26 Nisan 2007 Perşembe

SAYILI GÜNLER

SAYILI GÜNLER
Sonbahar ve kış aylarının hatta tüm mevsimlerin belirli günlerinde olumsuz veya olumlu hava değişiklikleri uzun yıllarca gözlenerek sayılı günler olarak önceleri tarif edilmiş olsada bu sıralama daha sonraları bazı kesimlerce rüzgar ölçeğinde değerlendirilerek ,gözlenen olumsuz koşullara Sayılı Fırtınalar denmiştir.
Gelenekler ve kültürlerle ayrıştırılmış kavramlardan esinlenilip uzun yıllarda elde edilmiş gözlemlerin zamanın bilgileriyle harmanlanıp Fırtına takvimi adını da alabilmiş bu cetveller günümüzde de birçok kaynaktan hiçbir sorumluluk taşımaksızın yayınlanmakta ve bir çoğumuz tarafından da ön bilgi olarak halen yaygın olarak kullanılmaktadır.
Her yöreye göre gerek konumu ve gerekse coğrafik yapısı nedeni ile farklılık göstermesi çok tabii olan bu geleneksel takvimin meteorolojik yorumundaki fırtına kavramıda bugün kesin sınırlar koyarak tarif ettiğimiz fırtına ölçülerini ifade etmediği gibi,sadece ,nedenleri olan olayların önceden gözlemlenmiş oluşum şekillerine bağlı olarak esecekleri, yönleri belirli rüzgarları tarif ederler.Yani 8 ocak tarihinde arizi bir nedenle esebilecek güneyli bir fırtına ,bu tarihte esti diye zemheri fırtınasını tarif etmiyecektir..
Türkiyede hakim rüzgar yönlerini belirlenmesinde yerel orografik şartlar genel atmosferik yer değiştirmeler kadar etkindir.Bu sebeble belirtilmiş günlerde çok farklı yörelerde çok farklı rüzgarlarla da karşılaşılması kaçınılmazdır.
Periyodları belli sıcak dönemlerde, daha sıcak karasal yapılarda, denizden karaya,soguk dönemlerde,daha soğuk karasal yapıların yarattığı yüksek basıncla karadan denize musonlara benzer bir salınımla gelişen rüzgarlar bir çok bölgemizde kendi orografik şartlarına bağlı olarak değişik hızlarda ve farklı yönlerde hakim rüzgarlar da meydana getirirler.


Bu nedenlerle FIRTINA TAKVİMİ kavramını bir meteorolojik hava tahmin raporu gibi değil, sadece , klimatolojik yüksek olasılıklar olarak dikkate almamız,mevsimsel koşulları geniş bir tabloda görme şansını veren bir gözlem birikimi olarak görmemiz uygun olacaktır.
Rüzgâr hızını saniyede metre, saatte kilometre, deniz veya kara mili olarak ölçtüğümüzde,genelde kullandığımız Beauforth skalası ölçüleri ile uyuşmasa bile ülkemizde hızlı esen rüzgârlar çoğunlukla fırtına veya bora olarak isimlendirilirler. Yıllar boyu edinilmiş bilgilerin ve istatistiklerin bize verdiği sonuçlarda, kuzey yarıkürede 36-42 paralellerde 26-45 doğu meridyenleri arasında olan sınırlarımız içerisinde oldukça değişik iklim şartlarını gözlememiz mümkün olup bu sürecin sistematiğini kesinleştirmek ve çözmek
Fırtına takvimleri ile pek akılcı olmamaktadır.
Genelde hafif meltemlerin estiği yaz aylarında bile çoğu seneler genelde kısa sürseler bile fırtınalar sıklıkla görülebilmektedir.
Aşağıda dört ayrı kaynaktan alınan Fırtına takvimi karşılaştırması yapılmıştır,Siyah,kırmızı,yeşil,SA,kaynaklarındaki veriler den bazıları birbirlerini tutmamasına rağmen genelde müşterek tabandan geldiklerinden yakınlıklar daha çoktur.
Buradaki problem,bu verilerin dayandığı esasların bildirilmemiş ve kaynakların belirtilmemiş olmasıdır.Anonim gibi görünen bu bilgilerin hiçbir analize ve teyide dayanmadan kullanılmasından doğacak sonuçların bazı hallerde doğurabileceği olumsuzlukları göz ardı etmemeliyiz.
Sonuçta bu bilgilerin mevsimsel planlamalar dışında,kısa vadelerde geçerli olamıyacağı gerçeği çıkmaktadır,yapılması gereken akılcı davranış teknolojinin ve iletişimin getireceği güncel verileri kullanmak olmalıdır.

İşin en hayret verici yanı ise aşağıdaki listede resmi yetkili bir meteoroloji biriminin de fırtına takviminin yer almasıdır.


Erkut Soysal

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Took me time to read the whole article, the article is great but the comments bring more brainstorm ideas, thanks.

- Johnson

M Cem GÜR dedi ki...

Sayın Sosysal,
Blog başlığında alıntı yaptığınız kişi:

Charles-Louis de Secondat, Baron de La Brède et de Montesquieu (18 Ocak 1689 – 10 Şubat 1755), daha çok bilinen adıyla Montesquieu, bir Fransız politik düşünürdür.

Sizin yazdığınız gibi "Montesque" değildir.

Saygılarımla.
M.Cem GÜR