19 Haziran 2007 Salı

KÜRESEL ISINMA SAFSATA MI?

KÜRESEL ISINMA TEZLERİNİN TİCARİ İNCELENMESİ

RACİ DURUCAN DAN GELEN İLETİDEN ALINMIŞTIR.




KÜRESEL ISINMA YENİ PAYLAŞIM ARACI MI?

2007 Yazı geldi, Ankara'da kırkikindi yağmurları başladı. Günaşırı yağmur yağıyor. Ülkenin çoğu yerinde hava raporları 'yağmurlu' olarak gösteriyor. Bazı bölgelerimizde sel yüzünden insanlar dahi ölüyor. Küresel ısınma dolayısıyla en kurak yaza geçireceğimizi iddia edenler fikirlerini değiştirtirdiler mi? diye bakıyorum; yağan yağmurları 'Küresel felaket' anonsuyla duyurmayı tercih ediyorlar. Dikkatinizi çekiyor mu?
***
Okul yıllarında sizler de benim gibi Deli Dumrul hikayeleri okumuş olmalısınız. Kuru çayın üzerine köprü yapıp geçenden 5, geçmeyenden döve döve 10 akçe almakla nam salmış bir yiğidi unutmak kolay değil.

Günümüzde yaşasaydı gözleri faltaşı gibi açılacak, belki 'bunu ben nasıl düşünemedim?' diye hayıflanacaktı . Zamane Deli Dumrul'ları insanı kuru çay üzerine yapılmış köprüden geçirmenin değil; soluduğu havayı satmanın peşindeler. Yöntemleri biraz farklı tabii. Deli Dumrul gibi köprünün başına kılıçla dikelip geçmeye zorlamıyorlar. Köprüden geçmeye heveslendiriyorlar sadece. Karşı çıkanlarsa medeniyetsizlik ve duyarsızlıkla suçluyorlar.. . O dönemde henüz medya icra-i sanat eylemediğinden köprüden geçmenin faziletlerini reklam edip köylüleri gönüllü yapmak mümkün olmazdı. Şimdi var ve soluduğumuz havayı satın almak için pek hevesliyiz.

Kyotoprotokolünden bahsediyorum. Yıllardır ' Küresel Isınma' başlığı altında ifade edilen, insan eliyle atmosferin kirletilerek Dünya'nın felaketler zinciri içine itildiği iddialarından. Pek masum gibi görünen bu çabaların altında, zengin ülkelerin dünyayı yeniden paylaşma düşüncesi yatıyor. Bu yazıda sizlere Türk Medyasında pek yer bulmamış, fakat Amerikan ve özellikle Kanada basınında tartışma yaratan küresel ısınma'nın politik bir paylaşım aracı olduğunu izah etmeye çalışacağız.

Küresel Isınma tabir edilen şey ; dünyanın ortalama ısındaki artışa işaret etmektedir. Bu bağlamda felaket tellallarının dile getirdikleri şeyler şu şekildedir:
2005 yılı Dünya tarihinde bilinen en sıcak yılı yaşamıştır . Isınma devam ederek bir dizi zincirleme felakete yol açacaktır. Isı artışının sebebi yeryüzündeki insan faaliyetleridir. Bu nedenle insan faaliyetlerine sınırlama getirilerek önlem alınabilir. 1980 yılından itibaren günümüze kadar ortalama ısı 0,5 derece santigrad artmıştır. Bu artışın rakamsal olarak küçük görülmekle birlikte sonuçları çok büyük olacak, milyonlarca insan doğal felaketlerden etkilenecektir. Isınmaya neden olan insan faaliyetlerinden en önemlisi fosil yakıtların tüketimiyle atmosfere salınan karbon gazıdır. Atmosferdeki karbon gazı artışı ozon tabakasının incelmesine ve sera etkisi yaratarak ısınmaya neden olmaktadır. Ozon tabakasındaki incelme zararlı güneş ışınlarının filtrelenmeden dünyamıza ulaşmasına yol açmakta ve canlı hayata zarar vermektedir. Ayrıca sera etkisi, Dünya'nın ortalama ısısının her geçen gün yükselmesine ve geri dönüşümü olmayan bir reaksiyon zincirini tetiklenmesine neden olmaktadırlar. İklimlerdeki değişim sokaktaki insanın dahi fark edebileceği bir duruma gelmiştir. Dünyanın ortalama ısısının yükselmesi kutupların erimesine, bu da Kuzey Amerika için hayati ehemmiyeti olan Atlas okyanusu sıcak su akıntısının kesilmesine ve denizlerdeki su seviyesinin yükselmesine neden olacaktır. Karbon gazı salınımına getirilecek sınırlamalarla bu felaketin önüne geçebiliriz vs...

