19 Haziran 2007 Salı

KÜRESEL ISINMA SAFSATA MI?





Küresel ısınma safsata mı?


Danimarkalı bir bilim adamı sıcaklıkların artması ve küresel ısınmanın meydana gelmesinin safsata olduğunu iddia etti.
16 Mart 2007 Cuma 22:33
Küresel ısınmanın dünyanın her yerinde gündemi meşgul eden önemli bir konu haline geldiği şu günlerde, Danimarkalı bir bilim adamı atmosfere yayılan sera gazları sonucu sıcaklıkların artması ve buna bağlı olarak iklim değişiklikleri meydana gelmesini gerçek dışı bulduğunu belirtti. Non-Equilibrium Thermodynamics dergisinde çıkan yazıda Kopenhag Üniversitesi"nde görev yapan Prof.Dr.Bjarne Andresen, artan sıcaklıklar ve bunun sonucu meydana gelen küresel ısınma fikrinin bilimsel olmaktan çok politik bir malzeme haline geldiğini vurguladı. Western Ontario Üniversitesi"nden Kanadalı Prof.Dr. Christopher Essex ve Guelph Üniversitesi"nden Prof.Dr. Ross McKitrick ile birlikte konuyla ilgili bir makale hazırlayan Andresen, dünyada son 50 yıldaki ısı artışının sera gazlarına bağlanmasının moda haline geldiğini kaydetti. İnsan faktörünün içinde yer aldığı kirliliğin dünya atmosferini bu kadar kısa zamanda değiştiremeyeceğinin altını çizen Andresen, "Çok karmaşık bir yapısı olan atmosferin basit ısı değişimleriyle bozulmasından bahsetmek imkansızdır. Sıcaklık, atmosferin sadece homojenik sistemini tanımlayabilir. Daha da ötesinde, iklim tek bir sıcaklık seviyesine hükmetmez. Sıcaklık farklılıkları sayesinde iklim etkilenir ve fırtınalar, deniz olayları meydana gelir" dedi. Andresen, küresel ısınma fikrinin bilim adamlarından çok politikacıların ilgi alanına girmesini ve oy kaygısıyla konuya yaklaşılmasını eleştirdi
Alıntı-iş-te gündem
Erkut Soysal

KÜRESEL ISINMA SAFSATA MI?

KÜRESEL ISINMA TEZLERİNİN TİCARİ İNCELENMESİ

RACİ DURUCAN DAN GELEN İLETİDEN ALINMIŞTIR.




KÜRESEL ISINMA YENİ PAYLAŞIM ARACI MI?

2007 Yazı geldi, Ankara'da kırkikindi yağmurları başladı. Günaşırı yağmur yağıyor. Ülkenin çoğu yerinde hava raporları 'yağmurlu' olarak gösteriyor. Bazı bölgelerimizde sel yüzünden insanlar dahi ölüyor. Küresel ısınma dolayısıyla en kurak yaza geçireceğimizi iddia edenler fikirlerini değiştirtirdiler mi? diye bakıyorum; yağan yağmurları 'Küresel felaket' anonsuyla duyurmayı tercih ediyorlar. Dikkatinizi çekiyor mu?
***
Okul yıllarında sizler de benim gibi Deli Dumrul hikayeleri okumuş olmalısınız. Kuru çayın üzerine köprü yapıp geçenden 5, geçmeyenden döve döve 10 akçe almakla nam salmış bir yiğidi unutmak kolay değil.

Günümüzde yaşasaydı gözleri faltaşı gibi açılacak, belki 'bunu ben nasıl düşünemedim?' diye hayıflanacaktı . Zamane Deli Dumrul'ları insanı kuru çay üzerine yapılmış köprüden geçirmenin değil; soluduğu havayı satmanın peşindeler. Yöntemleri biraz farklı tabii. Deli Dumrul gibi köprünün başına kılıçla dikelip geçmeye zorlamıyorlar. Köprüden geçmeye heveslendiriyorlar sadece. Karşı çıkanlarsa medeniyetsizlik ve duyarsızlıkla suçluyorlar.. . O dönemde henüz medya icra-i sanat eylemediğinden köprüden geçmenin faziletlerini reklam edip köylüleri gönüllü yapmak mümkün olmazdı. Şimdi var ve soluduğumuz havayı satın almak için pek hevesliyiz.

Kyotoprotokolünden bahsediyorum. Yıllardır ' Küresel Isınma' başlığı altında ifade edilen, insan eliyle atmosferin kirletilerek Dünya'nın felaketler zinciri içine itildiği iddialarından. Pek masum gibi görünen bu çabaların altında, zengin ülkelerin dünyayı yeniden paylaşma düşüncesi yatıyor. Bu yazıda sizlere Türk Medyasında pek yer bulmamış, fakat Amerikan ve özellikle Kanada basınında tartışma yaratan küresel ısınma'nın politik bir paylaşım aracı olduğunu izah etmeye çalışacağız.

Küresel Isınma tabir edilen şey ; dünyanın ortalama ısındaki artışa işaret etmektedir. Bu bağlamda felaket tellallarının dile getirdikleri şeyler şu şekildedir:
2005 yılı Dünya tarihinde bilinen en sıcak yılı yaşamıştır . Isınma devam ederek bir dizi zincirleme felakete yol açacaktır. Isı artışının sebebi yeryüzündeki insan faaliyetleridir. Bu nedenle insan faaliyetlerine sınırlama getirilerek önlem alınabilir. 1980 yılından itibaren günümüze kadar ortalama ısı 0,5 derece santigrad artmıştır. Bu artışın rakamsal olarak küçük görülmekle birlikte sonuçları çok büyük olacak, milyonlarca insan doğal felaketlerden etkilenecektir. Isınmaya neden olan insan faaliyetlerinden en önemlisi fosil yakıtların tüketimiyle atmosfere salınan karbon gazıdır. Atmosferdeki karbon gazı artışı ozon tabakasının incelmesine ve sera etkisi yaratarak ısınmaya neden olmaktadır. Ozon tabakasındaki incelme zararlı güneş ışınlarının filtrelenmeden dünyamıza ulaşmasına yol açmakta ve canlı hayata zarar vermektedir. Ayrıca sera etkisi, Dünya'nın ortalama ısısının her geçen gün yükselmesine ve geri dönüşümü olmayan bir reaksiyon zincirini tetiklenmesine neden olmaktadırlar. İklimlerdeki değişim sokaktaki insanın dahi fark edebileceği bir duruma gelmiştir. Dünyanın ortalama ısısının yükselmesi kutupların erimesine, bu da Kuzey Amerika için hayati ehemmiyeti olan Atlas okyanusu sıcak su akıntısının kesilmesine ve denizlerdeki su seviyesinin yükselmesine neden olacaktır. Karbon gazı salınımına getirilecek sınırlamalarla bu felaketin önüne geçebiliriz vs...

