31 Aralık 2007 Pazartesi

2008-Bu gün suya baktım

Bu gün suya baktım.


Mutluyum,

Bugün suya baktım Levent Marina da,

İki levrek ve bir lidaki,
beş metre derinde,
Dibi bize niye şimdiye kadar göstermediğini anladım denizin ,
utanıyordu,
Kendinden değil bizden,yaptıklarımızdan,

Su ,
ara ara bu mevsimlerde böyle olur körfezde,
derler ya cam gibi,

Yüzümüze vurur ona yaptıklarımızı

Gene de mutlu oldum
dibin halini görsem bile.

Önemli olan görebilmek.

1985 yılında başlattığım Levent marina da yelken hareketinin,sonuçlarını izlemekten,
Levent marinanın bir kulübün malı olması değil,
tüm sisteme hizmet vermesi anlayışının oturabileceğini ve hatta oturduğunu görmekten mutluyum bu gün.

Bu tür bağlama kapasitesi sınırlı ve benzeri çok az tesislerin bağlanan teknelerden gelecek bağlama ücretleri ile yaşayamayacağının ,
gelir planlamasındaki hedeflerin tümünün bu teknelerden sağlanmasının programlanmasının
insafsızlığının hem işletmeci,hem de bağlanan tekneler tarafından anlaşılmasından mutluyum,

etrafına tel çekilmesinden mutluyum,
dört güvenlik elemanının çalışmasından mutluyum,
şimdilik dört kulübün burada barınmasından mutluyum,
para kazanmak kadar önemli başka görevlerinin olduğunu anlamalarından mutluyum,
bir sürü yetenekli ,genç ama eğitimli insanın,
çok sayıda bu işi öğrenmek isteyenlerle bilgi,tekne ve zamanlarını paylaşmalarından mutluyum,
ve bir çok arkadaşımızın teknelerini,tüketen değil üreten değer olarak kullanabilmelerini ve hazır bulundurmalarını görmekten mutluyum.

Denizimde artık gezen yelkenliler görmekten mutluyum ,

İstenirse yapılabileceğini,
kim ne derse desin aldırmadan, kim kırılırsa kırılsın görevlerden bize düşeni yaptığımızda, amacımızın onun kırılması olmadığını da anlatabildiğimizde,
anladıklarında,

çözümün geldiğini görmekten mutluyum.

2008 in Göztepem için mutlaka, geçmiş, kayıp yıllardan çok daha iyi olacağını görmekten mutluyum.

Denizi her gün daha çok kişi ile paylaşmaktan mutluyum.

Sizlere de dilerim.

Erkut Soysal

19 Aralık 2007 Çarşamba

İSAF KURALLARDA HAKEM İNSİYATİFİ

Sevgili hocam

Anladığım kadarı ile
Ceza dönüşleri uygulanacağı alanlar İSAF ta açık olarak tasrih edilmemiş sadece zamanı ve uygulayacak teknenin diğer teknelerle konumuyla ilişkili tarif edilmiştir.

Tabii ki bu tarifle Tercih tekneye kalmaktadır.
Sizin verdiğiniz karar söz konusu bile edilmemiştir,

Start hattının gerisinde herhangi bir 360 ile ceza dönüşünün ayrımı nasıl yapılacaktır.
Start verilmeden yapılan böyle bir ceza dönüşü cezalı tekneye zaman kaybettirmediği için ceza sayılabilir
mi?

Bu açıdan bakıldığında amaca uygun değildir,bence.

Start hattında oluşan ve diğer teknelerin ayrılmasından sonra meydana gelen kural ihlalleri ,diğer teknelerce protesto edilemese bile hakem heyeti protestosu uygulanabilir sonucu ortaya çıkmaktadır.(uygulanmalı mıdır?)
Burada kullanılacak insiyatif yarış komitesi yorumuna tabi olup,
kriter, ihlali yapan teknenin bundan avantaj sağlayıp sağlamadığıdır,görüşü hakimdir.
Hakem heyetinin bu protestoyu uygulamamakla ihlal yapan tekneye istemeden de olsa açık avantaj sağladığı ortadadır.
Diğer teknelerin görüş alanı dışındaki olaylarda bu önem kazanmaktadır.
Komite botuna temaslarda,bu temas sonucu bozulan pozisyonu düzeltmek için rüzgar dışında bir yürütücü güç, elle itme ,çekme,komite botundan itilme gibi güçlerle hareket sağlamak bu temastan ayrı değerlendirilmeli midir,cezalandırılmalı mıdır.
Bu da açık bırakılmış gibi görünmektedir.

Sıralamayı etkilesin, etkilemesin, yükümlü tekne tarafından yerine getirildiği deklare edilmemiş ceza dönüşü uygulamalarında yarış heyetinin tutumu ne olacaktır.

Ceza dönüşünü yapıp deklare etmemiş tekne ile ilgili mahkemede hakem heyeti biz gördük şeklinde taraf olabilir mi?

İncelediğimizde hakemlerimize oldukça insiyatif kullanımı ve sorumluluk verildiği görülmektedir.

Bunlar sadece benim kurallarla ilişkili görüşlerim,

Sizinle ilgili doğru ve yanlışlar değil,sizi nasıl eleştiririm ve de niye eleştireyim,hakem olan ve bu konuda bilgisi olan sizsiniz,benim için önemli olan kurallardaki boşluklar,bunları gözlediğim kadarı ile dile getirmeye çalışıyorum,hiçbir iddiam da yok ,bunları rahatça konuşabilmeliyiz,bu kuralları biz koymadık ve bunlarda değişmez değil.

Tekrar bayramını kutlar gözlerinden öperim.

Erkut Soysal

15 Kasım 2007 Perşembe

TEKNE ALMAK

Neden tekne sahibi olmak isteriz?

Birçok nedeni var bu talebin,ekonomimiz ,karnemiz düzgündür,birde teknem olsun diyenlerimiz gibi bunu bir standart göstergesi sayanlarımız vardır.Saygı duyulması gereken bir tavırdır bu.Evet tekne sahibi olmak bir ayrıcalıktır.
Bu nedenle tekne sahibi olanlarda eğer sağlıklı alt yapıları var ise teknelerine adapte olup onun ne olduğunu ve ne olmadığını anlamaları fazla zamanlarını almaz,gelişime ve kendilerini aşmaya yatkınlar ise herşey güzel gelişir.Hele birde paylaşmayı biliyorlar ve beceriyorlarsa iyiki tekne almışlar deriz hepimiz kıskanmadan.İşte en iyi tekne arkadaşının teknesidir dedirten tekne budur.
Diğer bir bölümü yine aynı nedenlerle bu işe başlamış olsalarda,tekne bir okuldur,onu beceremezlerse ve paylaşmayı öğrenemezlerse,karanın su üzerindeki bir uzantısı olmaktan ileri geçmez edindikleri nesne.Hele hele karada zamansal ve parasal sorunlarını da henüz çözememişlerse hep bir ayak bağıdır tekne.Bir olumsuzluk üst yapıtıdır.Böyle bir tekneye konuk olduğunuzda,konuk olmaktan çok tekne sahibinin kişisel kapris ve ızdıraplarının getirdiği hezeyanlarının hedefi olmak kaçınılmazdır.
Bu iki örnek, diğer insanları tekne sahibi yapan dürtülerin başında gelir. Hatta dar olanaklarla bile tekne sahibi olmak planlanır.Bu da saygı duyulması gereken bir davranıştır.Çünki tekne sahibi olmak ayrıcalıktır.Tek problem ayrıcalıklı olmak için tekne sahibi olmayı düşünmektir,tekne sahibi olması gerekenler vardır işin doğrusunda,onlar tekneyi bir araç değil bütünün bir parçası,bir ifade tarzı ve hatta daha ileri bir yaşam tarzı olarak görenlerdir,bir kaçış gibi görülse bile tekne yaşamı aslında bir kendini ifade tarzıdır.
Düşün kardeşim,
Neden tekne istiyorsunuz?
Bir tek geçerli neden gösterin,size nasıl tekne almanız gerektiğini söyleyeyim
Tekne sahibi olanların büyük bölümü tekne sahibi olmanın getireceğini düşündükleri sosyalite ve çevreyi edinebilmek için tekne sahibi olmuşlardır, tümüne yakınıda başlangıçta nasıl bir tekne alayım diye soranlardır.Bu da geçerli ve saygı duyulacak bir nedendir,tabii ki tekneyi neden istediğini biliyorsanız.
Siz neden istiyorsunuz?.
E.S

13 Kasım 2007 Salı

Eğitmenlerin eğitimi

EĞİTMENLERİN EĞİTİMİ

Kazanın mantığı,

Daha önce de söz konusu olmuştu ,
bir uzakyol kaptanının demirli tekneye çarpmasını günlerce acımasızca irdelemiştik.

Kazanın mantığı olmaz,
Önce bunu kabul edelim,kazalar olacaktır,
önemli olan bunun gerçekten kaza mı yoksa bizim zaaflarımızdan kaynaklanan farklı bir şey mi olduğunu görebilmemiz.

Yanlış olan “kaza geliyorum demez” mantığıdır.

Hava koşulları uyarınca karaya veya diğer engellere uygun mesafelerde seyretmek ne kadar önemli ,motor stop ettiğinde eğer bir akademi teknesi kadar üst düzey yelkenlide isen ve bu tedbiri uygulamışsan,tekneni de selamete çıkarabilecek yetide olman gerekir.Yada tekneni kontrol edemiyeceğin bir havada denizde olmaman.

İyi kaptan,iyi denizci hele hele iyi bir eğitmen olmak böyle şeylere imkan vermek değil,havayı iyi analiz etmek,nerede seyrettiğini bilmek,her merci ve referans dikkatli olun diye yırtınırken,teknolojinin bütün imkanlarıyla bizi uyarırken ,limanda kalabilmek aklını ister.Çıktıysan da dönebilmek.
Motorum bozuldu karaya çıktım diye bir şeyin kabul edilme şansı yok,hangi teknede olduğunuzu bir düşünün,
belki şu olabilir,motor stop etti,stres ve dağılan dikkatim nedeniyle uygun yelkene yetemedim karaya çıktım,bu hepimizin başına gelebilir yetemiyorsak.
Üşümüştüm,korkmuştum,stres vardı,yetemedim ,dikkatım dağıldı gibi insani mazeretlerin hepsi kabul edilebilir.Yada direğim de kırıldı.

Neden bunu dürüstce söyleyemeyiz.

Ben nerede hata yaptım.
Bir eğitmenin görevi budur,eğitmen tanrı değildir,hatta eğitmen olup olmadığına kimler karar vermiştir,o da hata yapabilir,nerede hata yaptığını bizlerin de aynı hatayı yapmamamız için aktarmalıdır .

Hangimiz yapmıyoruz ki.

Tekrar geçmiş olsun.

Erkut Soysal

1 Kasım 2007 Perşembe

YAKAMOZ VE TÜRKÇE

Merhabalar

size katılıyorum,

fakat dil teorilerinde ural-altay dillerinin tüm bölgede ana yapıyı sağladığı görüşü en yaygın olanıdır.

Sayın TDK başkanıda açıklamalarında bu kelimenin anadolu lisanından alındığı söylenmesine rağmen(bizlerin anadoluya geliş tarihimiz baz alınarak,bizden önceyi tarif etmek için) kullanımı ve içeriğiyle Türkçe kabul edilmesi gereken sözcüklerden olduğunu beyan etmişlerdir.

Köken daima tartışılabilen bir yöndür,kelimelerde,.
Önemli olan bu kelimeyi bu şekliyle kimin/kimlerin kullandığıdır,

Türkçe sözlüğümüzü açar isek sizin bakış açınızla birçok Türkçe olmaması gereken kelime bulacağız.

Küçük bir düzeltme de ben yapayım,sanırım rumca değil,yunanca dan dilimize geçtiği düşünülmesine rağmen,bir çok teorisyenin tüm anadolu ve ege lisanlarının aynı kökten geldiklerini,bonikilere kadar varan araştırmaları ile açıklayabilme çabaları ile ilgili görüşlerini yine bu yazışma gurubunda izlediğinizi sanıyorum,

Anadolunun bir bölümünde de indo-european lisanların etkisi de ortadadır.

Bu kadar karmaşık bir konuda ,iletişim ve ilişkiler arttıkça lisanların birbirini etkilemesi ,kökleri farklı bile olsa kaçınılmazdır.Böylece kendi lisanlarını da inşa ederler.

Affınıza sığınarak nereden almışsak alalım bence,Yakamoz Türkçedir.Yani bu şekli ve anlamlarıyla ülkemde kullanılan bir kelimedir.
Kebab gibi,vücut gibi,insan gibi,milli gibi,hatta rakı gibi.
Saygılarımla.
Erkut Soysal

"Sabih Haliloglu ( Rodos Makina )" wrote:

yakamoz isim Rumca
1 . Denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı: "Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim / Çifte sandal, yüzüyorduk; o yüzer, ben yüzerim."- M. A. Ersoy.
2 . Biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı.

Merhabalar,
Yelkenciler lokalindeki Yakamoz ile ilgili açıklayıcı bilgileriniz için teşekkür ederiz.

Yukarıdaki bilgiler maalesef Türk Dil Krumunun web sitesinden alınmıştır.Yakamoz, Türkçe bir sözcük değildir.

Saygılarımla,
Sabih

Buzullar erirse ne olur?

Aralıkta okyanus soğuğu

Atlas Okyanusu'nda oluşan Azor Yüksek Basıncı'na bağlı olarak Türkiye'de yağış miktarı biraz artacak. Kuzeyde soğuk ve karlı kış bekleniyorDevlet Meteoroloji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Kayhan, Atlas Okyanusu'nun doğusunda oluşan 'Azor Yüksek Basınç Sistemi'nin aralık ayında Kuzey ve Orta Avrupa kesimini etkisi altına alacağını, bu durumun Türkiye'deki yağışları 'artıracağını' söyledi. Ancak bunun 'Su sıkıntısı bitecek' anlamına gelmediğini vurguladı. Kayhan'ın verdiği bilgiye göre Azor Yüksek Basınç Sistemi geçen kış Orta Avrupa, Güney Avrupa ve Akdeniz sahasını etkisi altına alarak İzlanda üzerinden gelen yağışlı sistemlerin kuzey enlemlere gitmesini sağlamış; bu nedenle 45 derece kuzey enleminin güneyinde kuraklık yaşanmıştı. Bu yıl aynı sistemin Kuzey ve Orta Avrupa üzerinde etkili olmasının beklendiğini açıklayan Kayhan, şöyle konuştu: "Bu değerlendirmeler ışığında, aralık ayında güney ve iç kesimlerde, ocak-şubat döneminde iç ve batı kesimlerde mevsim normallerinin altında, diğer bölgelerde mevsim normalleri civarında yağış gerçekleşeceği öngörülmekte. Bu da Türkiye'nin geçen kışa göre biraz daha fazla yağışlı olmasını sağlayacak. Bu, şu anda yaşanan su eksikliğini giderecek demek değildir. Bu konuyla ilgili yorum yapmak için su bütçesi, alternatif su kaynaklarıyla bunlara ilişkin planlamaların bir arada değerlendirilmesi gerekiyor." Azor Yüksek Basıncı'nın etkisiyle kış boyunca kuzey enlemlerden Türkiye'ye soğuk hava taşınması, poyraz, yıldız ve karayelin bolca esmesi bekleniyor:

Bu kış soğuk geçecek Kayhan'ın kış hava tahmini şöyle: "Özellikle, kuzeyde sıcaklığın mevsim normallerine göre 0.5-1 derece düşük olacağını tahmin ediyoruz. Kuzey kesimlerde kar yağışlarının biraz daha fazla olması kaçınılmaz. Sonuç olarak mevsim normallerine göre biraz daha soğuk ve özellikle kuzey kesimlerde biraz daha yağışlı bir kış tahmin etmekteyiz."