Bu fikirlerle her gün medya bombardımanına tutuluyorsunuz. Peki bunlar doğru mu?
İnsan tabiatı yok edilebilir mi?
Tabiatın kendi savunma mekanizması mevcut değil mi?
Kyoto protokolü gerçekten çevreci bir anlayışla mı geliştirildi?
Yoksa sanayileşmekte olan ülkelere kısıtlama aracı yapılarak Dünya'nın zenginler tarafından yeniden paylaşımı için mi planlandı?
28 Nisan 1975 tarihli Newsweek gazetesini açtığınızda, karşınızda kocaman ' The Cooling World- Soğuyan Dünya' adlı makaleyi görebilirsiniz. Yayınlandığında büyük yankı uyandıran bu makalede Dünya'nın gittikçe soğuduğu ve 10 yıl içerinde kuzeyde Kanada, Rusya gibi büyük buğday üreticisi ülkelerin topraklarının donarak tarım yapılamaz hale geleceği iddia edilmişti. Hindistan , Pakistan gibi muson yağmurları nedeniyle tarım yapabilen ülkeler de dramatik bir şekilde soğuyan iklim değişikliğinden nasiplerini alacaklar; açlık, kıtlık gibi felaketlerden etkilenmeyen ülke kalmayacaktı. Aynı makalede Kolombiya üniversitesi görevlilerinin uydu fotoğraflarını inceleyerek yaptıkları gözlemlemeler N. Hemisphere bölgesindeki kar yüksekliğinin ani şekilde arttığından bahsedilmektedir. 1964-72 yılları arasında aynı bölgeye düşen güneş ışınları %1,3 oranında azalarak soğumaya neden olduğu iddia edilmektedir. Bildiğiniz gibi bu iddiaların hiçbiri gerçekleşmedi. Ne dünya soğudu, ne de iklimler radikal bir şekilde değişerek makalede öngörülen felaketler ortaya çıktı.

Dünyanın giderek soğuduğu ve yeni bir buzul çağının eşiğinde olduğumuz iddiaları çabuk unutuldu. Şimdi felaket tellalları küresel ısınmadan söz ediyorlar. Fosil yakıtların büyük oranda tüketiminin yol açtığı karbondioksit salınımının sera etkisi yaratarak buna yol açtığını söylüyorlar. Bu doğruysa yukarıdaki bahis konusu makalede geçen soğumayı ne ile izah edeceksiniz? Eğer karbondioksit salınımı sera gazı etkisi yaratacak kadar etkiliyse Dünya'nın hızla sanayileştiği II. Dünya savaşı sonlarına rastlayan 1940-1980 yılları arasında ısı düşüşünü ne ile izah edeceksiniz? İklim bilimcilerin açıklamalarına göre Dünyanın ortalama ısısı 1600-1700 yıllarından itibaren artmaya devam etmiş; 1940 yılından 1980 yılına kadar düşüş göstermiştir. Bilindiği gibi en büyük enerji sarfı, sanayileşmenin hızla sürdüğü II. Dünya savaşının bitişiyle başlamıştır. Eğer karbondioksit salınımı iklim üzerinde bu kadar etkiliyse ortalama ısıdaki bu 0,5 C lik düşüş meydana gelmezdi. Gerçek şu ki Dünyanın ortalama ısısı, insan faaliyetlerine bağlı kalmaksızın tarih içinde değişim göstermektedir.