Bu fikirlerle her gün medya bombardımanına tutuluyorsunuz. Peki bunlar doğru mu?
İnsan tabiatı yok edilebilir mi?
Tabiatın kendi savunma mekanizması mevcut değil mi?
Kyoto protokolü gerçekten çevreci bir anlayışla mı geliştirildi?
Yoksa sanayileşmekte olan ülkelere kısıtlama aracı yapılarak Dünya'nın zenginler tarafından yeniden paylaşımı için mi planlandı?
28 Nisan 1975 tarihli Newsweek gazetesini açtığınızda, karşınızda kocaman ' The Cooling World- Soğuyan Dünya' adlı makaleyi görebilirsiniz. Yayınlandığında büyük yankı uyandıran bu makalede Dünya'nın gittikçe soğuduğu ve 10 yıl içerinde kuzeyde Kanada, Rusya gibi büyük buğday üreticisi ülkelerin topraklarının donarak tarım yapılamaz hale geleceği iddia edilmişti. Hindistan , Pakistan gibi muson yağmurları nedeniyle tarım yapabilen ülkeler de dramatik bir şekilde soğuyan iklim değişikliğinden nasiplerini alacaklar; açlık, kıtlık gibi felaketlerden etkilenmeyen ülke kalmayacaktı. Aynı makalede Kolombiya üniversitesi görevlilerinin uydu fotoğraflarını inceleyerek yaptıkları gözlemlemeler N. Hemisphere bölgesindeki kar yüksekliğinin ani şekilde arttığından bahsedilmektedir. 1964-72 yılları arasında aynı bölgeye düşen güneş ışınları %1,3 oranında azalarak soğumaya neden olduğu iddia edilmektedir. Bildiğiniz gibi bu iddiaların hiçbiri gerçekleşmedi. Ne dünya soğudu, ne de iklimler radikal bir şekilde değişerek makalede öngörülen felaketler ortaya çıktı.

Dünyanın giderek soğuduğu ve yeni bir buzul çağının eşiğinde olduğumuz iddiaları çabuk unutuldu. Şimdi felaket tellalları küresel ısınmadan söz ediyorlar. Fosil yakıtların büyük oranda tüketiminin yol açtığı karbondioksit salınımının sera etkisi yaratarak buna yol açtığını söylüyorlar. Bu doğruysa yukarıdaki bahis konusu makalede geçen soğumayı ne ile izah edeceksiniz? Eğer karbondioksit salınımı sera gazı etkisi yaratacak kadar etkiliyse Dünya'nın hızla sanayileştiği II. Dünya savaşı sonlarına rastlayan 1940-1980 yılları arasında ısı düşüşünü ne ile izah edeceksiniz? İklim bilimcilerin açıklamalarına göre Dünyanın ortalama ısısı 1600-1700 yıllarından itibaren artmaya devam etmiş; 1940 yılından 1980 yılına kadar düşüş göstermiştir. Bilindiği gibi en büyük enerji sarfı, sanayileşmenin hızla sürdüğü II. Dünya savaşının bitişiyle başlamıştır. Eğer karbondioksit salınımı iklim üzerinde bu kadar etkiliyse ortalama ısıdaki bu 0,5 C lik düşüş meydana gelmezdi. Gerçek şu ki Dünyanın ortalama ısısı, insan faaliyetlerine bağlı kalmaksızın tarih içinde değişim göstermektedir.

Bundan beşyüzbin kadar yıl önce ilk buzul çağı sona ererken Dünyanın en sıcak bölgesi 7 dereceydi. Ortaçağ ısınma periyodu 1300 yıllarına kadar devam etti. Ardından gelen küçük buzul çağı Vikinglerin yerleştiği Görönland'ı yaşanmaz hale getirdi. Küçük buzul çağında Londra'da Times nehri dondu ve üzerinde ateş yakılıp sığır pişirebilecek duruma geldi. 1850 yılından itibaren dünya yeniden ısınmaya başladı 1940 yılına kadar devam bu süreç yerini 1980 yılına kadar devam eden soğumaya terk etti. 1980 den itibaren tekrar yükselerek 2005 yılında tavan yaptı.

Görüldüğü gibi iklim değişiklikleri tarihte hep oldu. Bu değişikliklere neyin sebep olduğu konusunda fikir birliği yoktur. İnsan eliyle iklimlerin değişebileceğini iddia edenler tarihteki değişikliklerin sebeplerini açıklamaya yanaşmamaktadı rlar. Zaten küresel ısınma senaristlerinin konuştuğu dil bir bilim değil, felaket tellallığıdır.

Küresel ısınma tellalları ozon tabakasının Antarktika üzerinde inceldiğini ve incelmeye devam ettiğini iddia etmektedirler. Gerçek şu ki, yeryüzünden itibaren 14-40 km yükseklikte bulunan ozon tabakası kalınlığı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Bir bölgedeki kalınlık da zaman içinde de değişim göstermektedir. Yani ozon tabakasının sadece Antarktika üzerinde inceldiği iddiası doğru değildir.

