi çekti aldı hortumu kızardık.

Yine buna benzer bir ders
Geldik ,demir atmadan bağlandık ama yanımızdaki tekne gitti,herkes gibi bizimde demir atmamız lazım,
çünkü demir atmamızı engelleyen hiçbir problemimiz yok,o zaman bizimde atmamız şart,
tonoz yok ve ellerimiz de tutuyor,
“ben giden teknedekinden bir sonraki tekneye sorayım ondan bir halat alırız”,diyen Nanek a
“gitme Nanek senin demir atmadan bağlanman için demir atamıyor 0lman lazım sana hayır diyecekler” ,ve tabii ki hayır cevabı ve bir hafif istihza ,”ben geleyim atayım isterseniz sizin demiri.”,
botumuzu hazırladık,çapadan başlayıp yığdık zincirimizi de ve demir yerinden biraz daha uzağa kadar zinciri döşiyerek geldik, kasarak boşunu aldık iş bitti,
artık hassas amcadan ve teknesinden gereği kadar açığız.

Ve buradan geri dönmek
ama karadan,
Nanek ın kaderi oldu,halbuki Murdopa 8-9 saat gibi bir süremiz var
sabah,Hollanda ve ertesi gün oradan Romanyaya uçması lazım rizke girmedi,sabah biz yola çıkarken o da otobüsle Rimzi e dönecek,böyle kararlaştırdık,

saat 15 gibi hala açız,”siz gelmiyecekseniz benim yemek yemem lazım gidiyorum” deyince benimle yemeğe geldiler,
Açtad Rıhtımda Kaptanın yeri,
mükemmel bir servis,belki bize rastladı iyi tarafları,yada ben çok açtım,ama banyosunu da kullandık,hava raporumuzu bile elimize kadar getirdiler,ve de son derece düzgün bir hesap
teşekkürler,
Her gelişte hasret giderdiğimiz dostum Ütşür kaptan ise evinde değildi görüşemedik,
tekneye döndük parça gelince ve tam bir şok.
gelen parça istediğimiz parça değil kodlarını karıştırmış depocuları ve o zaman artık tepen atıyor,tekrar bir üç saat kayıp ve stres,
yeni bir üç saat sonra,
uygun parça ile tamirci de geliyor bu defa Murdopdan, sonunda doğru bir davranış ,özür diliyorlar
Yine akşam yemeği yok ,yarın yola çıkacağız,kendin bir şeyler ayarla teknede mutlaka birşeyler vardır diyeceksiniz,tabii ki var ama taktım artık,20 saat yeke açmısın diyen yok.
Açım desem peynir ekmek,
Buz dolabı yok,küçük bir 12 volt soğutucu ama motor yok soğutucu ne yapsın,akularimizden biri de gitti her halde
Göstergelerden var olan lar da şaşırdı
Ha bu ara sayayım,derinlik yok,hız göstergesi yok,bunun propunu taktık ama kalibrasyon istiyor veya tamaman bozuk 3-4 knt larda dolaşıyor,hararet göstergesi yok
Sabah Nanek el salladı bizi uğurladı Açtaddan,
düzgün denizde sekiz saatte Murdopa.Tugrut reise, girdik

Natres benim işim var dönmemiz lazım dedi ve döndük,gene bitmeyen bir senfoni,transferlerin yoran yüzü,

Öğle yemeği yemedik,garajda bir tost,
Otobüsle dört saat,Avonrob ya gittik inince servisle Natres arabasını aldı geldi seni eve bırakayım dedi ve bıraktı,
Akşam yemeği yine yok
Giderken de biz seni ararız o kadar başka hiçbir sey sormadan,

kendisine Rimzie geldiğimizde “Natres ne macera
teknedeki bir şişe rakıyı bile bitiremedik altı günde” dedim,anlamadı ne dediğimi,
“Abi hep dışarda yedik zaten” cevabı geldi hemen