Bundan beşyüzbin kadar yıl önce ilk buzul çağı sona ererken Dünyanın en sıcak bölgesi 7 dereceydi. Ortaçağ ısınma periyodu 1300 yıllarına kadar devam etti. Ardından gelen küçük buzul çağı Vikinglerin yerleştiği Görönland'ı yaşanmaz hale getirdi. Küçük buzul çağında Londra'da Times nehri dondu ve üzerinde ateş yakılıp sığır pişirebilecek duruma geldi. 1850 yılından itibaren dünya yeniden ısınmaya başladı 1940 yılına kadar devam bu süreç yerini 1980 yılına kadar devam eden soğumaya terk etti. 1980 den itibaren tekrar yükselerek 2005 yılında tavan yaptı.

Görüldüğü gibi iklim değişiklikleri tarihte hep oldu. Bu değişikliklere neyin sebep olduğu konusunda fikir birliği yoktur. İnsan eliyle iklimlerin değişebileceğini iddia edenler tarihteki değişikliklerin sebeplerini açıklamaya yanaşmamaktadı rlar. Zaten küresel ısınma senaristlerinin konuştuğu dil bir bilim değil, felaket tellallığıdır.

Küresel ısınma tellalları ozon tabakasının Antarktika üzerinde inceldiğini ve incelmeye devam ettiğini iddia etmektedirler. Gerçek şu ki, yeryüzünden itibaren 14-40 km yükseklikte bulunan ozon tabakası kalınlığı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Bir bölgedeki kalınlık da zaman içinde de değişim göstermektedir. Yani ozon tabakasının sadece Antarktika üzerinde inceldiği iddiası doğru değildir.

Ozon tabakasındaki incelme ilk defa 1970 yıllarından Amerikan kamuoyunda konuşulmaya başlandı. Supersonic uçakların egzos yoluyla stratosfere bıraktığı suyun ozon tabakasını etkilediği iddia edildi. Bu teorinin yanlışlığı anlaşılınca suyun yerini NOx aldı. Nükleer patlama artıkları NOx üretmekte yahut onu stratosfere taşımaktaydı. Bunun gibi birçok iddia kamuoyunda tartışıldı. Sonuçta ABD uzayda üs kurma ve supersonik transport projelerini askıya aldı. Konunun üzerini açan kişi, Dünya'yı ufoların ziyaret ettiği iddialarının en şiddetli savunucularından, Arizona üniversitesi atmosferik fizikçisi James Mc. Donalds' dı. Onun teorisine göre supersonik uçuşlar ozon tabakalarında %4 lük bir azalmaya neden oluyordu. Bu, sadece ABD de yılda 40.000 deri kanseri vakası demekti. 1971 yılında yayınlanan Science dergisinde, 2 yıl içinde ozon eksikliğinin %50 oranına yükseleceği, gündüz güneş ışınına maruz kalan canlıların körleşeceği, John Stone tarafından iddia edildi. Kamuoyunu dehşete düşüren bu iddialar etkisini gösterdi, süpersonik transport için hazırlanmış uçak modelleri toprağa gömüldü. J. F. Keneddy'nin 1967 yılındaki katlinden sonra meydana gelen bu gelişmeleri, Rusya ile nükleer savaşa girmekten kaçınan ABD derin devletinin bir manevrası olarak değerlendirmek mümkündür. Nitekim 1975 yılında ABD ile Rusya arasında başlayan nükleer silahlardaki indirim görüşmelerinde bu konu gündeme gelmiştir. Nükleer patlamaların ortaya çıkardığı nitrojen oksit'in ozon tabakasını tahrip ettiği öne sürülerek hızla tırmanmakta olan nükleer silah üretimi ve geliştirilmesi kontrol altına alınmıştır. Sonraları atmosferdeki nitrojen oksidin çoğunun insan faaliyetleri sonucu oluşmadığı ispatlandı. Hatta ozon tabakasını koruyan bağışıklık sistemi olduğu söylendi. Fakat günümüzde de devam eden 'ozon savaşları' başlamış oldu.