Ozon tabakasındaki incelme ilk defa 1970 yıllarından Amerikan kamuoyunda konuşulmaya başlandı. Supersonic uçakların egzos yoluyla stratosfere bıraktığı suyun ozon tabakasını etkilediği iddia edildi. Bu teorinin yanlışlığı anlaşılınca suyun yerini NOx aldı. Nükleer patlama artıkları NOx üretmekte yahut onu stratosfere taşımaktaydı. Bunun gibi birçok iddia kamuoyunda tartışıldı. Sonuçta ABD uzayda üs kurma ve supersonik transport projelerini askıya aldı. Konunun üzerini açan kişi, Dünya'yı ufoların ziyaret ettiği iddialarının en şiddetli savunucularından, Arizona üniversitesi atmosferik fizikçisi James Mc. Donalds' dı. Onun teorisine göre supersonik uçuşlar ozon tabakalarında %4 lük bir azalmaya neden oluyordu. Bu, sadece ABD de yılda 40.000 deri kanseri vakası demekti. 1971 yılında yayınlanan Science dergisinde, 2 yıl içinde ozon eksikliğinin %50 oranına yükseleceği, gündüz güneş ışınına maruz kalan canlıların körleşeceği, John Stone tarafından iddia edildi. Kamuoyunu dehşete düşüren bu iddialar etkisini gösterdi, süpersonik transport için hazırlanmış uçak modelleri toprağa gömüldü. J. F. Keneddy'nin 1967 yılındaki katlinden sonra meydana gelen bu gelişmeleri, Rusya ile nükleer savaşa girmekten kaçınan ABD derin devletinin bir manevrası olarak değerlendirmek mümkündür. Nitekim 1975 yılında ABD ile Rusya arasında başlayan nükleer silahlardaki indirim görüşmelerinde bu konu gündeme gelmiştir. Nükleer patlamaların ortaya çıkardığı nitrojen oksit'in ozon tabakasını tahrip ettiği öne sürülerek hızla tırmanmakta olan nükleer silah üretimi ve geliştirilmesi kontrol altına alınmıştır. Sonraları atmosferdeki nitrojen oksidin çoğunun insan faaliyetleri sonucu oluşmadığı ispatlandı. Hatta ozon tabakasını koruyan bağışıklık sistemi olduğu söylendi. Fakat günümüzde de devam eden 'ozon savaşları' başlamış oldu.

Küresel ısınmacı felaket tellallarının bilimle bağdaşmayan iddiaları gerçek iklim bilimcileri tarafından defalarca çürütülmüş olmasına rağmen bunlar kamuoyuna yansıtılmaz. IPCC adlı kuruluşun öncülük ettiği bu iddialar çoğu bilim adamı tarafından kabul edilmezdir. IPCC'nin düzenlediği toplantıya katılan 2500 civarındaki bilim adamının sadece 80 tanesinin sonuç belgesini imzasıyla oluşan metni herkesin onayladığı gerçeklermiş gibi sunmaktalar. İmzalayanlar da iklim değişikliklerinin insan faaliyetleri sonucu oluştuğunu değil, alınacak birtakım önlemlerin yararlı olabileceği şeklindeki tavsiye kararından dolayı bunu yapmışlardır.

Küresel ısınmanın sera etkisinden dolayı oluştuğunu ispatlayacak elimizde bilimsel bir veri mevcut değildir. Sera'yı bilirsiniz, saydam bir bölgeye hapsolarak çevresinden ayrılmış hava kütlesinin güneş ışınlarıyla ısınması sonucu oluşur. Böyle bir şey olsaydı üst atmosferde ölçülen sıcaklıkların, yer tabanlı sıcaklık artışıyla paralellik göstermesi gerekecekti. Üst atmosferde ölçülen böyle anormal bir artış söz konusu değildir. 10 yıllık periyodlar için 0,12 C lik bir artış söz konusudur. Bu artışta şehirleşme etkisinin önemini IPCC dahi kabul etmektedir. Şehirlerdeki beton ve asfalt yığınlarının güneş ışınlarını absorbe etmekten çok geri yansıttığını sizler de gözlemliyorsunuzdur. Böylece kar yağdığında şehir dışındaki kırsallara şehir içinden daha fazla yağmış olduğunu fark etmişsinizdir.

Antarktika'nı n ısınarak buz kütlelerinin eridiği iddiaları doğru değildir. Nature dergisinin yayınladığı fakat The Times'ın görmezden geldiği makaleye göre Antarktika 1966 yılından beri soğumaktadır. Batı Antarktika buz kütlesi erimekten çok kalınlaşmaktadı r. Bazı vadilerdeki kar kalınlığı artmakta ve bazı bölgelerdeki ısı düşüşü 10 yıllık periyod için 2 derece olarak ölçülmüştür.

Küresel ısınmanın insan sağlığı ve geleceği için bir tehdit oluşturduğu tezi de bilimsel değildir. Karbondioksitin zirai alanda üretimi artırıcı etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta karbon dioksitin bol olduğu dönemde %30'a varan üretim artışları görülmektedir. Ayrıca yüksek sıcaklıklar, ölüm oranlarını azaltmaktadır. Sıcaklık artışında görülen ölümler(mesela 2005 Fransa) sıcaklık artışından değil, sıcaklık değişkenliğinden kaynaklandığı bilim adamları tarafından ifade edilmektedir.

Küresel ısınmacı tez IPCC toplantılarına dayanır. IPCC üçüncü toplantısında Mann'ın çalışmalarını temel alarak Küresel ısınmayı red edilemez bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmuştur. Küresel ısınmayı yani; ani artışı izah için kullandığı 'hokey çubuğu-hockey stick' tabiriyle meşhurdur. Mann'ın çalışması birçok zaaf taşımaktadır. İlki; çalışmalarında sadece Kuzey Hemisphere yöresini baz almasıdır. Bir bölgede yapılan incelemeyle dünyanın genelini açıklayıcı bir tez öne sürmenin yanlışlığını kabul edersiniz. İklimlerin tarih boyunca istikrarlı bir çizgide olduğu kabulüyle 2000 yılını, son bin yılın en sıcak yılı ilan etmiştir. İklimlerin istikrarı konusunda teorisinde kullandığı 12 set verinin dokuzunu ağaç halkaları incelemelerinden, üçünü ise buz kalıpları incelemelerinden almıştır. Modelinde değerlendirmeye aldığı buz kütlelerinin bazıları Güney Hemisphere'den bir kısmı Görönland'dan ve iki tanesi de Peru'dan alınmıştır. Şimdi düşününüz; 12 set veriden sadece 8 tanesi Kuzey Hemisphere aittir ve onlar da ağaç halkaları sıcaklık tespit etme metoduyla elde edilmiştir. Bu verilere dayanarak son bin yılın en sıcak dönemini yaşadığımız iddia edilmektedir. Mann'ın tezi iklimlerde istikrar olduğu kabulüne dayanır. Halbuki Dünya'nın buzul çağından çıktıktan sonra 12.000 yıl önce ortalama ısının 14 C olduğu bilinmektedir. 800-1300 yılları arasında bir ısınma süreci yaşandığı, ardından 1300-1850 yılına kadar küçük buzul çağıyla tekrar soğuduğu bilim çevreleri tarafından kabul edilen bir gerçektir. Mann'ın 'Hockey Stick' adıyla anılan tezi yeryüzü tabanlı ölçümlere dayanmaktadır. Yer bazlı ölçmelerin üst atmosferdeki ölçümlerden farklılık gösterdiğini daha önce izah etmiştik. Bu farkın büyük ölçüde şehirleşme etkisinden kaynaklandığını da... Meteorolojistlerin dünya çapındaki 10.000 kadar veri toplama istasyonu şehirlerde yahut şehirlere yakın bölgelerdedir. Ağaç halkası değerleri tezde veri olarak değerlendirilmeden çıkartıldığında Mann'ın tezi askıda kalmakta ve açıkladıkları kanaate ulaşılamayacağını kendisi ve arkadaşları dahi kabul etmektedir.