Tekrar sordum peki sence 6 günde kaç akşam yemeği dışarıda yedik ve hatta kaç akşam yemeği yedik?diye,
Toparlanamadı
düşündü ,çıkamadı içinden
Çünkü altı günde sadece bir akşam yemeği,Siramramte ve hamsi tava,
ona her akşam restoranlarda akşam yemeği yemişiz gibi geldiğini hissettim
bana hiçbir kısıtlama getirmediler aslında ve mükemmel bir uyum içinde geçen bir yolculuk oldu,
anlatmak istediğim şu,

akşam yemeği yemeden,ve hatta aynı gün öğle yemeği de yemeden yaptığımız seyirleri algılamadıklarını, farkında olmadıklarını gördüm.
Bu onların kötülüğünden falan değil,onlar zaten rüyada,hiçbir şeyin farkında değiller,

Onları tanımaktan keyifliyim,ama ne kadar iyi olurlarsa olsun
insanlar kendilerine verilenlere bir bedel ödemeden sahip olduklarında,kendilerine ne verildiğinin bilincine varamıyorlar,bu nedenle bedelsiz verilmemesi gereken şeylerin başında bilgi geliyor,sadece ödedikleri para ile ölçebildiklerinde verileni ,bedelini ödetmek gerekli oluyor,
Hiçbir şey sormadan eyvallah deyip gitmeleri,onlara verilenin farkında olmadıklarını açıkça gösteriyor.Yoksa bunları hiç söylemezdim.

Yani sevgili Boris iş senin gördüğün gibi değil değil tam tersi.Tekne hala Murdop da ve Rimzie gelecek,

Bu dört günün hikayesi de ikinci bölümde.


Deniz- Yelken adına
Erkut Soysal

tekne seçmek



Evet tekne alınmalıdır.

"bu benim teknem" diyebilmenin hazzını daha önce konuştuk.
Fakat zannedilir ki en vasıflı ve en fonksiyonel tekne benim teknemdir.Yarışa girmiş isem birinci olmalıyım,bu tekne beni hep geçiyorsa benim bu yarışta işim ne,param kısıtlı olmasa zaten sentetik mi selülozık mi olsun düşünmem ikisini de alırım,hatta kıçtan kara bir motoryat da isterim,havuzda dostlarımı ağırlayabileceğim.
Kendi iskelemden tekneme binebilmeliyim,marina ,demir yeri,dereağzı,yazlık bağlama yerim,kışlık bağlanma olanaklarım her zaman emrimde olmalı,

hayal gibi mi?

İnanın böyle tekneciler de var ve az da değil.
Kötü mü? Hayır, belki de aslında en doğrusu  bu.

Erkut Soysal

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Yarışmak

Yarışa her yönüyle hazır olmak,tekneni hazır etmek yarışmanın temel gereksinmelerindendir.
Start süresi içinde start edebildikten sonra niye zaman kaybı yaşadığını iyice düşünmek
gerekir.
Dünyanın en iyi yelkencisi olsan bile gerektiği zamanda gereken yerde değilsen alkış yerine eleştiri alman kaçınılmazdır.
Starta arızasız gelen ama yarış içerisinde problemler sonucu,yarışı sonuncu bitiren bir tekne ile yarışa geç kalıp sonuncu bitiren tekneden hangisini alkışlamamız lazım.?
Yarışı bitirebilmek güzel şeydir.Hele önde bitirmek daha da güzeldir.
Yarış bir bütündür,öncesi ve sonrasıyla...
Bence.

Erkut Soysal

21 Şubat 2009 Cumartesi

Sen zaten her şeyi biliyorsun

Ben zaten;

Neden kendimizi aşağılanmış görüp bunu söyleriz,
Ne olur ki sen zaten yapacaksan bile biri yapmanı söylemişse ve bu senin yararına ise,
Sana faydalı olmak için söylenmiş ise.

Neden bir sürü fikir alıp daha sonra bunu kendi fikrimiz gibi satmaya çalışırız,ne olur ki bu başkasından edindiğimiz bir bilgi olsa,
Kaldı ki hangi bilgiyi başkalarından edinmedik .
Önemli olan edinmek,yoksa evrensel bir bilgiyi kendimizin bulduğunu savunarak komik olmak değil.Tam tersi bunu kimden edindiğimizi söyleyebilmekteki hazzı bir keşfetsek.
Neden hep yeniden ve ayrıntıdan kaçarak eski ile ,alışılmışla daha rahatızdır.Klasik süregelişlerden keyif almamızdaki zaafiyetlerimiz nelerdir.Neden yaratıcı olamayız ,başkaları ne der,bizi nasıl küçük görür endişesi ile.