Küresel ısınmacı felaket tellallarının bilimle bağdaşmayan iddiaları gerçek iklim bilimcileri tarafından defalarca çürütülmüş olmasına rağmen bunlar kamuoyuna yansıtılmaz. IPCC adlı kuruluşun öncülük ettiği bu iddialar çoğu bilim adamı tarafından kabul edilmezdir. IPCC'nin düzenlediği toplantıya katılan 2500 civarındaki bilim adamının sadece 80 tanesinin sonuç belgesini imzasıyla oluşan metni herkesin onayladığı gerçeklermiş gibi sunmaktalar. İmzalayanlar da iklim değişikliklerinin insan faaliyetleri sonucu oluştuğunu değil, alınacak birtakım önlemlerin yararlı olabileceği şeklindeki tavsiye kararından dolayı bunu yapmışlardır.

Küresel ısınmanın sera etkisinden dolayı oluştuğunu ispatlayacak elimizde bilimsel bir veri mevcut değildir. Sera'yı bilirsiniz, saydam bir bölgeye hapsolarak çevresinden ayrılmış hava kütlesinin güneş ışınlarıyla ısınması sonucu oluşur. Böyle bir şey olsaydı üst atmosferde ölçülen sıcaklıkların, yer tabanlı sıcaklık artışıyla paralellik göstermesi gerekecekti. Üst atmosferde ölçülen böyle anormal bir artış söz konusu değildir. 10 yıllık periyodlar için 0,12 C lik bir artış söz konusudur. Bu artışta şehirleşme etkisinin önemini IPCC dahi kabul etmektedir. Şehirlerdeki beton ve asfalt yığınlarının güneş ışınlarını absorbe etmekten çok geri yansıttığını sizler de gözlemliyorsunuzdur. Böylece kar yağdığında şehir dışındaki kırsallara şehir içinden daha fazla yağmış olduğunu fark etmişsinizdir.

Antarktika'nı n ısınarak buz kütlelerinin eridiği iddiaları doğru değildir. Nature dergisinin yayınladığı fakat The Times'ın görmezden geldiği makaleye göre Antarktika 1966 yılından beri soğumaktadır. Batı Antarktika buz kütlesi erimekten çok kalınlaşmaktadı r. Bazı vadilerdeki kar kalınlığı artmakta ve bazı bölgelerdeki ısı düşüşü 10 yıllık periyod için 2 derece olarak ölçülmüştür.

Küresel ısınmanın insan sağlığı ve geleceği için bir tehdit oluşturduğu tezi de bilimsel değildir. Karbondioksitin zirai alanda üretimi artırıcı etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta karbon dioksitin bol olduğu dönemde %30'a varan üretim artışları görülmektedir. Ayrıca yüksek sıcaklıklar, ölüm oranlarını azaltmaktadır. Sıcaklık artışında görülen ölümler(mesela 2005 Fransa) sıcaklık artışından değil, sıcaklık değişkenliğinden kaynaklandığı bilim adamları tarafından ifade edilmektedir.