Milliyet 1-11-2007

Deniz-yelken adına
Erkut Soysal

31 Ekim 2007 Çarşamba

YAKAMOZ


En Güzel Kelime


YAKAMOZ


En guzel sozcuk yakamoz
Almanya'nin baskenti Berlin'de 60 ulkeden yaklasIk 2 bin 500 kelimenin goz onunde tutuldugu yarismada, Turkce 'Yakamoz' sozcugu dunyanin en guzel sozcugu olarak belirlendi. Yarismada ikinciligi, horlamak anlamina gelen Cince 'Hu lu' kelimesi kazandi.

YAKAMOZ, (Bioluminicence)
Turkce okunusu Biyoluminesans.


Genellikle yanlis bilinen "Yakamoz" ayisiginin suya, denize vuran yansimasi degildir. Yakamoz bir canlidir, latince ismi Noctiluca Milliaris olan bu canli, bir bicimde ates boceginin denizde yasayan versiyonudur. Luminisens maddesini vucudunda barindiran bu canliya dokunuldugunda bir isIk sacar. Bu canli bir planktondur, yani milimetrik boyutlarda bir canlidir. Bunlardan milyonlarcasi bir araya geldiginde geceleri bir kayik gecerken, veya bir balik surusu gectiginde bu canlilara carparak isIk cikartmalarina neden olurlar.
O yuzden balikci sandallarinda yuksek bir direk ve bu diregin ucunda oturulacak bir yer vardir. Girgir motorlarinin koprulerinin cok katli ve en ust kattan bile kumanda edilebiliyor olmalarinin bir sebebi de budur. Balikcilardan biri buraya oturarak ay olmayan geceleri baliklarin yakamoz yaparak gectikleri yollari gorup dumenciyi oraya yonlendirirler veya dogrudan kendileri tekneye (gemiye) kumanda eder. O yuzden Lufer avlarken Luks isigi kullanilir, isIk balik gelsin diye degil misinanin degdigi, yakamozlarin cikardigi isIktan Lufer korkmasin diye Luks isigi ile yakamoz isigini oldurmek icin kullanilir.
Kelimeleri harcarken yanlislara dusmeyelim. Esasinda Yakamoz (eger goreniniz varsa bilir) olagan ustu bir seydir, Yakamoz oldugunda denizde uzun floresan lambalar yaniyormus gibi olur. Ama bunun icin ay isigi olmamasi gerekir. Ay isiginda (daha baskin oldugu icin) goremezsiniz. O kadar muhtesemdir ki, o anda tum romantizm biter sanki uzaylilar gelmis gibi denize yonelirsiniz. Birde Yakamozlu ve Ay isIksiz gecelerde denize girince piril piril uzayli gibi olursunuz. Ozellikle gece dalislarinda (scuba) dalis sonrasi su yuzeyine cikinca yakamozlar binlerce yildiz halinde parmaklarinizin arasindan buyuleyici bicimde gecerler.
Bilgi-kultur den alıntı
Deniz-yelken adına
Erkut Soysal

26 Ekim 2007 Cuma

DONANMA BAYRAKLARI



Donanma sancakları

Genelde her ülke kendi sistemini kullanmasına rağmen yaygın kullanımlardan toparlayabildiğim örnekler aşağıdadır.

KULLANIMDAKİ ANA TEMA

BİR SET BAYRAK GÖKKUŞAĞI FİGÜRÜNÜ TAMAMLAMAMIŞSA İKİNCİ SEKANS flag3,flag 4 OLARAK DEVAM EDER.


Dressing line

EQ donanma sancakları donatım başlangıcı,
Subdivision/speed ana direktedir
L3 donatım hattının sonunu tarif eder
Sarı-kırmızı-mavi yanyana küllanılmamaya dayanan gök kuşağı sistemi esas alınır

United Kingdom RYA sisteminde sıralama
E-Q-3-G-8-Z-4-W-6-P-one-I-Code-T-Y-B-X-1st sub-H-3rd sub-D-F-2nd sub-U-A-O-M-R-2-J-zero-N-9-K-7-V-5-L-C-S.
United States N.Y.Y.C ve diğerlerinin sistemi
A-B-2-U-J-1-K-E-3-G-H-6-I-V-5-F-L-4-D-M-7-P-O-3rd Sub-R-N-1stSub-S-T-zero-C-X-9-W-Q-8-Z-Y-2nd Sub.
Güney Afrika Sistemi
İki direkli fırkateyn tipleri
Fore Down (foremast to jackstaff):Echo, Quebec, Desig, Golf, pennant 3, Whiskey, pennant 9, flag 7, pennant 6, Romeo, pennant 8, Papa, pennant 4, India, pennant 1, Tango, pennant 7, flag 6, Corpen, flag 8, pennant 2, X-ray, Preparative, Hotel, Turn, flag 5, Subdiv.
Central Span (between the masts):Speed, flag 5, Desig, flag 2, pennant 3, flag 3, pennant 7, Papa, Corpen, Mike, Turn, Romeo.
After Span (mainmast to ensign staff):Formation, flag 9, Answer(Code), November, pennant Zero, Kilo, pennant 3, Victor, penannt 5, Bravo, Interogative, flag Zero, Church pennant, X-ray, pennant 7, flag 4, pennant 2, Lima, flag 3
United States Deniz gücü ve NATO sistemi
F3-F4-1-S-1stsub-A-Prep-C-M-Speed-J-5-R-9-Z-Corpen-F8-U-F6-X-Negat-F2-Port-N-2-T-2ndsub- B-D-Turn-F5-Station-K-6-W-zero-F1-O-3rdsub-H-E-Emerg-L-7-Fzero-Int-Div-4-F9-4thsub-P-Form-V- G-Starboard-I-F-Q-8-Y-Desig-F7-3-Squad-Answer
F1-F2...........Nato numeric bayraklarıdır,
1-2-3 tarifleri Internatıonal Code of Signals ICS numeric tarifleridir.
FRANSA tek direkli teknelerde
From the mast to the bow: 1st-Y-D-U-K-F-C-H-L-V-N-O-P-E-G-Z-X-Q-2ndFrom the mast to the aft: 1st-D-U-K-F-C-H-L-V-N-O-P-E-G-2nd

Deniz-Yelken adına
Erkut Soysal

Donanma sancakları

Donanma sancakları

Genelde her ülke kendi sistemini kullanmasına rağmen yaygın kullanımlardan toparlayabildiğim örnekler aşağıdadır.

KULLANIMDAKİ ANA TEMA

BİR SET BAYRAK GÖKKUŞAĞI FİGÜRÜNÜ TAMAMLAMAMIŞSA İKİNCİ SEKANS flag3,flag 4 OLARAK DEVAM EDER.


Dressing line

EQ donanma sancakları donatım başlangıcı,
Subdivision/speed ana direktedir
L3 donatım hattının sonunu tarif eder
Sarı-kırmızı-mavi yanyana küllanılmamaya dayanan gök kuşağı sistemi esas alınır

United Kingdom RYA sisteminde sıralama
E-Q-3-G-8-Z-4-W-6-P-one-I-Code-T-Y-B-X-1st sub-H-3rd sub-D-F-2nd sub-U-A-O-M-R-2-J-zero-N-9-K-7-V-5-L-C-S.
United States N.Y.Y.C ve diğerlerinin sistemi
A-B-2-U-J-1-K-E-3-G-H-6-I-V-5-F-L-4-D-M-7-P-O-3rd Sub-R-N-1stSub-S-T-zero-C-X-9-W-Q-8-Z-Y-2nd Sub.

Güney Afrika Sistemi
İki direkli fırkateyn tipleri
Fore Down (foremast to jackstaff):Echo, Quebec, Desig, Golf, pennant 3, Whiskey, pennant 9, flag 7, pennant 6, Romeo, pennant 8, Papa, pennant 4, India, pennant 1, Tango, pennant 7, flag 6, Corpen, flag 8, pennant 2, X-ray, Preparative, Hotel, Turn, flag 5, Subdiv.
Central Span (between the masts):Speed, flag 5, Desig, flag 2, pennant 3, flag 3, pennant 7, Papa, Corpen, Mike, Turn, Romeo.
After Span (mainmast to ensign staff):Formation, flag 9, Answer(Code), November, pennant Zero, Kilo, pennant 3, Victor, penannt 5, Bravo, Interogative, flag Zero, Church pennant, X-ray, pennant 7, flag 4, pennant 2, Lima, flag 3
United States Deniz gücü ve NATO sistemi
F3-F4-1-S-1stsub-A-Prep-C-M-Speed-J-5-R-9-Z-Corpen-F8-U-F6-X-Negat-F2-Port-N-2-T-2ndsub- B-D-Turn-F5-Station-K-6-W-zero-F1-O-3rdsub-H-E-Emerg-L-7-Fzero-Int-Div-4-F9-4thsub-P-Form-V- G-Starboard-I-F-Q-8-Y-Desig-F7-3-Squad-Answer
F1-F2...........Nato numeric bayraklarıdır,
1-2-3 tarifleri Internatıonal Code of Signals ICS numeric tarifleridir.
FRANSA tek direkli teknelerde
From the mast to the bow: 1st-Y-D-U-K-F-C-H-L-V-N-O-P-E-G-Z-X-Q-2ndFrom the mast to the aft: 1st-D-U-K-F-C-H-L-V-N-O-P-E-G-2nd

19 Ekim 2007 Cuma

DENİZİ HAK ETMEK GEREK

Denizlerde çoğalalım.

Bu amaçla

Tekne sahibi olmak ve öğrenmek konuları işleniyor dostlarımız tarafından bir süredir,deniz sever arkadaşlarımız yüreklendiriyorlar yeni katılımcı adaylarını,
doğru tekne seçimi ile ilgili bilgiler aktarılıyor yeni denizci adaylarına,eğitim konusunda adresler veriliyor,yönlendiriliyorlar,dillerine sağlık,

gene birşeyler denize katkıda bulunabilmek amacı ile atlanıyor,
yine birşeyler denize bir kişi daha kazandırabilmek isteğiyle göz ardı ediliyor,
yine denize yeni çıkacaklara veya çıkmak isteyenlere gerçekleri sunamıyoruz,
iyi niyet yüzünden,sanki denizi öğrenmek tekneyi yürütmekle eşdeğermiş gibi anlatılıyor,

üzerinde motoru,yelkeni olan bir tekneyi yürütebilmek,bir yerden biryere götürebilmek edinilemiyecek bir bilgi değil,
ayrıca bu yetkiyi vermek için sandığım kadarı ile yaş sınırları bile zorlanmış,

önemli olanı atlıyoruz,tekne aldınız ,kullanma yetkisini aldınız,gelip bana arkadaşım sen otuz yıldır buraya tekne bağlıyorsun,al tekneni çek git birazda ben bağlıyayım demiyecek veya bunun denilemiyeceğini idrak etmiş kişilerin denize çıkması,
iki hafta ders alıp kendini birinci sınıf yarışçı görmeyecek anlayışların denizde olması,
ya da tekne sahibi olduğu anda bütün denizin kendi malı olduğunu düşünmeyeceklerin denizde olması ,yanı sıra dalmışım önümdeki tankeri görmedim demiyecek uzun yol kaptanlarının olması,
bak şimdi biz motorla seyrediyoruz ama o bunu bilmiyor bize yol vermesi lazım anlayışının denize taşınmaması,
sevgili dostlarım bu sizin göreviniz,
sevgili deniz ve yelken eğitimi verenlerimiz bu sizin sorumluluğunuz,
sevgili yazarlarımız,düşünürlerimiz,
bu sizin konunuz.

Anlatınız henüz denizi hak etmeyenler denize çıkmasın.
Bence

Erkut Soysal

5 Ekim 2007 Cuma

Büyük benzerlik

Bir sürü tanıdığımız veya tanımadığımız herhangi bir şekilde tekne
tekne sahibi olmuşlardır,olmuşlardır ama denizi henüz anlayıp benimsememişlerdir,onlara kalsa herşey bilirler bilmeseler bile ben bir kere görsem öğrenirim, yaparım havasındadırlar fakat bazı şeyleri de henüz çözemediklerini hissettikleri için size veya
birilerine ihtiyaç duyarlar,hepimizin olduğu gibi.
Siz işin tekniğini uygulamasını anlatırsınız ve iş biter.Çünkü uzarsa kendilerini borçlu hissederler.
Bu anlayışla da bir bedel ödemeden en pahalı malzeme olan bilgiye ulaşmak için,çok bildiğini kanıtlayıp satmaya çalışan hiç suçu olmayan birilerini, mesela konu hamur yapmak ise simit satan simitçiyi ,tek amacı bu işten para kazanmayı hedefleyen birilerini uzman diye kullanırlar.Onların da hoşuna gider bu ve kendilerini gerçekten yeterli zannetmeye başlarlar, hemen sahiplenirler yeni tekne edinenleri,başlarlar yeni kurallar koymaya,yeni bilgiler yaratmaya çok bildiklerini sergileyebilmek endişesi  ile,
işte bunlarla karşılaştığımızda işin en zor bölümüyle de karşılaşmış oluruz,
Siz iyi niyetle ve karşılıksız doğruları anlatır ve yapılan hataları göstermeye çalışırsınız,hamur yapmaktan simit satanın anlamasını beklememizin şart olmadığını,kaldı ki bu işin simit satmak kadar masum olmadığını,bunu yapanın mutlaka size zarar vermeyecek bilgilere sahip olması gerektiğini anlatmaya çalışırsınız.
Önce sizi dinlerler,yaşları da biraz geçkin ise her şeyi hemen anladıklarını zannederler,işin aslını öğrendiklerini düşünüp daha kolay simit yiyeceklerini kurguladıkları simitçiyle yanlız kalmayı çıkarlarına uygun görürler , işi simidini satabilmeyi planlamak olan ,onları sahiplenen bu eksik kişinin ,yani  konuyu hiç bilmediği halde çok bildiğini göstermeye çalışanın da katkılarıyla sonra sizin eksiklerinizi bulmaya çalışırlar,bir süre sonra her şeyi öğrendiklerini çözdüklerini düsünüp kendi başlarına uygulamaya başlarlar,daha önce kendilerini sahiplenmiş  daha ucuz olduğunu düşündükleri simitçi ile,
becerdiklerini düşünmeye başladıklarında,size olan mecburiyetlerini yok sayabilmek düşüncesi ile hatalarınızı bulmaya çalışmaları en belirgin tavırlar olarak ortaya çıkar..Bir kere gördülermi öğrenmişlerdir kendilerince,ne üzerinde pratik yaparlar ve ne de kendilerine anlatılanları tekrar gözden geçirmeye ihtiyaç duyarlar.
Bu davranışları bizler çözebiliriz,çok sık karşılaştığımız davranışlardır,bunun için konunun üstüne gideriz onları kırmamaya,kendilerini küçük düşürülmüş gibi algılamalarına da meydan vermeyerek ,israrlı davranırız, iyilikleri için,
rahatsız olurlar ve teknelerini onlarla paylaşmak veya tekne üzerinde söz sahibi olmak istediğimizi düşünürler bu ilgimiz nedeniyle.