Küresel ısınmacı tezin sahipleri Amerika ve Avrupa'da yüksek bürokratik kademelere getirilirken bu tezin yanlışlığını ispatlayan bilim adamlarının söyledikleri kulak arkası edilmektedir Gerek medya, gerekse yönetimler tarafından cezalandırılmaktalar. Daha önce internette yayınlanmış bu konuyla ilgili bir makalemi değişik haber kuruluşlarına ve editörlere göndermiş olmama rağmen bir tane bile geri dönüş olmadı. Her gün 'küresel ısınma şu kadar zarara neden oldu' diye felaket tellallığı yapanlar, aksi düşünceyi görmezden gelmeyi tercih etmektedirler.

Bütün bunlar bir yana, Kyoto sözleşmesini Küresel ısınmanın bir çözümü gibi önümüze sürülmektedir. Kyoto sözleşmesi atmosfere salınacak gazlarda bir düşüş meydana getirmeyecektir. Hedefi, karbon salınımı 1990'lardaki seviyenin 5 puan altına çekmektir. Avrupa ülkeleri bu hedefi tutturamadıkları nı geçen yıl belirtmişlerdir. S özleşmenin ayrıcalıklı ülkeleri vardır. Hindistan, Rusya, Kazakistan gibi ülkeler salınımlarını azaltmak zorunda değiller, hatta alacaklı duruma geçmektedirler. Üstelik bir ülke kendisi karbon salınımını azaltamıyorsa bunu kotası olan başka ülkeden satın alabilmektedir. Örneğin ABD'nin fazlası, Uganda 'nın eksiği vardır ve ABD bu ülkenin karbon salınımını satın alarak yükümlüğünden kurtulabilmektedir. Yahut üçüncü ülkelerde geliştireceği projelerden alacağı puanlar hedefinden düşülecektir. Bu ve bunun gibi maddelerle Dünya'daki toplam karbon salınımı düşmeyecek, sadece ticari bir meta haline gelecektir. Milyarlarca dolarla ifade edilen yeni bir piyasa oluşacaktır.

Karbon salınımındaki düşüş hedeflerinin gerçekleşmesi, sanayileşmiş ülkelerdeki yatırımların azalması ve bu da milyonlarca kişinin işsiz kalması demektir. İşsizlik meydana geldiğinde bundan ilk etkileyecek kişiler ABD'de hırpaniler, zenciler ve bu gibi yabancı unsurlardır. Karbon salınımındaki gerçek düşüşü elde etmek, dünya sanayisinin geriye gitmesi, işsizlik ve buna bağlı yoksulluk demektir. Yoksulluğun çevre kirliliğini artırıcı bir etkisi olduğunu hepiniz kabul edersiniz. Bugün bile şehrin varoşlarına gittiğinizde kışın hava kirliliğinden genzinizin yandığını görebilirsiniz. Çevreyi nisbeten az kirleten teknolojiyi kullanmak belli bir hayat standardını gerektirmektedir. Çevrecilik, işsizlik ve yoksulluğu getirip tabiatın daha çok tahrip olmasına yol açacaktır.

Bugün 4.000 den fazla -ki içlerinde 70 tanesi nobel ödülü kazanmıştır- bilim adamı Mann'ın görüşlerinin tam aksini ispatlamışlardı r. Harward-Smithson astrofizik merkezinin yayınlamış olduğu ' 1000 yıllık iklim çalışması' adlı dökumanda küresel ısınmacı tezin ne kadar büyük bilimsel defektler taşıdığı izah edilmiştir. Tarihteki iklim değişiklikleri ele alınarak günümüzdeki değişikliklerin gayet tabii olduğu anlatılmak istenmiştir. Üstelik bu çalışmada Mann'ın yaptığı gibi sadece ağaç halkaları metodu kullanılmamıştır. Tarih içinde çok kısa (100 yıl) geçmişi olan ısı kayıtlarındansa, meteorolojistlerin araştırmalarında kullandıkları onlarca metoda dayalı verilerin değerlendirilmesiyle elde edilen ısı eğrileri gerçek durumu gözler önüne sermektedir. İklim değimleri karbon salınımından değil, bugün henüz bilinmeyen başka nedenlerden, belki Güneş fırtınalarından kaynaklanmaktadı r. Üst atmosferde karbon artışının iklim değişiminden önce mi sonra mı oluştuğu konusunda bir fikir birliği yoktur. İklim değişiminden sonra karbon miktarı artıyorsa zaten tartışma anlamsız hale gelmektedir.

Kyoto protolünün öngördüğü iklim değişimi ve bunun insan faaliyetleri sonucu oluştuğu tezi büyük bir ekonomik silah olarak gündemimize girmiştir. Dünyadaki tüm hesaplaşmalar, bölüşümler şimdi ozon üzerinden yapılmaktadır. Yunan felsefesindeki 4 element'den (ateş, toprak, su, hava) sonuncusu da vahşi kapitalizm tarafından ticari meta haline getirilmiştir. Nefes alırken değil ama verirken vergilendirileceğ iz, ücret ödeyeceğiz. Aldığımız nefesi dahi ücretlendirecek bu yeni kısıtlamaya karşı çıkmalı, akamete uğratmalıyız. Üzerinde hiç düşünmeden küresel ısınma ve buna dayalı felaket senaryolarını red edilemez bilimsel gerçeklermiş gibi önümüze sunan medyaya tavır belirtmeliyiz. Geleceğimizi kurtarmak adına geleceğimizi yok eden bu söylemin bilim diliyle konuşmadığını, politik bir proje olduğunu anlamalı ve anlatmalıyız. Fosil yakıtlara dayalı bir ekonominin sürüp gittiği Müslüman coğrafyayı derinden etkileyecek bu yalan kampanyaya teslim olmamalıyız.