Küresel ısınmacı tez IPCC toplantılarına dayanır. IPCC üçüncü toplantısında Mann'ın çalışmalarını temel alarak Küresel ısınmayı red edilemez bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmuştur. Küresel ısınmayı yani; ani artışı izah için kullandığı 'hokey çubuğu-hockey stick' tabiriyle meşhurdur. Mann'ın çalışması birçok zaaf taşımaktadır. İlki; çalışmalarında sadece Kuzey Hemisphere yöresini baz almasıdır. Bir bölgede yapılan incelemeyle dünyanın genelini açıklayıcı bir tez öne sürmenin yanlışlığını kabul edersiniz. İklimlerin tarih boyunca istikrarlı bir çizgide olduğu kabulüyle 2000 yılını, son bin yılın en sıcak yılı ilan etmiştir. İklimlerin istikrarı konusunda teorisinde kullandığı 12 set verinin dokuzunu ağaç halkaları incelemelerinden, üçünü ise buz kalıpları incelemelerinden almıştır. Modelinde değerlendirmeye aldığı buz kütlelerinin bazıları Güney Hemisphere'den bir kısmı Görönland'dan ve iki tanesi de Peru'dan alınmıştır. Şimdi düşününüz; 12 set veriden sadece 8 tanesi Kuzey Hemisphere aittir ve onlar da ağaç halkaları sıcaklık tespit etme metoduyla elde edilmiştir. Bu verilere dayanarak son bin yılın en sıcak dönemini yaşadığımız iddia edilmektedir. Mann'ın tezi iklimlerde istikrar olduğu kabulüne dayanır. Halbuki Dünya'nın buzul çağından çıktıktan sonra 12.000 yıl önce ortalama ısının 14 C olduğu bilinmektedir. 800-1300 yılları arasında bir ısınma süreci yaşandığı, ardından 1300-1850 yılına kadar küçük buzul çağıyla tekrar soğuduğu bilim çevreleri tarafından kabul edilen bir gerçektir. Mann'ın 'Hockey Stick' adıyla anılan tezi yeryüzü tabanlı ölçümlere dayanmaktadır. Yer bazlı ölçmelerin üst atmosferdeki ölçümlerden farklılık gösterdiğini daha önce izah etmiştik. Bu farkın büyük ölçüde şehirleşme etkisinden kaynaklandığını da... Meteorolojistlerin dünya çapındaki 10.000 kadar veri toplama istasyonu şehirlerde yahut şehirlere yakın bölgelerdedir. Ağaç halkası değerleri tezde veri olarak değerlendirilmeden çıkartıldığında Mann'ın tezi askıda kalmakta ve açıkladıkları kanaate ulaşılamayacağını kendisi ve arkadaşları dahi kabul etmektedir.

Küresel ısınmacı tezin sahipleri Amerika ve Avrupa'da yüksek bürokratik kademelere getirilirken bu tezin yanlışlığını ispatlayan bilim adamlarının söyledikleri kulak arkası edilmektedir Gerek medya, gerekse yönetimler tarafından cezalandırılmaktalar. Daha önce internette yayınlanmış bu konuyla ilgili bir makalemi değişik haber kuruluşlarına ve editörlere göndermiş olmama rağmen bir tane bile geri dönüş olmadı. Her gün 'küresel ısınma şu kadar zarara neden oldu' diye felaket tellallığı yapanlar, aksi düşünceyi görmezden gelmeyi tercih etmektedirler.

Bütün bunlar bir yana, Kyoto sözleşmesini Küresel ısınmanın bir çözümü gibi önümüze sürülmektedir. Kyoto sözleşmesi atmosfere salınacak gazlarda bir düşüş meydana getirmeyecektir. Hedefi, karbon salınımı 1990'lardaki seviyenin 5 puan altına çekmektir. Avrupa ülkeleri bu hedefi tutturamadıkları nı geçen yıl belirtmişlerdir. S özleşmenin ayrıcalıklı ülkeleri vardır. Hindistan, Rusya, Kazakistan gibi ülkeler salınımlarını azaltmak zorunda değiller, hatta alacaklı duruma geçmektedirler. Üstelik bir ülke kendisi karbon salınımını azaltamıyorsa bunu kotası olan başka ülkeden satın alabilmektedir. Örneğin ABD'nin fazlası, Uganda 'nın eksiği vardır ve ABD bu ülkenin karbon salınımını satın alarak yükümlüğünden kurtulabilmektedir. Yahut üçüncü ülkelerde geliştireceği projelerden alacağı puanlar hedefinden düşülecektir. Bu ve bunun gibi maddelerle Dünya'daki toplam karbon salınımı düşmeyecek, sadece ticari bir meta haline gelecektir. Milyarlarca dolarla ifade edilen yeni bir piyasa oluşacaktır.