Bu neden kaynaklanır biliyormusunuz,?
Siz en pahalı malzeme olan bilgi yi karşılıksız vererek onların bunun değerini anlamamasına sebeb olmuşsunuzdur.
Sonra size borçlu olmadıklarını gösterebilmek yanısıra  bir bedel ödeyecekleri endişesiyle sizinle karşılaşmamaya özen gösterirler uyarılarınızı iletilerinizi duymamış gibi davranırlar cevap bile vermezler..Siz de iyi niyetle hiç karşılıksız faydalı olmayı düşünürken belki de dost olabileceğiniz bir kaç kişiyi daha kaybetmek durumunda kalırsınız.
En kötü şey bilmediğini bilmemektir,en zor olan da bildiğini zannedenlere bir şey anlatabilmektir.Bir de kendini çok zeki hissedip hiçbir şeyin alıştırmasını yapmıyanlarla anlaşabilmek yorgunluğu,tahammül edilmezdir.Bir yüzücünün 100 metre yüzmek için ne kadar ve ne süre çalıştığını,bir judocunun en basit bir ayak hareketini bile oturtmak için ömrü boyunca kaç kez tekrarladığını imkanı yok anlatamazsınız bu tiplere.

Zordur insan ilişkileri sonunda sizi anlayacak olsalar bile.

Halbuki sizin gözünüzden kaçmamıştır ,hala balon iskota- makarasını vardavela içinden döşemektedirler. 

Erkut Soysal

30 Eylül 2007 Pazar

Bir İzmir Kayığı

28-09-2007 saat 12.00
Güneydeniz çiçek açmış ,onlarca optimist,herhalde önemli bir günün kutlaması,
bir mil açıktan geçiyor bir yabancı tekne,ileride onunda bir mil açığında bir İzmir kayığı,orsa seyrediyor,hava batı-güneybatı,
yabancı tekne yol değiştiriyor,keyifli bir seyir,orsa seyreden bir İzmir kayığını seyretmek,bizim kayığımız,
rüzgar altından gereken tüm nezaket kuralları atlanmadan yaklaşıyor yabancı tekne,
İzmir kayığı sanki orsa gitmemesi için planlanmış bir düzende seyrediyor,rü zgara karşı kollarını açmış,kanatlarını açmış bir kuş gibi,dümencisi de ayakta göğsünü rüzgara vermiş bir levent,
bizim kayığımız,İzmir kayığı bütün bu olumsuzlukları yenmeğe ve varmağa çalışıyor rüzgara,sevgilisine,

yabancı tekne soruyor tekne sorumlusunun adını,garibine gitmiştir çünkü seyir,
üstelik hiç biri de can yeleklerini giymemiştir,
belkide yanlış görmüştür yabancı tekne,
bir açıklama beklemektedir, kendisini duymadıklarını sandığı halde bana ne deyip,ne istiyor diye rotasını değiştirmeden seyreden tekneden,belkide bir yardım istiyordu.
Belki de İzmir Belediyesinin yolunu soracaktı.
Cevap bile alamamak üzmüştür onu,yada duymamıştır cevabı,veya kendisini duyuramamıştır.

Yabancı teknenin günlüğünden.

Deniz-yelken adına
Erkut Soysal

25 Eylül 2007 Salı

AYNI TONOZDA 30 YIL

30 yıldır teknemi bağladığım,düzenimi kurduğum,kimseye ait olmayan bir yerde kurallara da uygun bağlı teknemi ,sen burada otuz yıldır kalıyorsun yeter artık biraz da biz kalalım tekne bağlıyalım yaklaşımı ile oradan kaldırtmayı düşünmek bana biraz garip geldi,liman ve barınakların sahipsizliği yerine yetersizliğinin size yer verilmesini zorlaştırdığını anlatsanız daha anlaşılır bir ifade olurdu sanırım.
Ama" sen git ben bağlayayım "mantığı (hatta mantıksızlığı) kabul edilebilir birşey değildir.Bunu zor bulduğunuz yere gelip sen git buraya ben teknemi bağlıyayım diyebilen biri olduğunda ancak anlarsınız.

Erkut Soysal

"ertanko@superonline.com" wrote:

iyi günler bu gurupta her şeyi konuşabilmeliyiz. tabiki kimseyi kırmadan, sinirlenmeden. bahsettiğiniz yerleri bilmem ama yağma hasanın böreği gibi kaptığı yeri sahiplenmesi maalesef yaşadığım yer olan geliboluda'da var. adamın bana söylediği söz; ''ben burayı 30 yıldır kullanıyorum. arkadaş sen başka yere bağla''ne güzel sen 30 yıl kullanmışsın bırak bizde 30 yıl kullanalım bakalım iyi oluyormuymuş. emekli olduktan sonra küçük bir tekne alıp bende çok sevdiğim denize bir heves çıkmaya başladım. ancak iç limanda bir yer edininceye kadar bir hayli zahmet çektim. tabi bu liman ve balıkçı barınaklarının sahipsiz olmasından kaynaklanıyor. deniz kıyısında olan her yerleşim biriminde yeteri kadar bu konu ile ilgili yatırım yapılmazsa, ve yerel yöneticiler tarafından barınak ve limanlar kontrol altına alınmazsa bu olaylar sürüp gidecektir. ertank17

deniz-yelken adına
Erkut Soysal

16 Eylül 2007 Pazar

TYF 1988

Bundan yirmi yıl öncesi,TYF Başkanı Sayın Macit BULUÇ aşağıdaki proje ve çalışmaları 1988 çalışma raporlarında sunmuş idi.

O günkü taleplere göre düzenlenmiş bu belgenin günümüzde incelenmesinin bazı konularda bakış açımıza ışık tutacağını düşünmekteyim.

Metin aynen alınmıştır.

Taslak çalışmalar ve projeler.

a) Türk Denizcilik Kurumu veya Deniz Kuvvetleri Tersaneve atölyelerinden çok mıktarda eğitim teknesi yapım tasarısı
b)Denizlerde birleşen kuruluşlar ile işbirliği sağlayarak maddi destek ve finans kaynağı tasarısı.
c)Reklam fonunu geliştirme tasarısı.
d)Türk Yelken Vakfı'nın kuruluş ve destek projesi.
e)Turizm ve Tanıtma bakanlığı ile işbirliği tasarısı.
f)Vatandaşlarımızın Yelken sporu ve denizcilik bilgi ve becerisi ile ilgili eğitim çalışmaları ve yelken sporunu tabana yayma projesi.
g)Tanıtıcı yayınlar ve inşaiye projesi.
h)Elit sporcu yetiştirme projesi.
i)Kayıkhane tesislerinin islahı projesi.
k)Okullar ile müşterek çalışma tasarısı,pilot yelken eğitim kampları projesi,okullar ile işbirliği projesi.
l)12 ay süreli faaliyet projesi.
m)Muafiyet konusu projesi(federasyon düzeyinde mevcuttur.)Kulüplere ve şahıslara indirgenmesinin temini çalışmaları.
---------------------------------------------------------------------------------
Deniz-yelken adına
Erkut Soysal

14 Eylül 2007 Cuma

YARIŞ

Yarışmak;
her konuda olduğu gibi, yelkende de, pişirilen yemeğin sosudur,
bazılarımız sossuz yemeklere mecbur kalırız,sağlığımız açısından,
bazılarımız ise sosunu yemeğinden fazla tercih ederiz,
üzerimize dökmedikçe sosu,alınan keyfin tarifi olmaz,
kendimiz dökersek daha az rahatsız oluruz ama servisteki şef üzerimize dökerse tahammül etmek imkansız gelir bize,
hem malzemesi ve hem de servisinde dikkat gerektiren bir ağız tadıdır sos.
Sossuz yemek,
yani
yarışmadan yaşam pek fazla keyifli bir şey değildir,
yeterki dozu ayarlıyabilelim.
Sevgilerimle.
deniz-yelken adına
Erkut Soysal

12 Eylül 2007 Çarşamba

OPTİMİST TEN YACHT ÇILIĞA

Eski optimistçileri kırpar,laserci yaparlar,
hepsini de değil,
laserci olamayanlar babaları zenginse küçük yaşta yachtçılığa başlarlar,

deriz ya aslında TYF tarifinde hepsi yachttır.

Diğerleri hiç bir şey olmazlar,

Seneler sonra ben eski yelkenciyim,optimistten başladım derler ve yachtlara binerler işte tehlike buradadır.
Bindikleri tekne yirmi sene önce birkaç ay kullandıkları optimist değildir.Ve sorun olurlar bir bölümü.

Laser,420,470,finn derken bir bölümü gerçekten iyi yelkenci olurlar,yacht dediğimiz açık deniz teknelerinde kendilerine görevler bulurlar,

kendilerini aşabildiklerinde,yani artık sadece kendi güç ve bilgileri ile bu yachtın gidemiyeceğini erken anladıklarında,ekibin ve paylaşımın yanı sıra tevazuun anlamının özüne inebildiklerinde,yavaş yavaş iyi yelkencinin yanında iyi denizci olmaya da başlarlar.

Daha önceleri hep tek başlarına verdikleri kararları ve hemen uygulayabildikleri hareketleri,bir açıkdeniz yachtında becerebilmenin uyum ve zamanlamasının gerekliliğinin getirdiği tavrı gösterebilirlerse iyi denizci olmaya biraz daha yaklaşırlar,bunu beceremeyenler sadece iyi yelkenci olarak kalırlar.

Yelkene kullandığımız anlamda yachtta başlamış olmak bu uyum gerekliliğinde ve paylaşımda bir avantaj getirir yachtçılara,eski alışkanlıklarla optimistçi gibi davranmadıkları için,

fakat bu demek değildir ki optimistçiler bu işte tümüyle zorlanır,eski alışkanlıklarını aşabilirlerse,eski bilgilerini de aşmakla aranılan eleman olmaları kaçınılmazdır.

deniz-yelken adına
Erkut Soysal

Gene kavramlar karıştı suç bende değil.Benim için sorun da değil.

21 Ağustos 2007 Salı

DENİZDEN BAKMALIYIZ

Denize bakmakla denizden bakmanın ayrıcalığı.

Bir kaza yaşandı geçenlerde,bir tekne diğer bir demirli tekneye çarptı,ne mutlu ki insan kaybı olmadı,nedenleri pek belirginleşmese de insan hatası olduğu ağırlık kazandı ve sonunda kaza,adı üstünde kaza,
Kazanın mantığı olmaz,bu bir bakış açısıdır,oldukça da geçerlidir,içinde yer alanların hiç birinin bunun olmasını istediğini sanmıyorum,tabii hasta ruhlar hariç onun için buna kaza deriz.
Kazaya neden olan sebebler araştırıldığında,bir sürü neden bulunabilir,olasılıkları arttırabilecek,bunlar insan hatası ve eksikliği olacaktır çoğunlukla,malzeme hatası bile olsa yine de bakım insan eliyle gerçekleştirildiği için,sonuçta insana bağlanacaktır kaza.
Sıcakta raylar uzar,tren raydan çıkar bu bir kazadır sonunda ama müsebbibleri vardır,ormanlar vardır yanan,müsebbibleri vardır,hızlı tren diye normal treni kullanırsınız kaza olur müsebbibleri vardır.
İncelediğimizde hızlı treni kullanan makinistin hız değerlerini aşması bir insan hatasıdır ve tabiiki getirebileceği sonuçlar itibarıyla da suçtur,
Bakalım simdi nasıl bir suçtur,bireysel bir suçtur bu suç ve insan hatasıdır,
Bu trenini hızlı tren vasıflarında olmadığı halde aynı karakterde kullanılmasını isteyenin yaptığı da suçtur,ilk anda bireysel gibi görülse bile bir farklılık vardır bu suçta,
İnsanlık suçudur bu.

Bunların hepsine karadan verilen reaksiyonlar mutlaka vardır ve çok çeşitlidir.

Bizde,yani denizden bakanlarda genelde konu dışı olarak gördükleri bu olaylarla pek ilgilenmezler,içinde deniz geçmiyorsa.
Bir bölümümüz de içinde deniz geçiyor diye konu ne olusa olsun kendilerini reaksiyon vermeğe ve konuya dahil olmaya mecbur hissederler yerli yersiz.

O boyuta gelirki mantığı olmayan kaza,bir insan hatası olduğu açıkça ortada iken,bir insanlık suçu gibi algılanır ve sanki tüm bir camiaya karşı tasarlanmış bir davranış gibi topluca saldırılarla.bir kişiye ait bu suç,o kişinin tüm meslek gurubunu kıracak,rencide edecek ve suçlayacak boyutlara vardırılır.

İşte budur aslında insanlık suçu.Bu linçtir.Denizden bakanlara yakışmaz.
Evet kaptan olayın şekli ve kendi ifadeleri doğrultusunda kazaya neden olmuştur ve suçludur.
Kullandığı tekne muhtevası ve boyutları ile değerlendiriyoruz işi,oysa teknik olarak baktığımızda sizin ,benim, teknemizle başka bir tekneye vurmamızla ne farkı var?

Kazanın mantığı olmaz.

3 Ağustos 2007 Cuma

DANIŞMANLIK

Kendi kendine gelin güvey olanlar

Sevgili denizciler,

Birden uyandım gibi geldi bana ve etrafı gözlemeye başladım
gözümün önünde bazı şekiller,birde baktım
palavristandayım
ülkenin en saygın denizcisi,güney kıyılarını ve denizciliği anlatıyor ,eline diline sağlık,
tekne motorla seyrediyor,yelkenler basılmamış,karşıdan bir motoryat geliyor,
anlatıyor uzmanımız,
"bize şimdi yol vermesi lazım,
biz yelkenliyiz,yelkenle seyretmiyoruz ama o bunu bilmiyor,
bize yol vermesi lazım,
motorlu tekneler yelkenlilere ,manevra kaabiliyeti az olan teknelere yol vermek zorundalar,"
motor yat kendi rotasında devam ediyor,
yelkenlide,yelkensiz ve motorla,
yelkensiz ama motorla seyreden,popüler yelkenci bağırıyor,"sağ yap,"
motoryat devam ediyor rotasında,karşı tarafı kararlı rotada tutmak için,
uzmanımız anlatıyor ,
"bize yol vermesi lazım,"
motoryat sonunda rotasını değiştiriyor,
uzmanımızdan yorum,
"kafa gösterdi,işi biliyormuş,bize yol verdi,"

Paraya çevirmek,
Günümüzün tek geçerli doktrini,
Biraz kendimizi başkalarından olanaklı görüyorsak herhangi bir konuda, bütün yönelişimiz,bunu nasıl paraya çeviririz,şekline dönüveriyor,

Çağımızın ruhsuz getirilerinden biri bu belkide,

Elbette birileri deniz ile ilgili verdikleri hizmetlerin bedelini alacaklar,elbette birileri bunu meslek ve hatta sanat olarak yaparak yaşamlarını sağlayacaklar,bu ara bazıları kendilerine bedelsiz verilenin ne anlama geldiği anlamadıkları için onlara her şey özellikle bedelle verilecek,ama her önüne gelenin denizden bir rant elde etmeğe çalışmasını aklım almıyor.

Bir de bunu ben mutlaka senden iyi bilirim,hatta benden icazet alman sana bu yararları getirir der iken biraz daha akılcı ve mütevazi olmak bence gerekli,bu işin eğitimini almış,ihtisaslaşmış ve meslek olarak yapanlara saygı göstermek görevimiz iken.

Sonra derlerse adama “bu batan tekne senin mi?” diye,alınmamak lazım.

Erkut Soysal

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Cumhuriyet mitingleri

Yarın Bugündür

Sevgili Uca Sizin televizyondan gördügünüz manzarada yer alanlar Optimistler, Laserler degildi aslinda, onlar YARINLARIMIZ dı bizim,
bugünden bize güven veren,
Gavur Izmir in günlük olaylara önem vermezmis gibi görünen rahat yasam tarzinin altinde gizlenen,yarin ,yeri ve zamani geldiginde gereken davranisi göstereceklerine olan inanclaridir, ve iste dün böyle bir gündü.
Görevini yapanlara tesekkür etmek gerekmez,
Sevgi ve saygilarimla.
Erkut Soysal
not.miting süresince yakinlarinda olmaga özen gösterdigim,yarinlarımızla ilgili cekimleri düzeltebilirsem, iletecegim.
selmau wrote:
Sevgili Soysal, Izmir Cumhuriyet Bulusmasini Ist.dan evde televizyondan takip ettim. Tandogan sonrasi televizyon kanallari bulusmalari daha fazla yayinlar oldu!:) Denizdeki manzara görülmege degerdi.
Orada Optimistler, Laserler gördüm bugün, Laik Cumhuriyetin simdiden önemini yasayan, paylasan gelecegimizin bekcileri olacak yelkenci kardeslerimizi, gencleri ve tüm yelkencileri. .. Tesekkürler Izmir, tesekkürler Izmirli deniz sevdalilari ve yelkencileri. Herkesi kutlamak gerek. Laik Cumhuriyetin pruvasi neta olsun... S&S Selma ---

Erkut Soysal wrote: > > Simurg inancini sergilemek ,bu denizler bizim,bu vatan bizim diyenlerle saat 10.00 da birlikte olabilmek onurunu yasamak icin Izmir körfezine yelken basiyor.
Erkut Soysal

İP VE HALAT

Denizde ip varmıdır?

Gurubumuzda bilgi paylaşması tekrar hareketlendi.Ne güzel.
Konulardan biri ipler,
ip varmıdır,yokmudur denizde ,
kullandıklarımıza ip dersek ne olur?
Sevgili arkadaşlar bence ip vardır ve ip sadece genel bir tariftir,
her birinin yapımına,kullanıldığı yere,kalınlıklarına,ve malzemesine göre ayrı ayrı isimlendirilmesi bizim dil zenginliğimizdir,sonuçta hepsi ip tir.İplikten yapılmıştır.
Geçmişte genelde bitkisel elyaftan yapılırlar ve bunları da urgancılar yapardı.
Kalınına urgan denirken incesine ip,dokumalarda kullanılanına incesine iplik,bağ ve bazı diğer dikişlerde kullanılan özel yapımına sicim denilirken yine bitkisel lifler dışında hayvansal lifler,kıllar ve kullanılarak ipler ;yani iplikler ve bunlardan sicimler ve halatlar yapılırdı.Bu iplerde kılların yanısıra barsaklar,sinirler,deriler gibi hayvansal orijinli iplik ürünler çok yaygın kullanılırken yanısıra metal teller de yine tel ve halat adlandırılmalarıyla kullanılmaktadır.
Halat bunların sadece bir bölümünün tarifidir,ip ise tümünün.
Denizde genel tercih,ipin çok değişik amaçlarla kullanılmasından doğan çeşitliliğini de bize en kısa yoldan anlatabilecek halat kategorizasyonudur.Genelde de böyle kullanırız,uygunu da budur.
Tek dilden konuşmak önemlidir denizde.Buna rağmen ip vardır.
Bence...

İpin ucu kaçmadan.

Erkut Soysal

24 Temmuz 2007 Salı

LOZAN ANTLAŞMASI

LOZAN'IN ÖNEMİ


Lozan Barış Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı'nın sağladığı, Türk milletinin hayati haklarını ve emellerini gerçekleştirdiğ i bir eserdir. Lozan aynı zamanda, Orta Doğunun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği kurmak ve devam ettirmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan'da Misak-ı Milli'yi gerçekleştirmiş tir.
Türklerin varlığını ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tartışmasız kabul eden uluslararası bir belgedir.
Lozan, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin temel amacı olan Anadolu'nun parçalanmasını ve Türklüğün ortadan kaldırılmasını öngören Sevr Antlaşması'nın hükümlerini geçersiz hale getiren bir antlaşmadır.
Lozan'la birlikte her türlü kapitülasyon, imtiyaz ve özerklikten arınmış siyasal ve ekonomik bağımsızlığa kavuşmuş tam bağımsız Türk devletinin kuruluşu sağlanmıştır.
Anadolu'yu sömürgeci devletlerin sömürgesi haline getirme planının en önemli parçası, Sevr, aynı zamanda Anadolu'da dinsel ve etnik ayrıma olanak tanıyan çok hukuklu bir sistem yaratıyordu. Lozan'la birlikte sömürgeci devletlerin bu düşünceleri de hayal olmuştur.



ve bu gün takvimde o günün yıldönümüdür.Kimsede tık yok.

neler oluyor bize?

www.mu.edu.tr/t/duyuru/2005/08_2005/02.html


Erkut Soysal

21 Temmuz 2007 Cumartesi

GPS VE KLASİK HARİTALAR

GPS VE KLASİK HARİTALAR da


12°12'12" neyi ifade eder?


12° 360 a bölünmüş sistemden 12 adedini


12' 360 a bölünmüş sistemin bir parçasının 60 a bölünmüş parçalarından 12 tanesini

12" 360 a bölünmüş sistemin bir parçasının 60 a bölünmesinden elde edilen
bir parçanın da 60a bölünmesi ile elde edilen(YANİ 3600 E BÖLÜNMÜŞ)
bölümlerden 12 tanesini ifade eder,

SONUÇ.

BU KAÇ DEFA ALTMIŞA BÖLÜNDÜĞÜNÜ GÖSTEREN İŞARETLER
Sadece 60 LIK SİSTEMDE KULLANILIR DOĞAL
OLARAK.
TOPLAMLARI 60 OLDUĞUNDA BİR ÖNCEKİ BASAMAĞA BİR İLAVE EDİLİR.

Bu sistemlerde (,) kullanılmaz
(, )desimal sistemin aracıdır (,) veya (.)nokta,
ayrıntılı uygulamalar ve metodlarda 60lık tam saniyelerden sonraki saniye kesirlerinde kullanılırlar sadece.

BENCE.

Örnek:359°59'59,99" veya59, 999" veya saniye kullanmadan dereceden sonra 59,999' gibi


Erkut Soysal

19 Temmuz 2007 Perşembe

Ağaç tenke inşaasında Türkloyd

www.turkloydu.org/TR/TL/Yat/YAT03.PDF

Yukarıdaki adreste kelimelerin Türkiye de tekne inşaasında kullanılış şekillerini çok detaylı bulmanız mümkündür.Bir bölümü aynen halen kullanılmakta olmasına rağmen değişik yerlerde kullanılanlarının ,kullanıldığı yerlerle birlikte anıldığı görülmekte,bir bölümünde ise kullanılan aparatla özdeşleştirilmiş isimler de kullanılmaktadır.
örnek
clamps- işkenceler olarak kullanıldığı gibi,işkence ile sıkılan parçaların uyumunu sağlayan diger parçanın adı da olabilmektedir.

scupper ise frengi ve benzeri tahliyelerin çıkışlarına,son kısımlarına dizayn edilen bölümlere verilen ad olduğu bilindiğine göre uygun karşılığı inşaat sektöründe mutlaka vardır.Mimar arkadaşlar herhalde cevaplıyacaklardır.

Stringers kullanıldığı yere göre adlandırılan boyuna(uzunlamasına) kirişlerdir .(tuza ve hava şartlarına dayanıklı kaplanmış tellere,halatlara da kullanıldığı bilinmektedir)

Türkçe karşılıkları,bu sektörde kullandığımız anlamında ise,loyd u baz almamız zorunlu olmaktadır.

Erkut Soysal

14 Temmuz 2007 Cumartesi

DENİZE ADAM DÜŞTÜ-DAD-MOB

DAD-MOB

Denize düşen birini kurtarmayı planlayan ve bu işi yapan biri kaza anındaki durum ve koşulları dikkatlice göz önünde bulundurmak zorundadır.Bu nedenle uygulanan denizcilik eğitimlerinde denizcilere değişik koşullarda kurtarma çalışmalarının yaptırılmasının önemi ortadadır.
Kurtarma işleminde kullanılacak donanımın en iyi durumda ve gecikmeksizin kullanılabilirliğinin ve seçilecek yönteminde uygun olması gereklidir.
Kurtarma işlemindeki tehlikelerin endüşük seviyeye indirilmesinin yanı sıra personelin yüzme yeteneklerinin önceden bilinmesi ve tehlike anında dikkate alınacak sağlık ve fiziksel önlemlerinin bile önceden planlanmış olması iyi kaptan-denizci olmanın gereklerindendir.
Genel tarifte iki yöntem görülmekte olup bunlardan biri yüzdürme yetenekli bir malzemenin kazazedeye doğru atılıp temas sağlanmak üzere tekneye manevra yaptırılması,diğeri ise yüzdürücü malzeme kazazedeye atıldığında teknenin durdurulup,kazazedenin bununla tekneye gelmesinin sağlanmasıdır.
Bu yöntemin başarısı genelde göz ardı edilmesine ragmen,denize düşenin denizde kendini idare edebildiği görüldüğünde,daha önceden kendisine verilmiş,teknenin kendisini terkedip gitmeyeceği ve uzaklaşmayacağı inancını kaybedip gereksiz çaba ve endişe içerisinde yanlışlar yapmasını önlemekte etkilidir.
Hemen durdurulan teknenin kaza yerine daha yakın kalacağı varsayımıyla,sürüklenmeyi önleyici tedbirlerin teknenin tipi ve vasıflarına göre alınması uygun olmaktadır.
Bizim kazazedeyi görebilmemiz kadar önemli, başarı şartlarından biri kazazedenin de bizi görebilmesidir.
Kendi kendini kurtarma yöntemlerinin geçerli olmadığı durumlarda yani kazazedenin yüzemediğinin düşünüldüğü durumlarda can yelekli ve donanımlı birinin suda müdahalesi uygun olmaktadır.
Denize düşenin kendini kurtarabileceğinden en ufak bir şüphe varsa tekne kazazedeye götürülmelidir,eğer görülemiyorsa tekneyi kazazedeye götüreceği düşünülen ,tekne vasfına uygun manevralar gecikmeksizin uygulanmalıdır.Bunlar daha önce yayınlanmıştır.
Başın, kazazedeyi tekneye alır iken rüzgardan çabuk açmamasında kazazedenin vasatın biraz ilerisinden tekneye alınma işleminin yapılmasının faydalı olduğu tesbit edilmiştir.
Yelkenlerin indirilmesinin gerekebileceği de gözlenmiştir.
Bir yüzme merdivenin yada çımasında kasa olan bir halatın bordadan sarkıtılmasının yardımcı olduğu görülmüştür,daha önce sitemizde yayınlanan bağlar konusunda anlatılan İZBORÇO –İZBARİ bağı bu iş için ideal bağdır,
Fiziki yetenekli birinin kazazedenin yorgun ve zayıf olması halinde denize girmesi kıç aynalıktan veya bordadan iyice aşağı sarkarak omuzunun basamak olarak kullanılması tekneye çıkmasına yardımcı olabilir.
Bilhassa yaz aylarında hareketsiz birini denizden, fazla alçak olmayan bir yere bile alabilmek oldukça güç ve yalnız iseniz olanaksız gibidir,çogu zaman ,üzerinde ,tutabileceğiniz onu tartabilecek hiçbir giysi ve ekipman olmadıgından mutlaka zorlanırız veya zarar veririz.Bu sebeble can yeleği önemlidir bu mevsimlerde,her mevsim oldugu gibi.
Ana tema bilgi ve deneyimdir,DAD-MOB bilgilerimizin yeterliliğini sorgulamamız,bu eğitimi deneyimle alacağımız sonuçlardaki olumsuzluklardan bir ölçüde bizleri kurtarabilecektir.
DAD eğitimi denize usturmaça atıp dönüp onu almak değildir.
Saygılarımla.
Erkut Soysal

Sayin Mehmet S. Uygan notlarindan faydalanilmistir.

TEKNEDE ISINMA

Sevgili Denizciler,

Teknede yaşamak,bana göre çok değişik bir kavram,bunu önceden kabul eder isek,teknedeki yaşamda,teknesinde yaşayan denizci kadar çeşitlilik olduğunu göreceğiz.

Teknede yaşam koşullarımız ve teknemiz,bizim beklediğimiz veya zorunlu uymak durumunda olduğumuz yaşam koşullarımıza paralel ve gereksinmelerimiz göz önüne alınarak düzenlendiğinde keyif verici bir tarz olmasına karşın,burada oluşabilen eksiklikler ve onların karşılanma zorunluğu, bu tarzımızın oluşturulmasının kendimizin dışındaki etkenlerede bağımlı olduğunu ortaya koyar.

Eğer bir bölümümüzün tarif ettiği gibi,bu bir kaçış ise,kara ile irtibatın an aza indirilmesi hedeflenebileceği gibi,asgari ihtiyaçlarla yetinmek ve ona göre kurgularla,fiziksel ve ruhsal yetilerimizin izin verdiği sürece "bizce" kendimizle birlikte olmak uygun görülebilir,diğer bir talep ;biriyle veya bir şeyle yanlız kalabilmek ise mutlaka o kişinin veya o şeyin taleplerininde teknede karşılanması göz önüne alınmalıdır.

Yani niye teknede olduğumuzun farkına varmak önemlidir.

Teknede yaşamak ile tekneyi mesken olarak kullanmak arasında çok kalın bir çizgi vardır.

Denizde yaşamakla da çok farklı anlamı olan bu kavramlar ayrı ayrı ele alınmalı ve ona göre ne istediğimize karar vermeliyiz.
Hatta bir koyda demirli bir teknedeki tarzla, marinada bağlı teknede yaşamanın nekadar farklılık gösterdiğini hepimiz biliyoruz,
amaç görmek ,gezmek, varmak olduğunda tarzımızın buna uygunluğunu sağlamamız gerekir.

Bu farklı talepler bizi teknede taleplerimizi karşılayabilecek sistemlere sahip olmaya iter.

Bu talepler; iyi bir barınma imkanı,iyibir mutfak,iyi bir salon,konuk bölümü,rahat bir seyir,hızlı bir seyir,emin bir seyir gibi tercihlerimiz olarak belirir.

Aslında tekne sahibi olmak veya teknede yaşamak talebinin altında yatan ön önemli nedenlerden biri,tekne sahibi olmakla edineceğimizi düşündüğümüz ve bize çok çekici gelen denizcilik ortamı içinde bulunabilme talebimizdir.

Bu nedenle üç tip davranış şeklini gözleriz.Abrayabileceğinden öte bir tekne ile başlayanlar,ki bunlar daha sonra denizde başkalarına ihtiyaçları olduğunu hissettiklerinde eğer paylaşma duyguları gelişmemişse rahatsızlıklar başlar,doğru tekne ile başlayanlar,şimdilik bununla başlayayım sonra düzeltirim şekliyle başlayanlar.

Tekne tercihlerinde ön plana çıkan ekonomik olanaklar vasıflı tekne seçilememesine neden olsa bile,denizci kendi teknesinde yaratacağı kendi tarzı ile bunları aşmalıdır.
denizci olmanın önemli göstergesidir bu.

Isınma sistemleri ise teknede yaşamayı planlayanların uygun çözümlere ulaşması gereken bir ihtiyaç olup kesinlikle teknenin yapım malzemesi,tarzı ve tipi ile birliktelik gösterir.

Genelde ısıtma sistemleri teknelerde nem oranları üzerine etkili oldukları değerlerde işe yararlar,yani asıl önemli unsur birlikte planlanması gereken havalandırmadır.

Sintinelerinde su bulunduran veya sintinelerinde su bulundurmayan,ahşap,sac,aliminyum veya sentetik malzemeden imal edilen teknelerdede farklılık göstermesi gerektiğini düşündüğüm bu sistemlerle ilgili daha detaylı bilgileri gurubumuzdaki bu konuda uzman kişilerden almak sanırım kapımızdaki mevsim nedeni ile uygun olacaktır.

Tüm denizcilere sıcak ve kuru tekneler dilerim.

Erkut Soysal

KARAR VERMEK

Eski yazılardan


Hiç karar vermek zorunda kaldınız mı?tekneyimi kurtarayım, denizdeki adamı mı,
Hiç karar vermek durumunda kaldınız mı,bir kişiyi kurtarmak için on kişinin hayatını rizke sokmaya,
Hiç karar vermek zorunda kaldınız mı,on kişinin hayatını kurtarmak için bir kişinin hayatını rizke atmasina izin vermeye
Hiç karar vermek durumunda kaldınız mı bir kişinin hayatı için kendi hayatınızı hiçe saymaya,
Hiç karar vermek durumunda kaldınız mı,siz yaşamazsanız hiç kimseye faydalı olamıyacağınıza,
Hiç karar vermek durumunda kaldınız mı,yaşam elleriniz içinde ve siz yetemezken sakin olup,diğerlerini kendiniz gibi görmeye,diğerlerine kendiniz gibi davranmaya.

Deniz büyük, deniz derin,deniz zincir ,her baklası birbirine bağlı,deniz ciddi,

Denizci bilmek zorunda,
Denizci yetmek zorunda,

Derlerki deniz baba ,denizci oğul,
Baba oğulu korur ,kollar,akıllı ve güçlü olursa..

Hiç karar verdinizmi denizci olmaya.


Tam bir gönül ve deniz insanı

Sevgili kardeşim Behlül’ e

Erkut Soysal

DENİZE DÜŞMEK

Eski yazılardan

Hangimiz becerebiliriz ve egitimliyiz denize dusen kendinde olan fakat hareket edemeyen birini teknemize almaya,
hangimiz becerebiliriz ve egitimliyiz denize düsen ve kendinde olmayan birini teknemize almaya,veya kaç kisi alamayiz onu tekneye,biliyormuyuz,
kaç kisimiz yeterli egitim donanim ve ekipman olmadan denizde panikteki birini selamete çikarabiliriz,teknenin kicinimi kazazedeye getirelim,kazazedeyimi teknenin kiçina getirelim,evet yardima kosmak çok güzel,olmasi gerekende bu,iyi niyet tartisilmaz ama avucunuzdaki hayatin ucup gitmesi de aci,tamam mukadderatsa mukadderat,fakat ya degilse, göz göre göre ölüm.Yinede deniz en emin yerlerden biri,yasamin en az rizkte oldugu ortam,bir kisi bile olsa niye olsun.
Geçenlerde moda olan bir deyisle" egitim sart"
Saygilarimla
Erkut Soysal

BİR DENİZ AŞIĞI

30 eylül 2006
Denizden bir kesit bu anlatacaklarım,doğrusu , yanlışı ,eksiği fazlası olabilir,ama inanın gönülden.
Bir edebiyatçı olmadığım için bazı şeyleri size anlatmakta başarılı olmayabilirim,yazı lisanı katı ve soğuk sanki
Bu gün saygın bir deniz adamını,bir dostumu,hocamı,deniz partnerimi kaybetmemin birinci yıldönümü,
Bir çoğunuz adını duymamış olabilirsiniz,denizci tevazuu derken ne dendiğini onu tanıdığımızda daha iyi göreceğiz eminim.
E.Dz.Kd.Alb. Mehmet S.Uygan.
TEMEL YELKENCİLİK adlı ,zamanında denizin el kitabı denilebilecek eseri bize kazandiran,yıllarca Yelken Federasyonunca eğitim kitabı olarak kullanılan kitabın derleyeni yazarı.
Yıllardır görürdüm,”KAPTAN “ C -class yatını
içinde bir centilmen ve eşi,beyefendide, beyaz, ütülü denizci pantolunu üzerinde uygun bir üstlük,zarif bir manevra ile demir yerine gelir,gelirken açıkta tekne suyu alınır,sintine suyu değil çünki makine yoktur teknede.buna rağmen demir yerinde yapmazdı bu işi,yelkenleri uygun hale getirir,demirler,havuza telaşla değil çevikçe koşar,yelkenleri alır katlar,iskotaları söker ,bağ yapar yerine asar,gözlerdim kendini,hiç bitmezdi işi teknede, önce dragon zannedersiniz tekneyi,dragon dediğimizde zarifçe anlatır dragonla farkını bizim anlıyacağımız şekilde.
,tekne boyu 9.40,yapım 1964 yelken numarası meşhur TK 23
üzerinde 65 yılı yelkenleri,orijinal ağaç direği,mandarlar 6 lık çelik tel, çıtalar ağaç,fiberleride var artık, ama bir vida değiştirmeye kalksam,Erkutcuğum bu teknenin orijinal malzemesi bir bakalım kullanılabilir mi,bir halat değiştirmeye kalksam,Erkutcugum onu atmayalım,kılıfını sıyırırız,bir balıkçıya veririz iskarmoz halatı yapar diyen biri.
Teknelerimiz yanyana idi.Dost olduk çabukça,birlikte yarış organizasyonları yaptık yıllarca,son beş yıl birlikte yariştık,beş yıl birlikte yarıştık derken hemen merak edilecektir kaç yarısa katıldınız birlikte,sadece altı ,yılda bir yarış için hazırlardık kızımız tekneyi,kasımda karaya çeker,mayıs sonu inerdik denize,tekneleri diri tutmak kolay ama ilk hali ile yaşatmak oldukça zordur.Çivisini bile yaşatarak.Bu yöresel yarış çok önemliydi bizim için, kendimiz düşünmüş, kendimiz kurmuş kendimiz yaşatıyorduk becerebildiğimiz kadar.
Beni üç kere ağlattı
Bu yarışlardan birinde,benim denize bir tekne daha kazandırmak düşüncesi ile izniyle başka bir teknede yarıştığım bir yarışta,bir çok teknenin fener şamandıraları ile yarış samandırasını karıştırarak dönmediği bir şamandırayı, kendisinin de dönmediğini fark ettiğinde,diğer tekneler finis hattını kat edip deklarasyon vermelerine rağmen,sınıfında birinci olmasına rağmen,hattı kat etmeyip deklarasyon vermediğinde beni ağlatmıştı.Birde kendisinin popüler bir yat kulübünden yarışa davet edildiğini anlatıp,yarış günü herkesten önce tekne başına geldiğinde,”böyle bir sistemimiz yok” deyip onlarca tekneden birine bindirilmediği gün ağlamıştım,o yine beni hiç gocunmadan eğitmiş,Erkutcuğum yarış ciddi bir iştir,ekip işidir ben yanlış yaptım,en azından bir gün gidip onlarla çalışmalı ve görev bölümü yapmalıydım hadi yüksek bir yerden seyredelim diyebilmiştir,o teknelerdeki birçoğundan daha iyi bu işi yapacağı kesin iken.
Birde geçen yıl bugün ,vedalaştığımız gün ağlattı.
Halbuki neler planlamıştık.Motorsuz bir seyirle “Kaptan” la Kuzey Ege,ön hazırlığını da yapmıştık,Tabii yedeğimizde iki beygirlik YANDAN TAKMA bir tedbirle,tercümesini tamamladığı Off-shore sailTraining Manuel ve bundan faydalanılarak hazırlanan Deniz Harb Okulu Askeri EğitimBaşkanlığınca basılan YAT EĞİTİMİ İÇİN GEREKLİ STANDARTLAR ın geliştirilmesi çalışmaları,Yine YAT YARİŞ TEKNİĞİ kitabının analiz ve geliştirilmesi,YAT/YELKEN EĞİTİMİ DERS NOTLARI I kitabının devamı ve geliştirilmesi, müsveddeleri elimde kalan,GENÇLER İÇİN BİR YELKEN PROGRAMININ ORGANİZASYONU,YELKENCİLİK NASIL ÖĞRETİLMELİ,BİR YELKEN KULÜBÜNÜN ORGANİZASYONU,BARBADOS YACHT ASSOCİATİON TÜZÜĞÜ tercümesi,REZERVUARLARDA YELKENLE SEYRETMEK İÇİN BAZI NORMAL MÜSAADE ŞARTLARI,1964 AMERİKA KUPASI GALİBİ CONSTELLATİON un dümencisi Robert N.Bavier,jr. nin SPİNNAKER KULLANILMASI yazılarının tercümeleri,
Hem bunları birlikte tamamlamak hemde Amerikadan ve Avustralya dan gelen altı misafimize tatil geçirtmek için bir deniz planladık, sevgili kardeşim Ankara yelkenden dostum Mehmet Şükrü Yılmaz bize Marmaris ten bir tekne ayarladı uygun kosullarla sağolsun,50 feet Beneteau,otobüs gibi ama komplike olmadığı ıçın seyirde tek kişi yetebileceğim vasıfta,zaten gezeceğimiz yerler Marmaris-Knidos arası yani bizim mahalle ve Yunan Adaları,Yunan takıntınız yoksa oraları bile artık bizim mahalle sayilir,güzel bir gezi,uzatmamak için arayı atlıyorum,Rodos tayız , Bozburuna geçeceğiz,akşam nefis bir yemek,tek sorun rakı ,zor bulunan bir şey.Sabah işlemleri yaptırdık,mutluyuz , problemsiz geçiyor herşey,albayım başüstünde Mandraki de başa gelebilecek demir takmak gibi sorunla karşılaşmadan demiri aldik,iskele kıç omuzlukta etrafı seyrediyor hocam,iki mil gibi bir hızla iki geyiğin arasında.....ve.....yaşam bitti.Yanımızda rıhtıma bordalamış bir mega yattan (CHRİSTİNA) sağlık ekibi hemen anında geldiler tüm gerekli ekipmanla ama geri döndüremediler, yine de yapabilecekleri her şeyi yaptılar KENDİLERİNE SONSUZ TEŞEKKÜRLER.
Tekne sorumlusu olarak gerekli işlemleri tamamlamam ogün ve ertesi gün sürdü,Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın birimlerinin yakın ilgisi,konsolosluğumuzun ilgileriyle tahsis edilen bir tekne ile naaşı Marmarise gönderilmek üzere planlanıldığında ben tekne ile Marmarise döndüm,oradan da Urlaya ,ertesi gün Urla da askeri törenle toprağa verdik denizi gören bir yerde,yanında da çok sevdiği KAPTAN teknesinin orijinal yekesi ile.Kendiliğinden gelişen bir ritüelle,yekeyi oğlu Bob a verdim ,oda babasının yanına uzattı.

Selamlar sana komutanım,nur içinde yat.

Deniz Eğitim Komutanlığı
T.C.G.SAVARONA GV.Telsiz
64-1-647
Erkut Soysal

12 Temmuz 2007 Perşembe

KONU NEDİR

Çözüm eylemle gelir,

Konu bayraksa,
Dsti gerçekten yabancı bayrakla seyretmekten rahatsız olan elli tekne toplar bulabilirse,
Bütün iletişim guruplarını kullanır ,teknelerine şurada şu saatten itibaren yabancı bayrak basmayacağını,Türk bayrağını toka edeceğini ilan eder,konunun da nedenlerini tüm kamu oyuna gereğince duyurur,kendilerine uygulanacak müeyyidelere karşı tavrını gurup olarak koyar,hukuki ve mali desteğini de koyar,


Vergiler söz konusu ise,Türk bayraklı tekneler toplanır buna benzer bir eylem koyar,haklı olduğu tarafları öne çıkararak,vergileri ödemezler ve sistemle papaz olurlar,sansasyon sağlanır,

Konu yerli tekne üreticilerinin fiat politikaları ise,guruplarda açıkça karşı tavır alınarak çok kolay çözüm sağlanabilir.Ama dar olanaklarla ,özverilerle bu sektöre hizmet veren kuruluşlarımıza nasıl bakmalıyız,onlarla sorunu tartışmadan böyle davranmak yarar mı zarar mı getirir.?

İlan vermek basını beslemekten öte işe yaramaz.

Esas olan verilecek ilanı,ilan olarak görmeyen,bir sivil toplum hareketi olarak görebilecek basını yanımıza alabilmek, amacımıza hizmet etmesini sağlayabilmektir.
Bence.

Hangi çevrelerden ,nasıl reaksiyonlar gelebileceğini gözümün önüne bile getirmek istemiyorum.Kabus gibi.
Hangi basının da böyle bir bildiriye tekneciler(yatçılar) veya deniz açısından yaklaşacağını kestiremiyorum.
Parayla yaptırmak kolay.

Şimdi kılıçlar çekilecek bunu hissediyorum.

deniz-yelken adına

Erkut Soysal

KONU NEDİR

İKİNCİ EL YABANCI BAYRAK SÖYLEŞİLERİ

Sayın Genç

Amacım mevcut rahatsızlıkları veya hassasiyetleri daha da konunun içine çekmeden ,öze inmemiz gerektiğini vurgulamaktır.

Ben ,sizin dilinizle teşhis doğru konulursa,tedavinin de çok kolaylaşacağı inancındayım,ama tedavide başarıda bu yoldaki isteğin de nekadar önemli olduğunu benden iyi bilirsiniz mutlaka.

Yine sizin dilinizle hasta olmadığı halde,aynı semptomları gösterip gerçek hastalara sağlanan ayrıcalıkların hastaymışcasına başkalarınca kullanılışının sergilenmesi çözüme yardım etmiyecektir.

Gerçekten ihtiyacı olmayan birinin ekonomik şartlar nedeni ile bayrağından teknesinde vazgeçmesi kadar, böyle bir uygulamayı fertlerine yaptıran sistemin yargılanması ve bu sakatlığın kaldırılması,bu kaldırışın da ,uygulanırken sadece sivil toplumun değil,sektörün ve kamu yönetiminin yararlarının göz ardı edilmemesini anlatmaya çalışıyorum.

Bence konu içerideki vergiler değildir ilk anda,
Buna benzer onlarca malzemede aynı uygulama yapılmaktadır.

Konu teknenin lüks olmadığını anlatabilmektir, tüketim değil üretim malzemesi olduğunu sergileyebilmektir.
Bilmiyorum bunu da nasıl becereceğiz,bu işin yükü sizlere düşüyor,
ve de bu ayrıcalığı tekneler için istediğimizde bunu başkalarına,
aynı vergi koşullarına tabi diğer kesimlere kabul ettirebilmektir ,anlatabilmektir zor olan.

İsmin iyi konulması şarttır,insanlara teknelerin ve denizin ulaşılamaz olmadığını,yetkililere de bunu sağlamakla yükümlü olduklarını anlatmak için organize olmalıyız.

Bu nedenle yabancı bayraklı tekneler yerine,Ulusal bayraklı teknelerimizin sorunlarından başlamalıyız,yerli üretimimizi gözden geçirmeli,destek olmalıyız,özendirmeliyiz insanımızı,

çözümün bir ayağı da budur.
İnsanların tekneye ulaşamamasıdır problem.

Bence.

Konuşabildikçe anlaşacağımız kesindir.

Erkut Soysal

Konu nedir?Yabancı bayrak mı?

Konu nedir.

Suya sabuna dokunmadan

Böyle başlıyoruz ama mümkün değil

Başka açıdan baktığımda bir sosyal bilimci olmayan benim anlayışımda ,sanki,
Sivil toplum insiyatiflerinde olması gereken davranış şekli,
kurumlar ve sistem diyebileceğimiz sivil olmayan kuruluşlarla,
birey haklarının ve korumak zorunda olduğu diğer savunmasız evrensel unsurların çelişkilerinin konu alınması davranışıdır..

İnsanın insanla çelişkisini ele almamalıdır,
bunu sanırım hukuk çözmelidir

Bireyin değil ,
gücü, erki taşıyan, sivil olmayan sistemin karşısında oluşan
anlayış ve davranış birliği olmalıdır sivil insiyatifler.

Sivil olmayan otorite ile çelişkisini çözmesinde ,
olmayan güçler dengesine karşı ,
bireyin yanında tavır alması gereken güçtür diye düşünüyorum.

Güncel konumuzdaki gibi,

kişisel tercihlerin
bu denli yargılanması,
suçmuş gibi lanse edilerek lince varacak davranışlar yaratmak değildir sivil toplum örgütlerinin görevi.

Hele konu deniz olunca mutlaka daha çok talep farklılıkları,daha çok olanak ve daha çok yetebilme ve edinebilme formları sisteme girebiliyorsa..

Bütün bu faktörler sonucu edinilen değerlerin şekli ve kullanımıda farklı olacaktır.
Kişisel talep ve tercih etken olsa bile
bir çoğumuzun denizle ilişkisini olanaklarımız belirler,olanaklar geliştirilebilir,değişebilir,ama kişisel tercih te varsa bu kimseyi ilgilendirmez

Bu tercihlere neden olan unsurları çok geçerli ve doğru olabilir insanların kendilerince,
insan olmanın getirdiği özgür tercih hakkının kullanılmasının sonucu kurallara da uygun ise , bunları eleştirmek yerine tercihini değiştirecek imkanları sunmaktır doğru olan,
tabii değiştirmesi gerçekten doğru ve yararlı ise ,

yani biz öyle zannetmiyorsak.

Bence.

Ama bunlar gerçekten çözülebilir konular,

.
Bayrak Bağımsızlık semboludür.Doğrudur,bununla ilgili
gerektiğinde
düşüncemiz aşağıdadır


Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.
'' SÖZ KONUSU VATAN İSE, GERİSİ TEFERRUATTIR. ..''

Karar vermesi gerekiyor bizlerin,konu yabancı bayrağı önlemek midir?,konu vergilerin düzenlenmesi midir?,konu ikinci el ithalatın açılması mıdır?,yerli üreticilere fiatlar konusunda uyarı mıdır?,vatan millet Sakarya mıdır?.Denize bir kişinin daha çıkması mıdır?


Erkut Soysal

11 Temmuz 2007 Çarşamba

SAZDAN TEKNE İLE ATLANTİK GEÇİŞİ-ERKUT SOYSAL

Sazdan tekneyle Atlantik'i geçmeye çalışacaklar!
İki kıta arasında ticaretin Taş Devri'ne kadar indiğini ispatlamak için, tarih öncesi çağlardaki gibi sazdan yapılmış bir tekneyle Kuzey Amerika'dan Avrupa'ya Atlantik'i geçmek ve tarihi yeniden yazmak isteyen Alman kaşif ekibi yola çıktı. 11 kişilik mürettebatı bulunan ''Abora 3'' isimli sazdan tekne, İspanya'nın güneyine 6 ila 9 hafta sürecek yolculuğuna başlamak üzere, bir römork ile New York limanının dışına çekildi. Sazdan yapılmış tekneleri resmeden, 15 bin yıldan daha eski prehistorik resimlerden etkilenen Alman botanikçi ve arkeolog Dominique Goerlitz, yola çıkmadan önce, ''Bu tekne atalarımızın öyle ilkel olmadıklarını göstermeyi amaçlayan bir zaman makinası, tarihi yeniden yazmak istiyoruz'' diye konuştu. New York'tan bu ilkel tekneyle yola çıkan ekibin amacı, uzmanların, ''eğer tarih öncesi insanlar Avrupa'dan Amerika'ya uygun rüzgar ve akıntıların yardımıyla gidebilmiş iseler dönüşleri olanaksız olurdu'' görüşünü çürütmek. Titicaca gölünün kıyısında yaşayan Bolivyalı bir kızılderili kabilesi tarafından imal edilen 12 metre uzunluğunda ve 4 metre enindeki ''Abora 3''te yardım motoru dahi bulunmuyor. İki gövdesi bulunan tekne, 11 metre uzunluğunda bir yelken direği ve 60 metrekarelik bir yelkene sahip. Tekneyi üretmek için 5 yıl önce başlatılan projenin maliyeti 750 bin avroyu buldu. Paranın büyük bölümü, aralarında mühendis, doğramacı ve iki öğrencinin bulunduğu mürettebat tarafından sağlandı. Teknenin ikiye bölünme veya batma tehlikesi bulunmadığını, çok güvenli bir tekne olduğunu söyleyen ekip başkanı Goerlitz, en büyük endişelerinin, kendilerini radarda göremeyecek olan dev yük gemileri olduğunu belirtiyor. Norveçli kaşif Thor Heyerdahl, yine sazdan yapılmış ''Ra 2'' adlı tekneyle doğudan batıya seyahatin mümkün olduğunu göstermiş, Atlantik'i aşmayı başardığı bu yolculuk sırasında ekvatorun uygun rüzgarları ile güçlü akıntılarından yararlanmıştı. ''Abora 3'' ekibi ise bu yolculuk sırasında Azor adaları, ardından da Cadiz'e ulaşabilmek için kendilerine karşı gelen Atlantik'in güçlü rüzgarlarıyla mücadele etmek zorunda kalacak.
Milliyet son dakika



Erkut Soysal

10 Temmuz 2007 Salı

DSTİ VE TÜRK BAYRAĞI

Dsti ve Türk bayrağı

biz deniz çingeneleri,açmazdayız,
inanmışız dstı ye sizi izliyoruz,
dsti işlevini kaybetmiş diyorsunuz ya,korkuyoruz yazmaya,
farklı düşünmenin ,yanlış düşünmek diye algılandığı ortama,
ellerinde baltalar ,kurulmuş giyotinler,acımasız fan gurupları,
biri birşey yazsada budasak diye pusuda,

oysa kim ister kendi bayrağı dışında bir bayrak altında seyretmeyi,
kim kendi bayrağı ile seyretmek onurunu istemez,mümkün mü bu?,hele hele bizim gibi sarılacak çok az şeyi kalmış toplumların göz ardı edeceği bir şekil mi bu?

Seçim öncesi elde edilecek vaadlarla çözülmez bu,basmayın yabancı bayrakları,bende dahil
bir kişi,beş kişi,bin kişi ne kadar varsa,bakalım ne olacak,mademki anarşistiz gereğini yapalım,çözümü başkaları bulsun,bana ne.


Tabii konu bayraksa..........


Erkut Soysal

7 Temmuz 2007 Cumartesi

TANJU OKAN KUPASI NEDİR?

Bizim oralarda yöresel bir aktivite vardır,tamamen bir kaç kişinin düşünüp tasarladığı,adını koyduğu,uyguladığı,finanse ettiği ve her tekneye,denize çıkmak isteyen herkese açtığı,
konuyu bildiğini düşünenlere de gelin birlikte yapalım dediğimiz,

insanlar yılda bir kere topluca denize çıkarlar,bu aktivitede
direği olan bütün tekneler,
yelkeni olan demiyorum,
mesela yelken alanı toplam 18 metrekare,boyu onmetredir,6 ton dur,
boyu on metredir ya farketmez C klas KAPTAN teknesi ile,Türkiyenin en iyi 10 m guletlerinden,POYRAZ la,klasiklerin en iyi örneklerinden ORİON la aynı guruptadırlar.
Bu ara 3.5 m kırlangıçları,DEÜ nin ÖNDER i vardır eğrileri iki cm kalınlığında,kik ama latin yelkenli,yapım yılı belli değil,yanımızdadır,elimizden gelse ULUBURUN u bile görmek isteriz bu şenlikte,eğitim tekneleri de katılır bize,
hiç bir teknenin ölçüm belgesi yoktur
Bütün organizasyonu kişiler becerebildikleri kadar üstlenirler,ceplerinden para vererek,
bu ara 5 m,6m tekneler vardır,bir bölümü hareketli salmalılar deplasman teknesi olmayanlar vardır,tek kuralı vardır,direği olmak,
En yakın Büyük Yat Kulübü 50 mil güneydedir,bu mevsim kendi programları yoğundur,yaşamları yoğundur,işleri yoğundur buna rağmen kendi programlarının uzantısı olarak gelebilirlerse gelirler,onları kendi kuralları içinde yarıştırırız,onların trofe programlarını bozmayız,ayrı değerlendiriz,
Kuzeyimizde bir kardeş kulübümüz vardır,yıllarca bize olabildiğince katkıları olmuştur geçmişte,
şu an ise kuzeyimizdeki en yakın yat kulübümüz eğer varsa 65 mil kuzeyimizdedir.
Biz zaten kulüp değiliz,böyle bir iddiamiz da hiç olmadı,bu aylarda direği olan bütün tekneler bir kere toplanır birlikte denize çıkar,bu arada bizim için önemli olan bir dostumuzu da yad ederiz,onun geçtiği sulardan geçer,onu dinleriz,
Kendi kurallarımızla yarışırız,
bir sürü tekne yarışı!!!!!!!!! bitiremez bazı teknelerimiz yarışı!!!! bırakıp onları çeker ,getirir,
çekip getiren teknelere de kupa veririz,
10 yıldır destek sınıfında yarışan teknelerimiz vardır,diğer tümü gibi
büyük kulüple anlatılan ne ise,barınağımız küçüktür,burada rahat edemezler,fazladan üç tekne için bile,balıkçılarımız kendi bağlandıkları yerleri boşaltıp onlara yer vermek durumundadır,
Pazar günü ağırlıklı bu aktiviteden sonra büyük klüplerin bölgelerine dönmeleri aynı gün zordur,bazen yarış bittiği an yola çıkarlar,ödüllerini bile almadan,hepsinin işi gücü vardır,
bu durum aslında Büyük kulübün yarışlarına katılmak isteyen diğer bölge tekneleri içinde problemdir,en az bir iş günü dönüş için gereklidir,bu sebeble büyük kulübün yöresindeki yarışlara da dışarıdan tekneler çok istedikleri halde pek katılamazlar,
Ve böylece bu aktivite ile her yıl onlarca kişi tekneleri ile ilk defa Hekim adasını dönerler,
döndüklerinde masalar kurulur,onlarca kişi aynı masalarda yer içerler,ceplerinden.
Yeni dostlar edinilir genellikle,bazen de kırgınlıklar,olmasa iyidir ama,kendilerine deriz,gelin birlikte kotaralım bu işleri,siz bilginizle tecrübenizle geniş çevrelerinizle bize değil denize katkıda bulunun,
gelen başımız üstüne.

Erkut Soysal

5 Temmuz 2007 Perşembe

TANJU OKAN KUPASI

TANJU OKAN KUPASI SONUÇLANDI

DREAM SINIFINDA BİRİNCİ OLDU

URLA DA YARIŞAN
SEVGİLİ DOSTLAR

Birlikte olduğumuz Tanju Okan kupası yarışlarında genel sonuçların bir bölümünün analizini sizlerle paylaşmak istedim.

Bu yarışlar tamamen bir yöresel aktivitenin parçası olup,kendi gereksinmeleri içinde yapılıyor olmasına rağmen yinede insanların emeklerinin karşılığını adaletli almaları gereken bir olgu olarak bakılmalıdır ve öyle yapılmaya da çalışılmaktadır.
Buna yarışları kim organize ederse etsin öncelikle bu prensibe inanmak zorundayız.

Bu yıl organizasyonun hiçbir aşamasında yer almamama ,organizasyon ve yarış komitesi ile ilgim hiç olmamasına, mahalle, yarışa birbuçuk saat önce gelip hemen denize çıkmama rağmen yine de bazı sorularla karşı karşıya kalmam beni hiç rahatsız etmedi, hatta keyif almama neden olmasına rağmen ,soruların içeriği nedeni ile belge niteliğinde yazıyla sizlere cevaplamanın bence doğru olacağını düşündüm.

Bu tip çok çeşitli teknenin katıldığı fakat yeterli sayıda katılımın olmadığı yöresel yarışlarda sınıflandırma problemleri her zaman yaşanmaktadır.

Birinci öncelik olarak yarışmaya gelen her teknenin yarışa katılımını sağlayacak guruplandırmalar dikkate alınır.

Yarışmak için gelmiş bir performans teknesinin,gurup kurulamadı diye yarış dışı bırakılması,bu tip yarışlarda kesinlikle düşünülemez, yarışa çıkabilmesini sağlayacak düzenlemeler yarış komitesinin yetkileri içerisindedir.
Bu düzenlemelerden biri de kendisinden sonraki sıralamada yer alan teknelerin onayları alınması kaydı ile gurup kurulabilecek sayının sağlanmasıdır.
Bu gurup kurulurken eklenen diğer teknelerin kendi doğru gurupları içerisinde yarıştıkları takdirde elde edebilecekleri dereceler mutlaka farklı olacagından,onayları önem kazanmaktadır.
Alt gurupta kalan diğer teknelerin bu kurgudan sonra kendi guruplarında şanslarının arttığı ortadadır.
Kabul edilemez olan, aynı guruplarda kendileri ile yarışma hakkına sahip başka bir tekneyi,niye bunuda bir üst guruba almadınız söylemidir ve hiçbir zaman hoş olmayacaktır..

DREAM teknemizden rating i istendiğinde 33 feet cru. Bavaria nın eşdeğer balonsuz IRC ratingleri dikkate alınıp varılan 915 değeri iletilmiştir.

Dream ın Destek sınıfı için hesaplanan TCF ise 33 feet ler için 961 dir.

Ekibimle kullandiğım birinci olan DREAM 33 feet tekne ,yarışı 9.610 saniyede bitirmiştir TCF 961 ile CT 9235 saniye

İkinci olan 42 feet jean. MEZZAMORTA 10.025 saniyede bitirmiştir. TCF 995 ile
CT 9975 saniye
Üçüncü tekne WADİ 11.835 saniyede bitirmiştir TCF 917 ile
CT 10852 saniye
Sonuçlarını almışlardır.
Hakem komitesinin ilan ettiği sonuçlardaki sıralamanın geçerliliği zaten konumuz dışı olup sizlere de verilen yarış talımatlarındaki hesaplama sistemlerinden bu sonuçlara aynen ulaşmanız mümkündür.Bu açıklamadaki amacım, elimizdeki talimatlarla sorularımızı cevaplamak mümkün olduğundan,onları okumamızın önemini bir daha anlatabilmektir.

Bu olumsuz ,sağnaklı,zaman zaman 38 knt a çıkan havada labirent gibi Uzunada-Hekim-Urla iskele parkurunda
Sizlerle yarışmak keyfini yarattığınız için teşekkürler.

YİNE SENİNLEYDİK TANJU ,
ADALARA GİTTİK SENİN SUDAKİ İZLERİNLE,
SANA İNAT,
İÇKİN SİGARANA İNAT ,
BİZDE VARIZ DEDİK SEKİZİNCİ YILDA,
BAŞTAN BERİ OLDUĞU GİBİ,

AFFET BİZİ,HER YIL BİRAZ DAHA BURUK,
AMA İNAN ,
BU BÖYLE GİTMEZ.

S/Y DREAM
ERKUT SOYSAL

19 Haziran 2007 Salı

KÜRESEL ISINMA SAFSATA MI?





Küresel ısınma safsata mı?


Danimarkalı bir bilim adamı sıcaklıkların artması ve küresel ısınmanın meydana gelmesinin safsata olduğunu iddia etti.
16 Mart 2007 Cuma 22:33
Küresel ısınmanın dünyanın her yerinde gündemi meşgul eden önemli bir konu haline geldiği şu günlerde, Danimarkalı bir bilim adamı atmosfere yayılan sera gazları sonucu sıcaklıkların artması ve buna bağlı olarak iklim değişiklikleri meydana gelmesini gerçek dışı bulduğunu belirtti. Non-Equilibrium Thermodynamics dergisinde çıkan yazıda Kopenhag Üniversitesi"nde görev yapan Prof.Dr.Bjarne Andresen, artan sıcaklıklar ve bunun sonucu meydana gelen küresel ısınma fikrinin bilimsel olmaktan çok politik bir malzeme haline geldiğini vurguladı. Western Ontario Üniversitesi"nden Kanadalı Prof.Dr. Christopher Essex ve Guelph Üniversitesi"nden Prof.Dr. Ross McKitrick ile birlikte konuyla ilgili bir makale hazırlayan Andresen, dünyada son 50 yıldaki ısı artışının sera gazlarına bağlanmasının moda haline geldiğini kaydetti. İnsan faktörünün içinde yer aldığı kirliliğin dünya atmosferini bu kadar kısa zamanda değiştiremeyeceğinin altını çizen Andresen, "Çok karmaşık bir yapısı olan atmosferin basit ısı değişimleriyle bozulmasından bahsetmek imkansızdır. Sıcaklık, atmosferin sadece homojenik sistemini tanımlayabilir. Daha da ötesinde, iklim tek bir sıcaklık seviyesine hükmetmez. Sıcaklık farklılıkları sayesinde iklim etkilenir ve fırtınalar, deniz olayları meydana gelir" dedi. Andresen, küresel ısınma fikrinin bilim adamlarından çok politikacıların ilgi alanına girmesini ve oy kaygısıyla konuya yaklaşılmasını eleştirdi
Alıntı-iş-te gündem
Erkut Soysal

KÜRESEL ISINMA SAFSATA MI?

KÜRESEL ISINMA TEZLERİNİN TİCARİ İNCELENMESİ

RACİ DURUCAN DAN GELEN İLETİDEN ALINMIŞTIR.




KÜRESEL ISINMA YENİ PAYLAŞIM ARACI MI?

2007 Yazı geldi, Ankara'da kırkikindi yağmurları başladı. Günaşırı yağmur yağıyor. Ülkenin çoğu yerinde hava raporları 'yağmurlu' olarak gösteriyor. Bazı bölgelerimizde sel yüzünden insanlar dahi ölüyor. Küresel ısınma dolayısıyla en kurak yaza geçireceğimizi iddia edenler fikirlerini değiştirtirdiler mi? diye bakıyorum; yağan yağmurları 'Küresel felaket' anonsuyla duyurmayı tercih ediyorlar. Dikkatinizi çekiyor mu?
***
Okul yıllarında sizler de benim gibi Deli Dumrul hikayeleri okumuş olmalısınız. Kuru çayın üzerine köprü yapıp geçenden 5, geçmeyenden döve döve 10 akçe almakla nam salmış bir yiğidi unutmak kolay değil.

Günümüzde yaşasaydı gözleri faltaşı gibi açılacak, belki 'bunu ben nasıl düşünemedim?' diye hayıflanacaktı . Zamane Deli Dumrul'ları insanı kuru çay üzerine yapılmış köprüden geçirmenin değil; soluduğu havayı satmanın peşindeler. Yöntemleri biraz farklı tabii. Deli Dumrul gibi köprünün başına kılıçla dikelip geçmeye zorlamıyorlar. Köprüden geçmeye heveslendiriyorlar sadece. Karşı çıkanlarsa medeniyetsizlik ve duyarsızlıkla suçluyorlar.. . O dönemde henüz medya icra-i sanat eylemediğinden köprüden geçmenin faziletlerini reklam edip köylüleri gönüllü yapmak mümkün olmazdı. Şimdi var ve soluduğumuz havayı satın almak için pek hevesliyiz.

Kyotoprotokolünden bahsediyorum. Yıllardır ' Küresel Isınma' başlığı altında ifade edilen, insan eliyle atmosferin kirletilerek Dünya'nın felaketler zinciri içine itildiği iddialarından. Pek masum gibi görünen bu çabaların altında, zengin ülkelerin dünyayı yeniden paylaşma düşüncesi yatıyor. Bu yazıda sizlere Türk Medyasında pek yer bulmamış, fakat Amerikan ve özellikle Kanada basınında tartışma yaratan küresel ısınma'nın politik bir paylaşım aracı olduğunu izah etmeye çalışacağız.

Küresel Isınma tabir edilen şey ; dünyanın ortalama ısındaki artışa işaret etmektedir. Bu bağlamda felaket tellallarının dile getirdikleri şeyler şu şekildedir:
2005 yılı Dünya tarihinde bilinen en sıcak yılı yaşamıştır . Isınma devam ederek bir dizi zincirleme felakete yol açacaktır. Isı artışının sebebi yeryüzündeki insan faaliyetleridir. Bu nedenle insan faaliyetlerine sınırlama getirilerek önlem alınabilir. 1980 yılından itibaren günümüze kadar ortalama ısı 0,5 derece santigrad artmıştır. Bu artışın rakamsal olarak küçük görülmekle birlikte sonuçları çok büyük olacak, milyonlarca insan doğal felaketlerden etkilenecektir. Isınmaya neden olan insan faaliyetlerinden en önemlisi fosil yakıtların tüketimiyle atmosfere salınan karbon gazıdır. Atmosferdeki karbon gazı artışı ozon tabakasının incelmesine ve sera etkisi yaratarak ısınmaya neden olmaktadır. Ozon tabakasındaki incelme zararlı güneş ışınlarının filtrelenmeden dünyamıza ulaşmasına yol açmakta ve canlı hayata zarar vermektedir. Ayrıca sera etkisi, Dünya'nın ortalama ısısının her geçen gün yükselmesine ve geri dönüşümü olmayan bir reaksiyon zincirini tetiklenmesine neden olmaktadırlar. İklimlerdeki değişim sokaktaki insanın dahi fark edebileceği bir duruma gelmiştir. Dünyanın ortalama ısısının yükselmesi kutupların erimesine, bu da Kuzey Amerika için hayati ehemmiyeti olan Atlas okyanusu sıcak su akıntısının kesilmesine ve denizlerdeki su seviyesinin yükselmesine neden olacaktır. Karbon gazı salınımına getirilecek sınırlamalarla bu felaketin önüne geçebiliriz vs...

Bu fikirlerle her gün medya bombardımanına tutuluyorsunuz. Peki bunlar doğru mu?
İnsan tabiatı yok edilebilir mi?
Tabiatın kendi savunma mekanizması mevcut değil mi?
Kyoto protokolü gerçekten çevreci bir anlayışla mı geliştirildi?
Yoksa sanayileşmekte olan ülkelere kısıtlama aracı yapılarak Dünya'nın zenginler tarafından yeniden paylaşımı için mi planlandı?
28 Nisan 1975 tarihli Newsweek gazetesini açtığınızda, karşınızda kocaman ' The Cooling World- Soğuyan Dünya' adlı makaleyi görebilirsiniz. Yayınlandığında büyük yankı uyandıran bu makalede Dünya'nın gittikçe soğuduğu ve 10 yıl içerinde kuzeyde Kanada, Rusya gibi büyük buğday üreticisi ülkelerin topraklarının donarak tarım yapılamaz hale geleceği iddia edilmişti. Hindistan , Pakistan gibi muson yağmurları nedeniyle tarım yapabilen ülkeler de dramatik bir şekilde soğuyan iklim değişikliğinden nasiplerini alacaklar; açlık, kıtlık gibi felaketlerden etkilenmeyen ülke kalmayacaktı. Aynı makalede Kolombiya üniversitesi görevlilerinin uydu fotoğraflarını inceleyerek yaptıkları gözlemlemeler N. Hemisphere bölgesindeki kar yüksekliğinin ani şekilde arttığından bahsedilmektedir. 1964-72 yılları arasında aynı bölgeye düşen güneş ışınları %1,3 oranında azalarak soğumaya neden olduğu iddia edilmektedir. Bildiğiniz gibi bu iddiaların hiçbiri gerçekleşmedi. Ne dünya soğudu, ne de iklimler radikal bir şekilde değişerek makalede öngörülen felaketler ortaya çıktı.

Dünyanın giderek soğuduğu ve yeni bir buzul çağının eşiğinde olduğumuz iddiaları çabuk unutuldu. Şimdi felaket tellalları küresel ısınmadan söz ediyorlar. Fosil yakıtların büyük oranda tüketiminin yol açtığı karbondioksit salınımının sera etkisi yaratarak buna yol açtığını söylüyorlar. Bu doğruysa yukarıdaki bahis konusu makalede geçen soğumayı ne ile izah edeceksiniz? Eğer karbondioksit salınımı sera gazı etkisi yaratacak kadar etkiliyse Dünya'nın hızla sanayileştiği II. Dünya savaşı sonlarına rastlayan 1940-1980 yılları arasında ısı düşüşünü ne ile izah edeceksiniz? İklim bilimcilerin açıklamalarına göre Dünyanın ortalama ısısı 1600-1700 yıllarından itibaren artmaya devam etmiş; 1940 yılından 1980 yılına kadar düşüş göstermiştir. Bilindiği gibi en büyük enerji sarfı, sanayileşmenin hızla sürdüğü II. Dünya savaşının bitişiyle başlamıştır. Eğer karbondioksit salınımı iklim üzerinde bu kadar etkiliyse ortalama ısıdaki bu 0,5 C lik düşüş meydana gelmezdi. Gerçek şu ki Dünyanın ortalama ısısı, insan faaliyetlerine bağlı kalmaksızın tarih içinde değişim göstermektedir.

Bundan beşyüzbin kadar yıl önce ilk buzul çağı sona ererken Dünyanın en sıcak bölgesi 7 dereceydi. Ortaçağ ısınma periyodu 1300 yıllarına kadar devam etti. Ardından gelen küçük buzul çağı Vikinglerin yerleştiği Görönland'ı yaşanmaz hale getirdi. Küçük buzul çağında Londra'da Times nehri dondu ve üzerinde ateş yakılıp sığır pişirebilecek duruma geldi. 1850 yılından itibaren dünya yeniden ısınmaya başladı 1940 yılına kadar devam bu süreç yerini 1980 yılına kadar devam eden soğumaya terk etti. 1980 den itibaren tekrar yükselerek 2005 yılında tavan yaptı.

Görüldüğü gibi iklim değişiklikleri tarihte hep oldu. Bu değişikliklere neyin sebep olduğu konusunda fikir birliği yoktur. İnsan eliyle iklimlerin değişebileceğini iddia edenler tarihteki değişikliklerin sebeplerini açıklamaya yanaşmamaktadı rlar. Zaten küresel ısınma senaristlerinin konuştuğu dil bir bilim değil, felaket tellallığıdır.

Küresel ısınma tellalları ozon tabakasının Antarktika üzerinde inceldiğini ve incelmeye devam ettiğini iddia etmektedirler. Gerçek şu ki, yeryüzünden itibaren 14-40 km yükseklikte bulunan ozon tabakası kalınlığı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Bir bölgedeki kalınlık da zaman içinde de değişim göstermektedir. Yani ozon tabakasının sadece Antarktika üzerinde inceldiği iddiası doğru değildir.

Ozon tabakasındaki incelme ilk defa 1970 yıllarından Amerikan kamuoyunda konuşulmaya başlandı. Supersonic uçakların egzos yoluyla stratosfere bıraktığı suyun ozon tabakasını etkilediği iddia edildi. Bu teorinin yanlışlığı anlaşılınca suyun yerini NOx aldı. Nükleer patlama artıkları NOx üretmekte yahut onu stratosfere taşımaktaydı. Bunun gibi birçok iddia kamuoyunda tartışıldı. Sonuçta ABD uzayda üs kurma ve supersonik transport projelerini askıya aldı. Konunun üzerini açan kişi, Dünya'yı ufoların ziyaret ettiği iddialarının en şiddetli savunucularından, Arizona üniversitesi atmosferik fizikçisi James Mc. Donalds' dı. Onun teorisine göre supersonik uçuşlar ozon tabakalarında %4 lük bir azalmaya neden oluyordu. Bu, sadece ABD de yılda 40.000 deri kanseri vakası demekti. 1971 yılında yayınlanan Science dergisinde, 2 yıl içinde ozon eksikliğinin %50 oranına yükseleceği, gündüz güneş ışınına maruz kalan canlıların körleşeceği, John Stone tarafından iddia edildi. Kamuoyunu dehşete düşüren bu iddialar etkisini gösterdi, süpersonik transport için hazırlanmış uçak modelleri toprağa gömüldü. J. F. Keneddy'nin 1967 yılındaki katlinden sonra meydana gelen bu gelişmeleri, Rusya ile nükleer savaşa girmekten kaçınan ABD derin devletinin bir manevrası olarak değerlendirmek mümkündür. Nitekim 1975 yılında ABD ile Rusya arasında başlayan nükleer silahlardaki indirim görüşmelerinde bu konu gündeme gelmiştir. Nükleer patlamaların ortaya çıkardığı nitrojen oksit'in ozon tabakasını tahrip ettiği öne sürülerek hızla tırmanmakta olan nükleer silah üretimi ve geliştirilmesi kontrol altına alınmıştır. Sonraları atmosferdeki nitrojen oksidin çoğunun insan faaliyetleri sonucu oluşmadığı ispatlandı. Hatta ozon tabakasını koruyan bağışıklık sistemi olduğu söylendi. Fakat günümüzde de devam eden 'ozon savaşları' başlamış oldu.

Küresel ısınmacı felaket tellallarının bilimle bağdaşmayan iddiaları gerçek iklim bilimcileri tarafından defalarca çürütülmüş olmasına rağmen bunlar kamuoyuna yansıtılmaz. IPCC adlı kuruluşun öncülük ettiği bu iddialar çoğu bilim adamı tarafından kabul edilmezdir. IPCC'nin düzenlediği toplantıya katılan 2500 civarındaki bilim adamının sadece 80 tanesinin sonuç belgesini imzasıyla oluşan metni herkesin onayladığı gerçeklermiş gibi sunmaktalar. İmzalayanlar da iklim değişikliklerinin insan faaliyetleri sonucu oluştuğunu değil, alınacak birtakım önlemlerin yararlı olabileceği şeklindeki tavsiye kararından dolayı bunu yapmışlardır.

Küresel ısınmanın sera etkisinden dolayı oluştuğunu ispatlayacak elimizde bilimsel bir veri mevcut değildir. Sera'yı bilirsiniz, saydam bir bölgeye hapsolarak çevresinden ayrılmış hava kütlesinin güneş ışınlarıyla ısınması sonucu oluşur. Böyle bir şey olsaydı üst atmosferde ölçülen sıcaklıkların, yer tabanlı sıcaklık artışıyla paralellik göstermesi gerekecekti. Üst atmosferde ölçülen böyle anormal bir artış söz konusu değildir. 10 yıllık periyodlar için 0,12 C lik bir artış söz konusudur. Bu artışta şehirleşme etkisinin önemini IPCC dahi kabul etmektedir. Şehirlerdeki beton ve asfalt yığınlarının güneş ışınlarını absorbe etmekten çok geri yansıttığını sizler de gözlemliyorsunuzdur. Böylece kar yağdığında şehir dışındaki kırsallara şehir içinden daha fazla yağmış olduğunu fark etmişsinizdir.

Antarktika'nı n ısınarak buz kütlelerinin eridiği iddiaları doğru değildir. Nature dergisinin yayınladığı fakat The Times'ın görmezden geldiği makaleye göre Antarktika 1966 yılından beri soğumaktadır. Batı Antarktika buz kütlesi erimekten çok kalınlaşmaktadı r. Bazı vadilerdeki kar kalınlığı artmakta ve bazı bölgelerdeki ısı düşüşü 10 yıllık periyod için 2 derece olarak ölçülmüştür.

Küresel ısınmanın insan sağlığı ve geleceği için bir tehdit oluşturduğu tezi de bilimsel değildir. Karbondioksitin zirai alanda üretimi artırıcı etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta karbon dioksitin bol olduğu dönemde %30'a varan üretim artışları görülmektedir. Ayrıca yüksek sıcaklıklar, ölüm oranlarını azaltmaktadır. Sıcaklık artışında görülen ölümler(mesela 2005 Fransa) sıcaklık artışından değil, sıcaklık değişkenliğinden kaynaklandığı bilim adamları tarafından ifade edilmektedir.

Küresel ısınmacı tez IPCC toplantılarına dayanır. IPCC üçüncü toplantısında Mann'ın çalışmalarını temel alarak Küresel ısınmayı red edilemez bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmuştur. Küresel ısınmayı yani; ani artışı izah için kullandığı 'hokey çubuğu-hockey stick' tabiriyle meşhurdur. Mann'ın çalışması birçok zaaf taşımaktadır. İlki; çalışmalarında sadece Kuzey Hemisphere yöresini baz almasıdır. Bir bölgede yapılan incelemeyle dünyanın genelini açıklayıcı bir tez öne sürmenin yanlışlığını kabul edersiniz. İklimlerin tarih boyunca istikrarlı bir çizgide olduğu kabulüyle 2000 yılını, son bin yılın en sıcak yılı ilan etmiştir. İklimlerin istikrarı konusunda teorisinde kullandığı 12 set verinin dokuzunu ağaç halkaları incelemelerinden, üçünü ise buz kalıpları incelemelerinden almıştır. Modelinde değerlendirmeye aldığı buz kütlelerinin bazıları Güney Hemisphere'den bir kısmı Görönland'dan ve iki tanesi de Peru'dan alınmıştır. Şimdi düşününüz; 12 set veriden sadece 8 tanesi Kuzey Hemisphere aittir ve onlar da ağaç halkaları sıcaklık tespit etme metoduyla elde edilmiştir. Bu verilere dayanarak son bin yılın en sıcak dönemini yaşadığımız iddia edilmektedir. Mann'ın tezi iklimlerde istikrar olduğu kabulüne dayanır. Halbuki Dünya'nın buzul çağından çıktıktan sonra 12.000 yıl önce ortalama ısının 14 C olduğu bilinmektedir. 800-1300 yılları arasında bir ısınma süreci yaşandığı, ardından 1300-1850 yılına kadar küçük buzul çağıyla tekrar soğuduğu bilim çevreleri tarafından kabul edilen bir gerçektir. Mann'ın 'Hockey Stick' adıyla anılan tezi yeryüzü tabanlı ölçümlere dayanmaktadır. Yer bazlı ölçmelerin üst atmosferdeki ölçümlerden farklılık gösterdiğini daha önce izah etmiştik. Bu farkın büyük ölçüde şehirleşme etkisinden kaynaklandığını da... Meteorolojistlerin dünya çapındaki 10.000 kadar veri toplama istasyonu şehirlerde yahut şehirlere yakın bölgelerdedir. Ağaç halkası değerleri tezde veri olarak değerlendirilmeden çıkartıldığında Mann'ın tezi askıda kalmakta ve açıkladıkları kanaate ulaşılamayacağını kendisi ve arkadaşları dahi kabul etmektedir.

Küresel ısınmacı tezin sahipleri Amerika ve Avrupa'da yüksek bürokratik kademelere getirilirken bu tezin yanlışlığını ispatlayan bilim adamlarının söyledikleri kulak arkası edilmektedir Gerek medya, gerekse yönetimler tarafından cezalandırılmaktalar. Daha önce internette yayınlanmış bu konuyla ilgili bir makalemi değişik haber kuruluşlarına ve editörlere göndermiş olmama rağmen bir tane bile geri dönüş olmadı. Her gün 'küresel ısınma şu kadar zarara neden oldu' diye felaket tellallığı yapanlar, aksi düşünceyi görmezden gelmeyi tercih etmektedirler.

Bütün bunlar bir yana, Kyoto sözleşmesini Küresel ısınmanın bir çözümü gibi önümüze sürülmektedir. Kyoto sözleşmesi atmosfere salınacak gazlarda bir düşüş meydana getirmeyecektir. Hedefi, karbon salınımı 1990'lardaki seviyenin 5 puan altına çekmektir. Avrupa ülkeleri bu hedefi tutturamadıkları nı geçen yıl belirtmişlerdir. S özleşmenin ayrıcalıklı ülkeleri vardır. Hindistan, Rusya, Kazakistan gibi ülkeler salınımlarını azaltmak zorunda değiller, hatta alacaklı duruma geçmektedirler. Üstelik bir ülke kendisi karbon salınımını azaltamıyorsa bunu kotası olan başka ülkeden satın alabilmektedir. Örneğin ABD'nin fazlası, Uganda 'nın eksiği vardır ve ABD bu ülkenin karbon salınımını satın alarak yükümlüğünden kurtulabilmektedir. Yahut üçüncü ülkelerde geliştireceği projelerden alacağı puanlar hedefinden düşülecektir. Bu ve bunun gibi maddelerle Dünya'daki toplam karbon salınımı düşmeyecek, sadece ticari bir meta haline gelecektir. Milyarlarca dolarla ifade edilen yeni bir piyasa oluşacaktır.

Karbon salınımındaki düşüş hedeflerinin gerçekleşmesi, sanayileşmiş ülkelerdeki yatırımların azalması ve bu da milyonlarca kişinin işsiz kalması demektir. İşsizlik meydana geldiğinde bundan ilk etkileyecek kişiler ABD'de hırpaniler, zenciler ve bu gibi yabancı unsurlardır. Karbon salınımındaki gerçek düşüşü elde etmek, dünya sanayisinin geriye gitmesi, işsizlik ve buna bağlı yoksulluk demektir. Yoksulluğun çevre kirliliğini artırıcı bir etkisi olduğunu hepiniz kabul edersiniz. Bugün bile şehrin varoşlarına gittiğinizde kışın hava kirliliğinden genzinizin yandığını görebilirsiniz. Çevreyi nisbeten az kirleten teknolojiyi kullanmak belli bir hayat standardını gerektirmektedir. Çevrecilik, işsizlik ve yoksulluğu getirip tabiatın daha çok tahrip olmasına yol açacaktır.

Bugün 4.000 den fazla -ki içlerinde 70 tanesi nobel ödülü kazanmıştır- bilim adamı Mann'ın görüşlerinin tam aksini ispatlamışlardı r. Harward-Smithson astrofizik merkezinin yayınlamış olduğu ' 1000 yıllık iklim çalışması' adlı dökumanda küresel ısınmacı tezin ne kadar büyük bilimsel defektler taşıdığı izah edilmiştir. Tarihteki iklim değişiklikleri ele alınarak günümüzdeki değişikliklerin gayet tabii olduğu anlatılmak istenmiştir. Üstelik bu çalışmada Mann'ın yaptığı gibi sadece ağaç halkaları metodu kullanılmamıştır. Tarih içinde çok kısa (100 yıl) geçmişi olan ısı kayıtlarındansa, meteorolojistlerin araştırmalarında kullandıkları onlarca metoda dayalı verilerin değerlendirilmesiyle elde edilen ısı eğrileri gerçek durumu gözler önüne sermektedir. İklim değimleri karbon salınımından değil, bugün henüz bilinmeyen başka nedenlerden, belki Güneş fırtınalarından kaynaklanmaktadı r. Üst atmosferde karbon artışının iklim değişiminden önce mi sonra mı oluştuğu konusunda bir fikir birliği yoktur. İklim değişiminden sonra karbon miktarı artıyorsa zaten tartışma anlamsız hale gelmektedir.

Kyoto protolünün öngördüğü iklim değişimi ve bunun insan faaliyetleri sonucu oluştuğu tezi büyük bir ekonomik silah olarak gündemimize girmiştir. Dünyadaki tüm hesaplaşmalar, bölüşümler şimdi ozon üzerinden yapılmaktadır. Yunan felsefesindeki 4 element'den (ateş, toprak, su, hava) sonuncusu da vahşi kapitalizm tarafından ticari meta haline getirilmiştir. Nefes alırken değil ama verirken vergilendirileceğ iz, ücret ödeyeceğiz. Aldığımız nefesi dahi ücretlendirecek bu yeni kısıtlamaya karşı çıkmalı, akamete uğratmalıyız. Üzerinde hiç düşünmeden küresel ısınma ve buna dayalı felaket senaryolarını red edilemez bilimsel gerçeklermiş gibi önümüze sunan medyaya tavır belirtmeliyiz. Geleceğimizi kurtarmak adına geleceğimizi yok eden bu söylemin bilim diliyle konuşmadığını, politik bir proje olduğunu anlamalı ve anlatmalıyız. Fosil yakıtlara dayalı bir ekonominin sürüp gittiği Müslüman coğrafyayı derinden etkileyecek bu yalan kampanyaya teslim olmamalıyız.

Raci Durucan



(*) Makale büyük ölçüde ABD Oklahama senatörü J. M. Inhofe'in 28 Temmuz 2003 de yaptığı parlamento konuşması ve Rogelio Moduro'un 'The Holes in Ozon Hole' adlı kitabının özetinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Erkut Soysal