Raci Durucan



(*) Makale büyük ölçüde ABD Oklahama senatörü J. M. Inhofe'in 28 Temmuz 2003 de yaptığı parlamento konuşması ve Rogelio Moduro'un 'The Holes in Ozon Hole' adlı kitabının özetinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Erkut Soysal

18 Haziran 2007 Pazartesi

Eski yazılardan

yine macera

Sevgili dostlar,önce beni yaptığım yanlış için affedin,

Bundan sonraki yazılarımda tekne ismi zikretmiyeceğim,tekne sahibinin çok yakını olduğumdan oda beni affedecektir,çünki benim kadar seviyor bütün tekneleri, vasıfları ne olursa olsun ve büyük yüreklilikle nasıl bir tekneye sahip olacağını bilerek bu işe kalkışmıştı.
Tanıdığım en yetenekli insanlardan biridir arkadaşım,ilanlardan seçerek,faal ve denizde olduğu anlatılmasının yanı sıra oldukça ucuz bir fiata bulmuştu teknesini,ve ilanda bakım gerektirmediği yazıyordu.

Karadan getirmeyi düşünmüştü önceleri,istenen çok yüksek bedel, hemen hemen tekne fiatının yarısı idi.Anlaşmayı yapmadan,gidip görelim,yüzüyorsa,direği ve motoru varsa niye denizden gelmesin dedim,karadan taşımak bir sürü işlem gerektirir,arma sökülecek direk inecek,oniki metre,karadan gelmesinin gerek tekneye gerek diğer malzemeye bir sürü olumsuzluğu var,birde eski teknelerde birçok şeyi söktüğünüzde yerine takamazsınız,dert olur.Kendisi dışarıda yetişmiş,ne ödiyeceğim diye sordu hemen,bazı şeylerin bedeli olması gerektiğini bilenlerdendir,ve en pahalı bedellerin de ücretsiz verilen hizmetlere ödendiğini,çıkardığımız maliyet,kumanya artı mazot artı yolda giymem gerekenlerden oluşan ve birde akşam yemeği olarak hesapladığımızda,karadan gelişinin beşte birine düştü birden.

Tekne İstanbulda Sarıyer de,her olasılığa karşı çok iyi bir tekne bakımcısını bir gün önceden gönderdik İzmirden,yağı,suyu,filtreleri,mazotu ayarlasın,armadan da anlar bir ön kontrolünü yapsın,satın alırsak tekne yola hazır olsun diye,

Daha önce bu boyutta denize çıkmamış ama çok sevdiğimiz bir müşterek dostumuz ve yöremizden bir balıkçı arkadaşımız ile tekneye ulaştık İzmir den,ertesi gün,

Ama hüsran,oldukça yaşlı ve yıpranmış olmasının yanı sıra tekne iki yıldır kullanılmamış ve denizde,olması gerektiğinden yirmi santim daha batık ve karina görünmüyor suyun içinde,tam yarım metre kalınlığında midye ile kaplı,güverte tik kaplamaları paramparça,havuz birkaç yıl önce dış cephe boyası ile boyanmış,bom eğrilmiş,tüm halatlar kullanılır gibi değil,hurda bir kontrol paneli,
Almıyoruz
dedim.

Arkadaşlarımda inanilmaz bir hayal kırıklığı,hani motoru yelkeni olsun gideriz demiştiniz,hatta daha iddialı yelkeni olsun yeter demiştiniz,
Anlatmaya imkan yok,ne dediysem ,arkadaşım ,ben yapacağım,ne istediysem, ben alırım diyor,diğer arkadaşlarım beni kenara çektiler, Erkut abi ne olursun biz sana söylemedik ama teknenin parasını ödeyip biz bunu aldık lütfen hiçbirşeyi eleştirme bizi İzmire götür bu tekne ile.
Önce gelen ,bakımcı arkadaşla bir brifing,motor ne durumda,iyi,bakımını yaptın,yaptım,bir problem,yok,sintine pompaları faal,sintinede su,yağ varmı,yok,aküler ne durumda ,yenisini taktım,filtreler değişti,ocak ve tüp,tamam,telsiz çalışıyor,seyir fenerleri,faal,yedek yağımız var yedek mazot var,depo kaç litre 75,yedek mazot 100lt.su varmı? depo dolu,kaç litre? 150 lt,derinlik çalışıyormu?,evet,bas marşa,o ne ,mobilet gibi çalışıyor,aç bakalım,
Tek silindir 9 beygir ,yine yalvarırcasına bakışlar,mümkün değil anlatabilmem,denizde gücün ne kadar önemli olduğunu,yola çıkmadan neler yapılması gerektiğini,acele bir ihtiyac listesi
Halatlar,simitler,ceketler fenerler,bıçaklar,anahtar takımları,tamir takımları,kumanya,allahtan öyle uyumlular ki,ne desem sormuyorlar bile niye diye, ben nedenini anlatmazsam,dünya tatlısı hepsi,birliktelik çok keyifli ama yol herhalde ilginç olacak.Bakımcı arkadaş ben gidiyorum deyip karadan İzmir e döndü.”uyanık”

Yapmam gerekeni yapıyorum,Halatlar çözülüyor,hava çok güzel sular Marmara ya akıyor,tonoz halatı kesilip yandaki tonoz üzerine bağlanıyor,soruyorlar gidiyormuyuz?cevabı geciktiriyorum,sonunda evet gidiyoruz dediğimde...........

Gözlerindeki o pırıltı,o heyecan bir ömre değer,hemen gereğince soğutulmuş biralar açılıyor ve önce bana ikram ediliyor,ben bira içmem biliyorlar ama o anı paylaşmak varya hemen yeşil yassı bir şişe ,,üzeri buzlu, tanırsınız marquıs de montesquıou armagnac napoleon,küçük bir kadeh ve çikulata çıkarıyorlar önceden hazırladıkları,ilk teknelerinde ilk yolculuklarını kutsamak için bana ikram ediyorlar,ben biraz haince gülüyorum,biraz daha keyif almalarını sağlıyorum ve işte gerçek,

Bu tekne bu haliyle gitmez,şimdi doğru Ataköye ve lifte,altı temizlenecek kontrol edilecek,orada ki olaya göre program yapacağız,hiçbir itiraz yok yanaklarım eskiyor öpülmekten.

On saatte sağsalim Sariyer den Ataköy marinaya varırken ne demek istediğimi iyice anlıyorlar.Marina ilgilileri,yola gideceğimizi anlatınca,mesai saati falan dinlemeyip karaya aldılar bizi hemen,teşekkür edilecek bir davranış ve acilen altı kazındı temizlendi neyse bir şey yok,ama şimdi gülmeyin,alta yığılan midye tam bir metrelik bir tepe oluşturdu,içinde kaya balıkları ile.

Ve tekrar suya.Artık teknemiz,evet bizim teknemiz altı knt yapıyor motorla,deniz dümdüz ama ilk gün fazla şova gerek yok İzmirden 12 saatte geldik uykusuz,oniki saattir de denizdeyiz,bize Yeşilköy yakışır,girip bağlanıyoruz.Ve kıskanıyoruz bizim balıkçı barınaklarımızın halini ve davranışlarını düşündükçe.

Gereğince bir yemek,tekneye dönüyoruz,ilk etap Marmara adası Port Marmara yı planladık üç etapta inmeyi planlıyoruz İzmire.Evlere telefonlar Salı sabahı oradayız.Yapmayın etmeyin dinleyen yok,abi yav saatte beş mil gitsek hesapları,ne yapalım alışırlar.

Sabah Marmara yı geçiyoruz rüzgar önce batılı,teknenin hızı 4 knt,biraz daha artıyor hava hız 3 kn sonra,tanrı yardım ediyor güneyliyor,armayı zorlamadan yelkenle yedi knt gibi tam rotadayız,sabaha epeyce var müthiş keyifli bir seyir,arkadaşlarımda bu keyiften pay alıyorlar,Bekir ilk defa dümende ve iyide gidiyor, ip gibi,üşüdü onu sprayhudun kuytusuna gönderip dümeni aldiğım an inanılmaz bir patlama,belkide gecenin o saatinde bana öyle geldi,iskele uzun çarmık havada bir uçtu,o direk tam bir S haline geldi ve bunu birde ters taraftan yineledi ve düzeldi ama tam değil,arkadaşım Bekir ilk seyri ,ilk yelkeni olmasına rağmen anında ne istediysem yaptı, anayelken mandarını getirdi direkbaşını yedekledik cenovayı sarmak mümkün değil bosaltıp tekneye başüstüne aldık,
uzun çarmıkın landa demiri yerinden kopmuş,dışarı çıkarken bizim güverteyide onsantim tekneden ayırmış yarım metrelik bir bölümünü,adaya 8-10 nm var,kopan çarmıkı sağlam bir landaya sabitledik,direk duruyor ya şükür,bir şekilde bir yerlere mutlaka gideriz,motoru bas,o ne motor yok,ama motor niye yok?saatler gibi geliyor bize geçen zaman,sabah olmak üzere hava ağarıyor marmara adasında çok hızlı bir bot var liman hizmetleri için, ulaşmağa çalışıyoruz,telsizimizi duyan yok ,cep telefonları,cevap veren yok,İzmire ulaşıyoruz telefonla,uyarmaları için adayı,adada hiçbir yetkiliye ulaşamıyorlar,biraz sakınleşiyoruz küçük bir yelken,direğe yük bindirmeden,balon mandarını da aynı kontradan,sancak uzun çarmıkı da biraz boşaltınca direk daha da toparlanıyor,tıngır mıngır ama böyle bitmezki,arkadaşım motora iniyor,filtreler boşboş,mazot hortumu,oda boş,depo tamtakır,birbirimize bakıyoruz,depoyu doldur,o ne ,daha 50 ltrelik bidonda iki üç parmak var,taşmaya başladı.
75 litre denilen bizim depo 45 litre,biz de otuz saattir motor kullanıyoruz nasılsa full başladık ya ve depoda da 75 litre var,tek silindir ne yakarki.

Ama kazın ayağı öyle değilmiş öğrendik.

Adaya Marmara ya bağlandık.Dinlendik,güzel bir köfteci,midye ve piyaz,başarmanın mutluluğu arkadaşlarımda,benden başka somurtan yok,adamlar ilk defa denize çıkıyorlar,aptal da değiller,durumun farkındalar bir tek panik bir tek telaş ve endişe belirtisi yok,beni motive ediyorlar,biz motoru çalıştırırız sen kendi işine bak diyorlar bana soytarılar,kendilerine güvenleri geldi,mazotuda yedekledik,hadi çıkmıyormuyuz yoklamaları.Seyir fenerlerimizden sadece sancak iskele fenerleri yanıyor atlattığımız badireden sonra,bir uzatma kablo ile direğe bir silyon çektik,direk önünde işe uygun ama çıplak ampul devamlı problem,
Sabah ola hayrola.Sabah güneşten önce yoldayız,hava uygun,rüzgar durdu,teknenin pareketesi beş knt gösteriyor,el gps sinde 7 knt ,oturmuşuz akıntının tam üstüne sular hala akıyor,inanilmaz bir keyif,ama dümen biraz yoruyor biraz daha özen istiyor,her şey keyifli iken,imtihan tekrar başlıyor,hararet göstergesi,yağ basıncı ve devir saati hepsi birden kaput,hız göstergesi bir saat sonra,şarj iki saat sonra,ve teknenin içi farşların üstüne kadar,yağlı bir su,sintine tulumbaları faal ama karşılamakta zorlanıyor,batmaz ama, deriz ya nerdeyse batacağız öyle bir durum,arayıp buluyorlar gelen suyun nedenini,şafttan geliyor,yağlı salmastra kurumuş erimiş bitmiş,yağ basılıyor şafta rahatlıyoruz ama salon yağ içinde,iki yıl içinde birikmiş yağlar hepsi salonda,yürümek imkansız ve temizlemekte çok zor ,yine çözüm bulunuyor hemen,zaten hazırlıklı gelmişler,suyu boşalttıktan sonra salona yeterli katta gazete döşeniyor,bende niye masa örtüsü olarak kullanmadıklarını düşünmekten kurtuluyorum gazeteleri.Bu tür yolculuklarda ben ayakkabı mecburiyeti koyarım,çıkarttırmam,onlarda yeni tekne ayakkabıları almalarına rağmen salon kaplamasını düşünüp gazete getirmişler yanlarında.
Biri motor sesini dinleme görevini alıyor,teknede yeni bir iş tarifi,biride eksoz suyu kontrol sorumlusu ve diğeri yaptığı mükemmel sandvich lerin servisinde,beni kıpırdatmıyorlar bile,bütün olumsuzluklar müthiş bir seyir keyfine dönüşüyor Çanakkaleye kadar,Kulübün önüne bordalıyoruz,banyoyu bize açıyorlar,keyfe bakın.Telefonlarımızı şarja alıyorlar mazotumuzu getirtiyorlar,tamirci öneriyorlar,sabah tekrar erken çıkacağız,erken yatıyoruz.
Saat beş gibi avara oluyoruz,görevli bizi uğurluyor fakat,bıraktığımız bağlanma ücretinin makbuzunu almadan hareketimiz üzerine önce bizi bir haşlıyor,utanıyoruz yaptığımızdan.
Yine uygun bir hava, çabucak geçtik Müsellimden ,uygun sularla,güney rotasına girdik,nisoi tokmakya yı bordalıyoruz,sevgili motorumuz birden sustu,önceden tecrübemiz varya,mazot deposu mazot var,filtreler mazot dolu,mazot hortumu,dolu,mazot pompası çıkışı,var,bas marşa bir hırıltı yine stop,iki mil kadar yanımız Midilli,karşımız ,Çıplak ada,direğimizi,deli bağlar gibi bağlamıştık İzmire tek parça götürelim diye,rüzgar karayel çok uygun,küçük bir yelkenle gidebiliriz bir yerlere,ama üç gün oldu yoldayız,bana hissettirmemeğe çalışıyorlar yorulduklarını,güçlerinin tükenmek üzere olduğunu,uğraşıyorlar motoru çalıştırmaya ,mümkün değil olmuyor,Güçleri her an tükeniyor ve stres üst düzeyde,

Birden bir mucize oldu,ve beliriverdi TC SG 11 koçlar gibi önümüzde, bizi sallamamak için ikiyüz metre yanımızda seyrediyor,el sallıyoruz,selamlıyoruz,kendilerine önerdim,bakın yardım isteyebiliriz,o gücü tükenenlerde bir özgüven ,hemen atılıyorlar,neden yardım isteyelim,negüzel gidiyoruz,biz şimdi motoru hallederiz.Ve hemen motora giriliyor,değiştirildiği söylenen mazot flitrelerinin şişmiş sertleşmiş olduğu artık geçirgenliklerini yitirdikleri tesbit ediliyor,yenileri takılıyor,mobilet motorumuz saat gibi.Yelken motor Midilliyi geçiyoruz,her şey lehimize artık,Uzunada –hekim arası rotası karşımız Urla iskele,bütün denizlerimiz bizim ama burası evin yolu,bayağı yorulmuşuz,halbuki alt tarafı,çarmıkı kopuk ,direği eğri,şaftından su alan,hararet göstergesi,derinlik göstergesi.devir saati,şarj lambası,seyir fenerlerinin yarısı çalışmayan yelkeni yırtık,pusulası bozuk,güvertesi yarım metre patlak(,ha birde dümen teli koptu onu unuttum,) bir tekne ile İstanbul dan İzmire geldik.

Tevazu göstermeye hiç gerek yok,abartmaya da,ne yapabileceğinizi ve ne yapamayacağınızı biliyorsanız,gücünüzün yanında bilginize de güvenin ,yaparsınız,yeterli bilginiz varsa.
Ve inanın tekneler yüzmek için yapılmışlardır,insanlar mani olurlar teknelerin yüzmesine gitmesine,ilgisizlikleri ve bilgisizlikleri ile.

Saygılarımla.

Not.
Aynı teknenin üçüzünü de İstanbul Atabay marinadan Didim KAZIKLI ya getirmek yine bana kısmet oldu geçmiş yıllarda,hangi birini anlatayımYa ben çok dolaşıyorum,yada benim etrafımda şeytan üçgeni.

14 Haziran 2007 Perşembe

GPS HATALARI


GPS de oluşabilecek problemlerin incelenmesi geleneksel metodları terk etmemeyi bize hatırlatır.




Veriler yanlış okunabilir,yanlış aktarılabilir, yanlış alınabilir,bunların açıklaması yapılabilir,

ekte bir resim var,

bu resimdeki tekne simgesi nin yeridir izah gerektiren, bunu programı yükleyen üretici veya kaynak firma açıklayacaktır herhalde.

Her şekilde nedeni bulunması gereken bir olaydır.Birşeylere güvenmek zorundayız ve de dünyanın parasını ödediğimiz cihazlar bize bu güveni sağlamakla yükümlüdürler.Tabii legal programlar yüklü ise.

GPS çalışma prensipleri ile ilgili bilgilere detaylı ulaşmak mümkündür,

Bu tür hizmetler sunan ülkelerinin ,ulusal çıkarlarına uygun yanıltıcı veya kısıtlayıcı uygulamaları ve karartmaları her zaman mümkündür.

Her elektronik cihaz gibi GPS lerde arıza yapabilirler, bu çok küçük olasılığıda göz önüne alarak,mevki koymak alışkanlıklarımızı klasik haritalar üzerinde sürdürmemiz oldukça faydalı olacaktır,bu eylem ayrıca seyre farklı bir keyif de getirmektedir, derinlikler ve hızımız yanında takibimizde olan manyetik pusulamız ve saatimiz,uygun aralıklarla seyir haritalarımıza mevki koymamızda kullanılırsa GPS in bile hatasının bulunabilindiği için (ÇOK ENDER)eğlenceli olabilir..Tabiiki bu anlattıklarım küçük tekneler için geçerlidir,diğerlerinde hiçbir şey şansa bırakılmaz.Mutlaka teyid edilir.

Raymarin, c80 ve buna benzer cihazlar ihtiva ettikleri menüde düzeltme programlarıda taşırlar bildiğim kadarı ile,offset ayarlarıyla tekne simgesi, mevkiinin olması gereken yere taşınıp düzeltme yapılabilir,harita programında da düzeltme yapılabilir,farkları n birkaçyüz metreyi geçmemesi esastır,fazlası nda ise arıza düşünülebilir,

Erkut Soysal

GPS VE BASILI HARİTALAR

GPS +BASILI HARİTA KULLANIMI

Harita kartlarında ve googleearth görüntülerinde,gridlerdeki dakika ve saniyelerin tümü iki rakamlı 60 lık sistemlerle gösterilmektedir,google tam saniyeleri 60 lık sistemle göstermesine rağmen kesirlerini yüzlük sistemlerle belirtmektedir sanıyorum,
GPS cihazları ve güncel harita programlarında binlik değerlerle gösterilen saniyeleri 60 lık sisteme çevirme alışkanlığı yoksa ilk iki rakam alınarak yapılan uygulamalarda hata bu rakamlar 60 tan küçükse görülememektedir.İlk iki rakamla harita folyolarına indirilen binlik değerler saniyeleri %40 gibi eksik gösterecektir.İlk anda önemsenmeyen bu fark aslında oldukça büyük mesafeler ifade edebilmektedir.Bu hataya yeni arkadaşlarda oldukça sık rastladığımızdan,bu ayrıntının da uygun görmeniz halinde tarafınızdan aşağıdaki yazınıza ek olarak yayınlanması faydalı olabilir diye düşünmekteyim.
Tekne simgesinin karada görünmesinin sebeblerini ilgili firma mutlaka açıklayacaktır,Çeşitli modlarda bu simgenin taşınılabilirliği olup olmadığını da incelemek bence doğru olacaktır.
İyi günler Dileklerimle.

Erkut Soysal

13 Haziran 2007 Çarşamba

İKİNCİ EL TEKNE

İkinci el tekne ile ilgili bilgi isteği üzerine;


Merhaba,
Kaç yıl daha sağlıklı bir şekilde (47 yaşındayım) yaşayacağımı bilmediğim için, hep hayalini kurduğum ikinci el bir tekneyi (Yaklaşık 20-25 yaşında, 8 metre civarında, dört kişinin bir aile için) “bu yıl içinde” almayı planlıyorum. Mehmet bey, Okay beye profesyonel yardım almayı öneriyor. Ancak sorun, zaten içinde bulunmadığımız bir sektörde gözümüz kapalı güveneceğimiz bir profesyoneli nerede bulacağız ve bu hizmetin bedeli nedir? En az birkaç kişinin olumlu referans vereceği bir şirket veya uzmana nasıl ulaşabiliriz?

..............................................................oooooooooooo..........................................................................

Sayın Hasan Taş


Tekne sahibi olmak yaşamda denenmesi gereken bir köşe taşıdır.

Tekne sahiplerinin hepsi düşündüğünüz gibi sağlıklı kişiler değillerdir ve olmalarıda gerekmez.

Bu işte profesyonel yardım, ancak siz tekneyi ne için almak istediğinizi gereğince anlatabilirseniz mümkün olur,onun dışında kimsenin sizin açınızdan olayı görmesi mümkün değildir.

Siz tekneyi seçersiniz,profesyoneller inceler ve fiat -malzeme kıyaslamasını yaparlar,bunu bedelli yapanlar vardır,bedelsiz yapanlar vardır.

Her tekne özeldir,kendine hastır,önemli olan sizin onunla geliştireceğiniz ilişkinizdir.

Ve her tekne yeni bir dünyadır,bunu keyif veya ızdırap haline sokabilmek sizin elinizdedir,nasıl ki siz yaşınızı belirtip daha nekadar diyorsanız,ben teknelerin ölümsüzlüğüne inanmama rağmen,teknelerin de bunu söyleyebileceğini çok yaşadım.

Erkut Soysal

3 Haziran 2007 Pazar

Sponsor arayışta hedef kitle

SPONSOR ARAYIŞTA HEDEF KİTLE

“Yeni bir ulusal spor olarak yelken,”

Bu kavramın açıklanması gerekiyor bence,yelken zaten ülkemizin ulusal sporlarından biridir ve bu sıralarda uluslararası seviyede de başarılarını takip etmekteyiz.
Ulusal birimlerce yönetilip yönlendirilmektedir.
Kavram,” geleneksel sporlar yanına konulabilecek” anlamını taşıyorsa,önce geleneksel olması gerekmektedir,geleneksel sporlar tarifine uyması da geleneklerimizin belirlediği yaşam tarzının bir yansımasını gerektirir ki böyle bir tarife gireceğini sanmıyorum.
Deyiş ;yelken, ulusal spor politikamız içerisinde bundan böyle daha bir öncelikle yer almalıdır ise mutlaka doğrudur,
Bireysel bir spormuş gibi görünmesine rağmen,su,tesis,malzeme,teknoloji ve para gerektirdiği kadar, zaman ,ekip ve rakip de bu sporda yarışmacı düzeyi için önemli olduğundan,ulusal politika desteği şarttır.
Çok hızlı gelişen teknolojisi ile bu konuda üretim yapan veya bu spor dalında kullanılan elit bireysel tüketim malzemesi pazarlayanların veya bu pazarın geleceğini dogru görenlerin ilgi dalı olması kaçınılmazdır.

“”Sponsor arayışında hedef kitle””.

Erkut Soysal

Yarış ve farklılıklar

Yelken yarışları üzerine yazılara düzeltmeler

Yelken kullanımını özendirmek amacı “özendiğimiz için”ile ekte sunulan kurallar çerçevesinde 1. Gezgin
Korsan yarışması”gezisi” gezisi düzenlenmiştir. Bu bir spor yarışması olmayıp”spor olup” yelkenli tekne yarışmasıdır”değildir”. Yarış”etkinlik” 9 Eylül 2006 Cumartesi saat 11:30 başlayacak, tekneler bitirdiği zaman bitecektir. Katılacak olanlar belirtilen günde saat 11:30 veya daha sonra sadece yelkenle start hattını geçecekler, Kınalıada'yı iskelede bırakarak dönecekler, belirlenen start hattında yarışı “etkinliği”tamamlayacaklar ve teknenin”teknelerin” tamamı finiş hattını geçtikten sonra saat dakika ve saniye olarak bitirme zamanını not alarak http://us.f326.mail.yahoo.com/ym/Compose?To=gezgin.korsan@gmail.com adresine göndereceklerdir. Finiş hattını yaklaşık aynı zamanda geçen teknelerin ben öndeydim veya gerideydim, şeklinde bir not yazmaları sıralamada dikkate alınacaktır. Yarışmacılar”katılımcılar” kendi vicdanları ile başbaşa yarışacaklardır”gezeceklerdir”, hakem yoktur, organizasyon komitesi yoktur, protesto yoktur, kupa yoktur, ince kurallar yoktur.
Yarışmaya”etkinliğe” katılacak olanlar tekne ismi veya kendi isimlerini bildirimde kullanabilecekleri gibi seçecekleri herhangi bir lakap (nickname) ile de yarışmaya “etkinliğe”katılabilirler. Asıl amaçları gezmek olan tüm yelkenli tekneleri bir araya getirmek için düzenlenen bu yarışma”etkinlik veya aktivite” kuralları daha sonraki yarışmalara”etkinliklere”, eğlencelere ve gezilere asıl olmak üzere tartışma ve önerilere açıktır.
Sonuçlar katılanlara e mail aracılığı ile bildirilecek, eğer moderatörümüz uygun görürse bu posta grubunda da yayınlanacaktı r. Moderatörümüz uygun görmezse açık yayınlama için başka yayın kanalları kullanılacaktı r. “tabii ki öyle olacaktır
Gezgin Korsan
Denizlerin bir kısmı da bizimdir..."”denizler ne sizin ne benim,bizimdir
YARIŞ İSE CİDDİ BİR ŞEYDİR KURALLARI VE KURULLARI VARDIR.

Erkut Soysal