Karbon salınımındaki düşüş hedeflerinin gerçekleşmesi, sanayileşmiş ülkelerdeki yatırımların azalması ve bu da milyonlarca kişinin işsiz kalması demektir. İşsizlik meydana geldiğinde bundan ilk etkileyecek kişiler ABD'de hırpaniler, zenciler ve bu gibi yabancı unsurlardır. Karbon salınımındaki gerçek düşüşü elde etmek, dünya sanayisinin geriye gitmesi, işsizlik ve buna bağlı yoksulluk demektir. Yoksulluğun çevre kirliliğini artırıcı bir etkisi olduğunu hepiniz kabul edersiniz. Bugün bile şehrin varoşlarına gittiğinizde kışın hava kirliliğinden genzinizin yandığını görebilirsiniz. Çevreyi nisbeten az kirleten teknolojiyi kullanmak belli bir hayat standardını gerektirmektedir. Çevrecilik, işsizlik ve yoksulluğu getirip tabiatın daha çok tahrip olmasına yol açacaktır.

Bugün 4.000 den fazla -ki içlerinde 70 tanesi nobel ödülü kazanmıştır- bilim adamı Mann'ın görüşlerinin tam aksini ispatlamışlardı r. Harward-Smithson astrofizik merkezinin yayınlamış olduğu ' 1000 yıllık iklim çalışması' adlı dökumanda küresel ısınmacı tezin ne kadar büyük bilimsel defektler taşıdığı izah edilmiştir. Tarihteki iklim değişiklikleri ele alınarak günümüzdeki değişikliklerin gayet tabii olduğu anlatılmak istenmiştir. Üstelik bu çalışmada Mann'ın yaptığı gibi sadece ağaç halkaları metodu kullanılmamıştır. Tarih içinde çok kısa (100 yıl) geçmişi olan ısı kayıtlarındansa, meteorolojistlerin araştırmalarında kullandıkları onlarca metoda dayalı verilerin değerlendirilmesiyle elde edilen ısı eğrileri gerçek durumu gözler önüne sermektedir. İklim değimleri karbon salınımından değil, bugün henüz bilinmeyen başka nedenlerden, belki Güneş fırtınalarından kaynaklanmaktadı r. Üst atmosferde karbon artışının iklim değişiminden önce mi sonra mı oluştuğu konusunda bir fikir birliği yoktur. İklim değişiminden sonra karbon miktarı artıyorsa zaten tartışma anlamsız hale gelmektedir.

Kyoto protolünün öngördüğü iklim değişimi ve bunun insan faaliyetleri sonucu oluştuğu tezi büyük bir ekonomik silah olarak gündemimize girmiştir. Dünyadaki tüm hesaplaşmalar, bölüşümler şimdi ozon üzerinden yapılmaktadır. Yunan felsefesindeki 4 element'den (ateş, toprak, su, hava) sonuncusu da vahşi kapitalizm tarafından ticari meta haline getirilmiştir. Nefes alırken değil ama verirken vergilendirileceğ iz, ücret ödeyeceğiz. Aldığımız nefesi dahi ücretlendirecek bu yeni kısıtlamaya karşı çıkmalı, akamete uğratmalıyız. Üzerinde hiç düşünmeden küresel ısınma ve buna dayalı felaket senaryolarını red edilemez bilimsel gerçeklermiş gibi önümüze sunan medyaya tavır belirtmeliyiz. Geleceğimizi kurtarmak adına geleceğimizi yok eden bu söylemin bilim diliyle konuşmadığını, politik bir proje olduğunu anlamalı ve anlatmalıyız. Fosil yakıtlara dayalı bir ekonominin sürüp gittiği Müslüman coğrafyayı derinden etkileyecek bu yalan kampanyaya teslim olmamalıyız.

Raci Durucan



(*) Makale büyük ölçüde ABD Oklahama senatörü J. M. Inhofe'in 28 Temmuz 2003 de yaptığı parlamento konuşması ve Rogelio Moduro'un 'The Holes in Ozon Hole' adlı kitabının özetinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Erkut Soysal

Hiç yorum yok: